Home » Alevilik » Aleviliğin Müslümanlıkla İmtihanı

Aleviliğin Müslümanlıkla İmtihanı

Aleviler, öncelikle birilerinin Müslümanlık standartları ile inançlarını yaşamak veya kendilerini onlara göre tanımlamak zorunda olmadıklarının bilincine erişmelilerdir.

Özcan ÖĞÜT *

 Aleviliğin İslam içerisindeki durumu yüz yıllardır var olan bir tartışma konusudur. Bu tartışmalar geçmişten günümüze hep dini ulemanın, Aleviliğe fiziken veya fikren son verme hevesleri ile vuku bulmuştur. Geçmişte bu tartışmalar Ebu Suud Efendi ve İdris-i Bitlisi gibi şeyhülislamların katliam fetvalarında, “İslam dışılık” tespitleriyle “katli vacip” hükümlerle gerçekleşen kıyımlar, günümüzde de kendi egemen inanç kalıplarına yontma çabalarıyla sürmektedir. Yani geçmişten günümüze bakıldığında, en azından artık fiziksel anlamda bir yaşama şansı olduğundan bir ilerleme varmış gibi görülebilir. Fakat bugün bu katliamlar boyut değiştirerek, diyanet referanslı her ulema tavsiyesi istendiğinde fikren devam etmektedir.

Foto: Hilmi Murat

Aleviler geçmişte dinsiz bellenip kitlesel katliamlara uğrarken de, itikatlarında İslam’ın ehlibeyt gibi kutsal ve mağdur inanç figürleri vardır. Bugün’de aynı İslami figürler (sadece belirli bir yerde veya zamanda değil), yine ibadetlerinde, yaslarında, türkülerinde, özetle her yerde ve her zamanda hayatlarının birer parçasıdır. Fakat inancı kültürel asimilasyon veya salt zahiri unsurlar üzerinden algılayan egemen inanç, Aleviliğe hiçbir zaman kendi kalıpları dışından bakamamıştır. Dolayısıyla dün katliam fetvasını veren “şeyhülislamlık” makamıyla, bugün Alevilerin hiçbir hakkını tanımayan “diyanet işleri” makamı tamamen aynı ulemadır. Nedense aynı algı dün yok edebilmek için, (değil İslam) hiçbir inanç kategorisi içinde tanımlamadıkları Aleviliği, bugün İslam’ın kendi zahiri kalıpları içerisindeki bir modele hapsetmiştir.

Peki, ne değişmiştir de gözlerindeki “dinsiz Aleviliği” birden bire hidayete erdirip, kendi sınırlarını içerisindeki homojen bir İslami algıya oturtmak istenmiştir? Alevilere karşı İnkârcı ve asimilasyoncu yaklaşımlarına bakıldığında, aslında (katlin boyutu ve yöntemleri dışında) ortada değişen hiç bir şey yoktur! Bu algının halen aynı kaldığını anlamak için, yakın zamanda (cumhuriyet sonrası) gerçekleşen Alevi kıyımlarının nedenlerini ve atılan sloganları hatırlamak yeterlidir. Artık olayın özü sadece şundan ibarettir; “yeşil statükonun” dinamosu olan bu takiyeci anlayış, egemen gücünü ve gelişen çağın nimetlerini de kullanarak inancın pragmatizmini çözmüştür!

Egemenlerin elindeki, Aleviliği evrimleştirici bu pragmatist çözeltinin en önemli kozu ise; Alevilerin, ulema tarafından yüzyıllardır sokuldukları bu Müslümanlık imtihanlarından geçebilme hevesidir. Ve bu ulema’nın “Müslüman” tanımı ile şereflendirilebilen “makbul Alevilerin”, bu sınavı “din derslerinde, ramazanda, camide veya Hac’da” yani tüm inanç pratiklerinde başarı ile vermeleri beklenmektedir. Bu vaziyet ise aslında içi boşaltılmış bir Aleviliğin, bir sonraki geçişe hazır Proto-Sünnilik sürecinin ön aşamasıdır. Cumhuriyet sonrasında diyanet aracılığıyla bu sınavı başarıyla veren, yüzlerce yerleşkeden sayıları milyonları bulan insanların Alevilik geçmişleri bugün sadece bir nostaljiden ibarettir. Buna en son örnek; türkülerin ulu çınarı Neşet Ertaş’ın defin işlemleri esnasında (en köklü Alevi topluluklarından olan Abdal geleneğindeki) yakınlarının, medyaya yansıyan Sünniliği özümsemiş reaksiyonlarınıdır. Bu duruma benzer milyonlarca Sünnileşmiş eski Alevilerin varlığı Anadolu ve Trakya’nın birçok yerinde mevcuttur.

Alevilik, Ulema’nın tarif ve tahrif ettiği kalıplardaki bir inanç olmadığından, yüzyıllarca Şeyhülislamların katli vacip kıldığı “canları, namusları ve malları Müslümanlara helaldir” fetvalarının korkularıyla yaşamışlardır. “Camiye giderim, Ramazan orucumu tutarım, Hacımı da yaparım” diyerek “makbul Alevi” olan bir “model” birilerinin Müslümanlık imtihanını geçerken, Alevilik kimliğine de veda etmiştir. Üstelik bu modeller, yaşanılan Proto-Sünnilik süreci içerisinde birçok Alevi’yi de bilinçsel krizlerle “mutlak Sünniliğe” sürüklemektedir. Dolayısıyla, ulemanın gözünde Müslüman olabilmek için çabalayanların eksenlerinde bulunan birçok kişi de, yaşadıkları zihinsel bulanıklıklardan (belki farkına dahi varmadan) Sünnileşmektedir. Dahası, egemenlerden “Müslümanlık” payesi alabilmek için Sünnileşirken giyinilen kalıpları da Aleviliğe idealize etmeye çalışan Proto-Sünnilik, aynı zamanda giderayak Aleviliğin içini boşaltmak amaçlı kullanılan bir araç durumundadır.

Aleviler kendi öz kimlikleri ile var olabilmeleri için, öncelikle artık ulemanın bu meşakkatli ve pusularla dolu sınav maratonundan kurtulmalıdır. Ulemanın kendilerine biçtiği zahiri Müslümanlık kalıplarıyla, yaşadıkları Bâtıni İslamiyet arasındaki uçurumun farkına varmalılardır. Egemenlerin tekelinde herkese giydirilen homojen bir anlayışla bahşettikleri Müslümanlık payesi, özgün kimliğini yitirerek devşirilmeye müsait bir “makbul Alevilik” üzerinden genele sirayete edecek bir tahakküm unsurundan öte bir şey değildir.

Aleviler, öncelikle birilerinin Müslümanlık standartları ile inançlarını yaşamak veya kendilerini onlara göre tanımlamak zorunda olmadıklarının bilincine erişmelilerdir. Bu açıdan, inançlarının egemen sistemin hangi kategorisinde gösterileceği endişesi, ulemanın tuzaklarına takılacak bir ayrıntı olmaktan çıkarılmalıdır.  Ki asıl önemli olan, bu inancın mevcut özgün kimliğiyle baki kalabilmesidir.

Türk-İslam sentezinin “Yok birbirimizden farkımız bakın hepimiz Müslüman’ız” ninnileri ile devşirilmektense, Aleviler bu bastırılmış farklılıklarını görünür kılarak, bir arada yaşayabilmek için illaki egemenlere benzeşmek mecburiyetinde olmadıklarını hissettirmelilerdir. Artık Aleviler “Bu farklılıklarımız nasıl değerlendirilir?”, “yoksa tekrar katli vacip dinsizlerden mi sayılırız?” ya da “yine bir iftira malzemesi olur mu?”  gibi ulemanın yapıştırdığı tüm komplekslerden kurtulup, benzeşerek yok olmak yerine farklılıkları ile var olabilmek için mücadele etmelilerdir. Aleviler ancak bu “var olabilme” eşiğinin önündeki tuzakları sağlıklı bir şekilde atlatabildikten sonra gasp edilen tüm hakları için sağlam bir duruş sergileyebilir.

Aleviliğin Özgürlük Sorunsalı  

Tarihte Osmanlıdan günümüze iktidarları elinde bulunduran erklerin, Aleviliği olduğu gibi tanımak yerine, hep tanımlamak üzerine inşa edilmiş bir anlayışları söz konusudur. AKP Hükümetinin “Alevi Çalıştayı” mizansenleri de, başlangıçta Aleviler için bir umut gibi görünse de, yine egemen algının “Aleviliği yeni baştan icat” misyonunu yerine getirmekten öteye gidememiştir. En sonunda akil adamlar arasında Maraş Katliamının bir numaralı sanığının da davet edilmesiyle, artık bir çeşit Alevi traji-komedisi sahneleme niyetinde olduğu anlaşılan bu mizansen de birkaç perdelik oyunun ardından son bulmuştur.

Alevilerin özgürlük sorunsalının genel derinliğine bakacak olursak, esasında bu ne sadece son 10 yıllık bir AKP hegemonyasına, ne de yakın tarihteki bazı benzeri spesifik gelişmelere bağlıdır. Bunun esasında yatan köklü sorun; Alevilik gibi heterodoks bir inanç kültürünün, mutlak bir homojen gücün tekçi ve baskın hâkimiyeti karşısında mütemadiyen sıkıştırıldığı role tıkanmasıdır. Tarihleri boyunca bir yaşam hakkını dahi sürekli çeşitli badireler atlatarak elde etmeye çalışan bir inanç olmasından kaynaklı, travmatik bir birikim de bu sindirilmişliklerinde önemli bir etkisi vardır.

Osmanlı’dan (hatta mental kökleri bakımından Kerbeladan) bu yana “yaşatılmama” sorunlarının derinliklerine inecek olursak, özgürleşme algısı bile (bundan mahrum kalanların) bilinçaltlarına her daim bir lüks olarak kalmış ve tıpkı bahşedilen yaşamları gibi hep birilerinin lütfüyle olabileceğine inandırılmışlardır. Nitekim Alevilerin kitlesel refleksleri, bu tarihsel süreçler içerisinde (geçmişten-günümüze) kaderlerini tayin eden muktedirlerin tartışılmaz iktidarları karşısında pusturulmuştur.

Bugün Alevilerin ramazan orucu tutup tutmamalarının, camiye veya Hacca gidip gitmemelerinin halen tartışmalı konular olarak karşılarına sunulması, bu pusturulmuşluklarından kaynaklı güçlü olana benzeme zorunluluğunun bir ürünüdür. Yani bugün de egemen sistem, özgün bir ibadet mekânının tanınması veya inancı yaşayış özgürlüğü beklenecek en temel konularda bile, kendine benzetmeye (gücüne asimile etmeye) “rol model” eyledikleri kendi Alevilerini yaratmıştır. Dolayısıyla egemen sistemin kendi modelini yaratıp damgaladığı “iyi Alevi – kötü Alevi” şeklindeki ayrımlarla, özgürlük beklenen en temel hakların varlığı dahi Sünni ulema tandanslı bir ontolojik kriz sorunsalına büründürülmüştür.

Nitekim şu ana kadar Alevilerin tüm hak taleplerinin önü şu çıkmazlarla kesilmiştir; “madem Müslümansınız hadi o zaman camiye”, “madem Müslümansınız hadi o zaman (Sünni-Hanefi) din derslerine”, “madem Müslümansınız hadi o zaman vergileriniz Hanefiliğin diyanet işlerine.” Eğer bu anlayış, meclis başkanından başbakana kadar her hak talebinde “diyanet işlerine” (ulemaya) danıştık, Aleviler madem Müslüman ise” diye başlayıp, onları ulemanın sınırlarına tıkan bir Müslümanlık algısı ise, Alevilerin “Gayrı yeter! Biz bu imtihanı daha fazla almayalım” demelerinin zamanı çoktan gelmiştir!

Bu çıkmazdan kurtulmanın tek yolu başka bir din olarak kabul edilmek dahi olsa, kurallarını ulemanın koyduğu manevi derinlikten yoksun bir oyunun içinde olduklarının farkına varılması gerekir. Bu doğrultuda, Lozan antlaşmasının Gayrı-Müslimlere tanıdığı hakları da göz önünde bulundurarak, ulemanın bu kronik tuzakları karşısında gerçekleştirecek her hamle hukuken stratejik bir önem taşımaktadır. Bu hakların teslimi için, adına din, mezhep, tarikat, felsefe, kültür vb. her ne konuyorsa konsun. Aleviler artık egemen sistemin bu kelime oyunlarından kurtulup, köşeye sıkıştırılacak hiçbir koz bırakmadan, kendi özgün kimlikleriyle kabul görebilecek nasıl bir tanım gerekiyorsa ona “eyvallah” diyebilecek duruşu göstermelilerdir.

*Özcan ÖĞÜT Kimdir?

Aslen Maraş Pazarcıklı. Çukurova Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden, 2010 yılında mezun oldu. Ardından Barcelona’da, Pompeu Fabra Üniversitesi’nin “Siyasal Bilimler” alanında “Güncel Demokrasiler; Milliyetçilik, Federalizm ve Kültürel Çeşitlilik” üzerine aldığı yüksek lisans eğitimini tamamladı. Master tezini Türkiye’de kimlik problemi yaşayan Kürt Sorunu örneği üzerinden “hayalet kimlik” adlı sosyal-psikolojik bir kaos hipotezi geliştirerek tamamladı.

 

Dersimnews.com'u sosyal medyada takip edin
Paylaş

5 Responses to Aleviliğin Müslümanlıkla İmtihanı

  1. razkan Cevapla

    25/03/2013 at 10:11

    BIZ MUSLUMAN DEGILIZ KIZILBASIS KIMSE BIZI ISLAMA YAMAYAMAZ BIRLIK OLMA ZAMANI SIMDI

  2. Pazarcikli Cevapla

    28/03/2013 at 10:50

    Selamlar

    Yukaridaki yaziyi okudum, ve katiliyorum. Degerlendirmeler Dogru. Gerekki Anadolu ve Mezopotamyada yasayan her farkliligin hakkinda bukadar sayfa yazilsaydi. Örnegin Alevi kesim gibi bitirmeye calisilisan ERMENILER, SÜRYANILER, EZIDILER, LAZLAR, CERKEZLER, HRISTIYANLAR, ARAPLAR, RUMLAR, KÜRTLER, YUNANLILAR VAR.

    Bende aleviyim, yada bence daha cok kizilbasim(hz. alici degil marasli, dersimli erzincanli, bingöllü bi topluma, kültüre düsünceye ait hissediyorum kendimi). Aleviligi alevi derneklerinde degilde özünde ögrenmek istiyorum, ve arastirdikci bir cikmaza giriyorum.

    RAZKAN arkadasin yorumunda yazdigi gibi, bende müslüman degilim(orucu sevmem, ama komsum acsada onu ac birakmam, namazi sevmem, bir kitabin arkasinda 1400 sene kosmam…. akil mantikla hareket ederim)

    Eee bugün alevi derneklerine bakiyorum, avrupada olsun tcde olsun. Bize ögrettikleri tek sey var, alevici olacaksin(kabul), türk olacaksin yada türkce konusacaksin, HZ. ATATÜRKLE(alevilikte artik nerdeyse peygamber sayiliyor), HZ ALIYI SEVECEKSIN.
    ALEVILIGI ÖGRENMEYE CALISTIKTA, UZAKLASIYORUM ALEVILIKTEN, DETAILINA GIRDIKCE KACIYORUM ALEVILIKTEN. Dedemin ögrettigi alivilikle Alevi derneklerinde gördügüm alevilik birbirine uymuyor.
    SANKI KIZILBASLAR ALEVILESTIRILMEYE CALISILIYOR, buda beni kendi dinimden kültürümden UZAKLASTIRIYOR.

    BENIM YASADIGIM KIZILBAS KÜLTÜRÜ DINI GELENEGI:

    KIZILBAS: Ilk kesime yavus sultan selim dönemi baslanmis. Ortadogunun en namuslu halki, en görgülü halki, en medeni, insancil, kadina cocuga degerini veren bir toplum bir görüs acisi (82 darbesinden sonra kültürsüzlestirilmis, türklestirilmisacisidir).
    Baskasinin namusunda caninda kaninda gözü olmayan bir toplumdur benin gördügüm kizilbaslik. ALI yi sever(kim oldugu tam bulunmamis, belki ali tanri anlamina geliyor ama HZ. ALi anlamina gelmiyor) ISLAMI KATLIAMLARDAN kurtulmak icin HZ. ALInin ismine siginmis, ali önderimdir demis ama aslen hz. alinin yolunda gitmemis gidemezde, cükni gitse kizilbasda Müslüman olmali.

    AVRUPADA ÜLKEDE GÖRDÜGÜM ALEVILIK:

  3. Pazarcikli Cevapla

    28/03/2013 at 11:27

    DEVAMI:

    AVRUPADA ÜLKEDE GÖRDÜGÜM ALEVILIK:

    PEYGAMBERI HZ. ALIdir. IDOLU ATATÜRKTÜR. ORTAK DILI zamanla türkce oldu, 15-20 seneye kadar kürtce zazaca bilen alevi kalmayacak. YADA KÜRT VEYA ZAZA OLDUGUNU BILEN NESIL KALMAYACAK. HZ. ALI tarihe insancil yönüyle, rant pesinde olmayan gönlüyle, islam ugruna canini ortaya koydugu savaslariyla, zülfikar kiliciyla tarihe gecmistir. ZÜLFIKAR kilici GAYRIMÜLSIM YANI GAVURLARA karsi kullanilmis, okadar ortadogu insanin canina mal olmus bir kilicdir. Eger KIZILBASLAR HZ. ALININ ÖNÜNDE dursaydi, sanmiyorum, yasayarak kurtulacaklarini? SIZCE?!?……
    HZ. ALIci ve SÜNNI ayrimi, muavinin alinin elindeki yüzügü takmasiyla baslar(yani muavin yüzügü alinin elinden almasa, Hz. ALI Hz. MUHAMMEDIN devami, KURANIN, ISLAMIYETIN 4.-5. PEYGAMBERI OLARAK TARIHE GÖZLERINI YUMACAKTI, OLMADI ARAPLARIN OYUNUNA GELDI)
    YANI BUGÜN TARIHE GERI DÖNSEK, ISLAMIYETTE YA HZ. ALICILERI(SII kesim genellikle) yada HZ. MUAVINCILERI(SÜNNI kesim genellikle) görecegiz.

    – EEEE ARKADAS benim ne HZ. ALIyle bagim var, ne MUAVINLE nede KURANLA. ÜCÜDE yolllarindan gecsem, beni gavurum diye(KILIZBAS: NE KURAN TANIR: NE PEYGAMBER; NEDE ALLAH), maydanoz gibi dograyacaklar.

    -HZ. ALININ ÖMRÜ YETSEYDI ANADOLUDA MEZAPOTAMYADA KIZILBAS BIRAKIRMIYDI?

    – ZÜLFIKARLA GAYRIMÜSLÜMLER ÖLDÜRÜLDÜ. KIZILBASLARDA GAYRIMÜSLÜM DEGILMI? Hz. ALI islam ugrusana savasdi(kendince dogru bir yol olabilir. NAsilki bizim icin solculuk demokratlik dogrudur) ama ZÜLFIKARIN ALTINA KESILEN ONCA CAN KIMDIR ACABA? NEDEN BU KILICI BOYNUMA TAKMALIYIM? YAHUDILER BOYNUNA GAZ SISESI TAKIYORMU? SIIler gitsin ZÜLFIKARI TASISIN biz degil.

    -HZ ATATÜRKÜ ANLATMAMA HIC GEREK YOK, ALEVILERE KÜRTLERE(DERSIM ÖRNEGI) YAPTIGI KAMERA KAYITLARIYLA ORTA, KIMSE INKAR EDEMEZ, DERSIMDE INSANLARI NASIL FARE GIBI MAGRALARDA GAZLADIGI, BIR INSANIN(SEYIZ RIZA) KEMIGINDEN BILE NASIL KORKTUGU ORTADA. BURADA ALEVI DERNEKLERI KUSURUMA BAKMASIN AMA NAMUSLU BIR KÜRDE YADA KIZILBASA KIMSE ATATÜRKÜ SEVDIREMEZ.

    – HAA SAGOLSUN, HZ. ALININ MUAVINLE YASADIGI SORUNDAN BIZ KIZILBASLAR YARARLANDIK(KORKUDAN ÖLDÜRÜLMEK KORKUSUNDAN), KENDIMIZI ALICI ILAN ETTIK(BITEKIM MÜSLÜMAN), ONA RAGMEN KATLIAMLARA UGRADIK(YAVUZ SULTAN SELIM,MARAS DERSIM, CORUM SIVAS),
    AMA GELGELELIMKI DÜNYADA SENE 2013 OLDU VE KÜRT YOKTUR ALEVI YOKTUR DENINCE KARSINDA YOK OLMUYOR, DÜNYA BÜNYESI ARTIK BÖYLE DIKTATÖRLÜKLERI KALDIRMIYOR ISYANLAR CIKIYOR. KATLIAMLAR GIZLENEMIYOR. BUDA INSANLARA ÖZÜNÜ BULMA ALSINI ARASTIRMA IMKANI VERIYOR.

    SENE 2013 VE SUNU SORACAM, HZ. ALIYI HZ. ATATÜRKÜ BIR KENARA KOYUN, NEDIR BIZIM ASLIMIZ? BEN DE KÜRTCE BILIYOM HAKKARILIDE AMA BENI ONLARDAN AYIRAN, YADA BENIM KÜLTÜRÜM NEDEN MARASTA ANTEPDE ADIYAMANDA DERSIMDE ERZINCANDA SIVASTA, BINGÖLDE, ELAZIGDA VAR. NEDEN BU TOPLULUGA AITIM VE KIMDIR BU TOPLUM? BU BÖYLEDE YASAYAN TOPLUM ORTADOGUDAN AYIRAN NE? NE ÖZELLIGI VAR?

    TSK. SPASS

    • Cuneyt Cevapla

      02/12/2013 at 09:20

      Pazarcıklı ve benzer düşüncedeki tüm Aleviler(veya sizin deyiminizle kızılbaşlar)bu yazıyı kaleme alan ve kendini aydın zanneden tüm alevi kanaat önderleri yüzyıllardır şahsi çıkarları uğruna kendi halklarını kandırmaktalar.pazarcıklı sen kendin tam çıkmaza dalmış gidiyorsun(bunlar senin kendi yazdıklarında apaçık görünüyor ) diyorsunki aleviliği öğrendikçe ondan uzaklaşıyorum.Esası olmayan gerçeklere dayanmayan tüm inanç sistemleri yıkılmaya mahkumdur.Gerçek olan tek şey Kur’an ve hadislerdir.Lütfen okuyunuz kimseye itibar etmeyiniz tarafsız yayınlardan kenidiniz öğreniniz.Aksi takdirde bütün alevi gençliği sonsuzluğu maalesef kabedecek.kalın sağlıcakla….

  4. kızılbaş Cevapla

    20/06/2013 at 14:27

    KOYUNUN BOĞAZINDAKİ BIÇAK ?

    başta bir noktaydık sonra dağıldık
    aynı hamurdandır özümüz
    canlı , cansız herşey birdir
    fakat sonra araya kara çalılar girdi
    yabancılaştık birbirimize
    bunun sırrına erdiğinde zaten yükselirsin
    yoksam putların senide , herşeyide ayrıştırır
    ağaca , kuşa , köpeğe , toprağa , yağmura
    bakınca kendini görebiliyormusun
    o dem kimseye acı yaşatmasın ,
    koyunun boğazındaki bıçak aslında senin boğazında
    arabanla ezdiğin karınca sensin ,
    tepeden bakıp kendi sınıfından takmadığında
    kendi suçunu teşhir edersin , kendine ihanet edensin
    noktadan önce uydurulan hangi efsaneler , kitaplar , peygamberler
    hepsi abartmak , dejenerasyon üstünde saçmalar
    noktadan önceki böyle sıradanlaştırılanlar kime hizmet ettiler
    yada etrafı yalana boğanlar
    kimseler bilemezsede noktadan önceyi
    daha geniş açılardan yorumlamalı ,
    bir kalıba sokmak ihanet etmektir varsa
    daha yaratıcı , felsefik , düşünsel vesaire
    yorumlar edilse daha etkili , erdemli , inandırıcı olmazmı
    yada bu kadar tecrübe önümüzde
    şöyle yukarı en yukarı uzaya çıkıp dünyaya bakınca
    ne kadar basitmişiz diye düşünmek varmı ?
    yoksam farklı nedenlerle yaratılmış dogmalara devammı
    yoksam kızılbaş bektaşiliği anlamakmı
    herşeyin bozularak renk değiştirdiği zamanlarda
    kızılbaş bektaşilik en az sararan olsa
    paslı resimlerde bakınca gözyaşlarımız damlamaz olsa
    herkesin , cemaatın , inançların falan
    biz hakkız , doğruyuz dedikleri bu çağda
    kızılbaş bektaşi cesaretlenle çıkıyor meydana
    suçlu benim diyor , noktadan sonraki bütün kirlenmişliklerin nedeni benim
    bir kelle isterseniz başımı vermeye adayım
    yalnız tarihe not düşün
    kızılbaş bektaşi insansısının asalet nişanı adayıdır
    bilimle , düşünceyi mecz edenlere selam olsun
    aşkolsun evrenimizdeki , farklı evrenlerdeki hakikat adaylarına
    selam ola onları anlayan büyük duygulara , engin gönüllere
    selam olsun özgürlüğü , eşitliği , dostluğu savunanlara
    evrim , mutasyon , dialektikle üste çıkanlar
    ne olur etmeyin , herşeyi kendinize benzetmeyin
    hepimiz sizlerin adamı , yandaşı , aynısı olmak zorunda bırakmayın
    bırak yaşasın fikirler , insan onurunu yüceltmede yarışsınlar
    yoksam zaten herkes ben doğruysa
    bunca cefa , eşitsizlik , cehalet , yoksulluk , sömürü filan nedendi
    yada böyle olacaktı , böyle gelişiyoruz der
    yoksam insan eşrefi mahluk olmazmış vesaire der sofi
    sorgula , araştır kardeşim kendini , herşeyi denetle
    belki böyle azıcık insansı şerefini kotarız der bu deruni !
    sen ne katarsın , dersin fakirin düşüncelerine ?

    20 . 6 . 2013 KIZILBAŞ BEKTAŞİ 16 . 50

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 × 3 =