Home » Dersim » Dersim Edebiyatı » Alevi Dede Hatip Lisesi

Alevi Dede Hatip Lisesi

Mesele maneviyat değil, atasının geleneği bu. Yeniçeri Ocağı, çocukları toplar devşirir, ellerine kılıç verir anne-babasının yurdunu talan ederdi devşirme çocuk. Açıkça söylenen o… Alevi çocukları dağa çıkıyormuş, senin zulmündendi senin bu zulmünden.

 

Haydar KARATAŞ

Star gazetesinin İslamcı baş yazarı dini eğitimi özetlemiş.
“- Sol teröre karışan gençlerin önemli bir kısmının “Alevi” olması sebebiyle, “Alevi gençlerin de terör tuzağından kurtulması için” manevi eğitimin gerekliliği kanaati rol oynamıştır.

– Acaba Alevi ailelerde, çocuklarının mesela terör örgütlerine bir şekilde katılması tasvip edilmekte, hatta desteklenmekte midir? Yoksa herhangi bir Alevi anne – baba da, çocuğunun bir terör örgütüne katılmasından tedirgin midir ve buna mani olmanın çarelerini aramakta mıdır? Bu çare nedir, sorusu, din kültürüne belki de Alevilik aidiyeti sebebiyle değil, dine zaten karşı olmak sebebiyle karşı olanların kafa yorduğu bir konu mudur?

-“Alevi açılımı” tartışmaları içinde bir Alevi dedesinin, Alevi gençlerinin Marksist – Leninist örgütler tarafından “Asimile” edildiğine dair feryadını hatırlıyorum. Ne dersiniz, bu Alevi dedesinin feryadını önemsemeli miyiz?..

Bu yazarın dile getirdiği, İslamcı aydınların ortak mülahazası. Hakkaniyet olması için önce soldan devam edeyim, yanlış soldan elbet.
Mesela yılda bir kez evimize gelen Teyip Dede’yi bizzat ağabeyimin de içinde bulunduğu köyün devrimcileri dövüp yollamıştı. O günü hiç unutmam, babam kendini yerden yere vurdu, iki amcamla Teyip Dedenin arkasına verdiler, adam yokuş aşağı öyle bir gidiyordu ki, onu gören sanırdı sazı küsmüş onu yakalamaya çalışıyor, elinde tuttuğu sazı ondan bir metre önde koşuyordu. Gitti ve bir daha da gelmedi… Duyduğuma göre Teyip Dede Altındağ’da Mahir Çayan ve arkadaşlarının gidip sığındı Kızıldere, yani sonradan ismi Ataköy olarak değiştirilen bir köylünün evinde, yoksulluk içinde ölmüş. Teyip Dede öyle güzel saz çalıp deyiş vururmuş ki, kaset çalar yanında halt etmiş. Teyip denmesinin nedeni de o.

Kötü dedeler yok muydu, elbette onlar da vardı, köylüye zulüm eden, köylüyü korkutanlar vs. olur her imam zalimden yana olacak değil ya, Hasan Kıyafet’in Komünist İmamları da oluyor. İhsan Eliaçık gibi Müslümanlar da. Yaşar Kemal romanlarında bir Anadolu köyüne gittiğinizde orada dünya hallerini konuşabileceğiniz kişi imamdır.
Dedelik, Anadolu’nun büyük bir aydınlanma damarıdır. Dede olmanız için saz çalmasını bilmeniz gerekir, Pir Sultan bilmek lazım, ne bileyim Karacaoğlan çalmak, Köroğlu söylemek lazım. Dersimli bir Kızılbaş piriyseniz Sey Qaji, Hese Qaj’den bir kılam çalmadan, ne bileyim ateşe girseniz, duman olup soba borusundan çıksanız dahi, saz çalmayan Pir’den Pir olmazdı.

Hıristiyanlar ayin esnasında İncil okurlar, ayin müziği ile ibadet ederler. Müslümanlar namazda ayet okur, ya Aleviler? Alevilerin tek bir ibadet türü var cem bağlamak, iyi de cemde ne söylenir? Deyiş. Saz vurulur vurulmaz, kıyamet kopar.
İkincisi Alevi inancında, yani “ayini cem”de, yani ibadet esnasında eril ve dişil yoktur, “can” vardır.

Zorunlu din derslerine ve imam hatiplere gelirsek, bu okullarda kadın ve erkek ayrıştırılır mı, ayrıştırılır. Başa örtü şart mı, şart, (elbette inananlar takmalıdır) öyleyse Aleviler bu eğitim sisteminde nerede kendi maneviyatlarına kavuşacaklar? Eski bir masaldı bu, sözüm ona Marksizm’den korumak için bizlere maneviyat verilirdi, üstelik laik eğitim sistemi bunu yapardı.

Ben bir yatılı okulda okuma yazma öğrendim, altı buçuk yaşında gittim, sekiz yıl kaldım. İlk Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenimi de hiç unutmam, kim unutur ki? Erbakan’ın taktığı cinsten bir kravatı vardı. Diğer öğretmenlerimizin aksine şalvar gibi bol bir pantolon giyerdi. Saçlarını derseniz hep taralı, bazen ders aralarında öğretmenler tuvaletine gidip saçlarını taradığını dahi düşünürdüm.

Sınıfımıza ilk gelişini de hatırlıyorum, yedi yüz sekiz yüz çocuğun okuduğu bu okulda, tek bir Sünni Müslüman dahi yoktu, hepimiz dağ köylerinden gelmiş Alevi çocuklarıydık. Dua için ziyarete gidilirdi ve yılda bir kez de dövülüp gönderilmeden evvel pir gelirdi. Sanırım o dövülünce hediye olarak bu adam gelmişti! Sınıfa girdi yüzü allak bullak oldu.

Hiç oturmadı. Günaha son veren bir panikle, “Sen şuraya, sen buraya, hadi hadi, ne gözümün içine bakıyorsun. Oraya değil oğlum, sen oraya, şu tarafa. Al al, kitaplarını da al…” karmaşa bitti yerlerimize oturduk, bir de baktık ki kızlar bir tarafa gitmiş biz erkekler bir tarafta kalmışız. Ayrıştırarak İslam’a ilk adımı attırmış…

Hikâye uzun, ama ikinci derste başka bir şey daha yaptı, biz erkekleri dışarı attı, kızları sınıfta tuttu. Sonra kızları attı bizi tuttu. Kızlarınkinde ne anlattı bilmiyorum ama biz erkeklerin sırasında tahtaya bir penis çizdi, “Sünnetli misiniz” dedi, kimi el kaldırdı kimi kaldırmadı. Dedi, “Bundan bir sıvı gelir.” Gözlerimiz fal taşı gibi açıldı, “O gelince boy abdesti alacaksınız.” Aklımız bir hayli karıştı, çocuklardan biri sıra arkadaşının kulağına fısıldamış, “Benimkinden geliyor” diye. Dudaklar kulağa gitti, fiskos fiskos, “Cihan’ınkinden çıkıyormuş” dendi. Yatakhaneye gelince yirmi otuz çocuk etrafına toplandık, hadi göster dedik seninkinden sıvı nasıl çıkıyor. Çocuğun çükünden ne sıvı geldi ve ne de başka bir şey, olmadı yani…

Yetti mi, yetmedi. Akşam ilahi okuma saati vardı ki, bu saydıklarım size ne kadar garip geliyorsa, o ilahiler de o kadar zalimdi. Elinde bir çikolata kutusu, iki yanına birer çocuk ve onların kucağına da aynısından birer çikolata kutusu, çatı katında altına halıların serildiği bir odaya giderdi. Çikolata kutularını yanında üst üste koyar, başına beyaz bir takke takar çikolatalara ulaşmak için can atan, kapının önünden gelip giden biz çocukları içeri davet ederdi. Nazikti, “Otur yavrum, aferin yavrum. Ha şöyle benim gibi bağdaş kur yavrum.” Kurardık. Çikolatayı vermez diye, ilahi söylerken başımızı aynen onun gibi sallardık. Ne de olsa işin ucunda çikolata var. Gitmezsen olmaz, alan çocuk gelir gözlerinizin önünde tek atımda ağızda eriyecek çikolatayı iki saatte bitirmezdi. Paketini bir açar bir kapatır, çıkarır dil atar geri kırmızı jelatinine sokardı. Anlayacağınız kavga döğüş aldı başını gitti.

Ramazan ayı bir başka zulümdü, gece kalkarsan iyi yemek var, etler, patates kızartmaları, akşam iftarı oruç tutanlara ayrı.
Hiç unutmam, bir gün bizi ziyarete gelen babama söyledim. Kulağıma bir gizi fısıldarmış gibi, Zazaca, “Hero hero/eşek eşek sabah kalk güzel yemeklerini ye, birazını da dolabına sakla.. ben askerde öyle yaptım,” dedi.

Öğüde uydum, ama sanırım okula gelen her veli çocuklarının kulağına bunu fısıldadı ki, bir öğle vakti dolaplara arama çekildi ve “Allah’ı kandırdığımız” için avuç içlerimize sopa yedik.

Bu Türkiye’nin laik eğitimiydi. Sözüm ona başların açık olduğu hal. Dua ezberler, zorla namaz kıldırılırdı.
Sahi bu hükümet Alevi çocuklarının maneviyatlı olmasını istiyor mu? O vakit Alevi dernekleri filan bir araya gelsin Alevi Dede Hatip Lisesi açsın, derim. Bakın bakalım neler oluyor, nasıl eğitim tarafsız olsun diye ciyak ciyak bağırır.

Tabii Alevi Dede Hatip Lisesi aynen imam hatipler gibi olmalı. Orada İslami dualar ezberletilir, namaz kılma vs. Alevi Dede Hatip Liseleri’nde de, Pir Sultan, Yunus Emre, Karacaoğlan, yani Alevi deyişleri öğretilsin. Saz olmadan Alevi maneviyatı olmayacağına göre saz da öğretilmeli. Alevi açılımında denize düşüp Erdoğan’a sarılan o Alevi dedesi de gelip hünerini göstersin, bakalım Pir Sultan çalmasını biliyor mu?

İmam hatiplerde kız ve erkek öğrenciler ayrıymış, inancın emri o diyorlar. Alevi cemlerinde dişil ve eril yok, tanrı huzurunda “can” var. Öyleyse kız ve erkek beraber okur, okulun bahçesinde beraber basket oynar, oyun kurar. Avrupa’da da Katolik ve Protestan okulları yok mu, var. Madem ayrı eğitim ve kendi manevi değerlerini öğretiyorsun çocuklara, öyleyse Aleviler de binlerce yıldır süre gelen maneviyatlarını öğretebilmeliler. Okullarını ona göre dizayn esinler.

Alevilerin bu talebi Erdoğan’ı geri o sözüm ona o “laik” eğitime getirmez mi? Devlet içinde cemaat olmaz, dendiğinde bağırıp çağırıyordu. Şimdi olmaz diyor ve zulümden zulüm beğendiriyor adamlara. Bir ara da tutturmuştu Alevi Açılımı, ne oldu o açılım? Hüseyin Aygün Meclis’e gidip, madem Meclis’te cami var, Aleviler için de cemevi olsun dedi. Alevi açılımı bitti, meydanlarda yuhalatma başlattı. Oysa meydanlarda bağırırdı, Pir Sultan da bizim, Yunus da bizim, Ahmed-e Xane’ye kadar giderdi. Alevi Dede Hatip Lisesi isteyin. O ilahilerin yerine de Bektaşilerin cem törenini açarken söylediği bu deyişi çocuklara öğretelim:

“Daha Allah ile cihan yok iken
Biz anı var edip ilan eyledik
Hakk’a hiçbir layık mekan yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik
Kendisinin ismi henüz yok idi
İsmi şöyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
Şekil verip tıpkı insan eyledik
…“ (Bektaşi Deyişi)

Mesele maneviyat değil, atasının geleneği bu. Yeniçeri Ocağı, çocukları toplar devşirir, ellerine kılıç verir anne-babasının yurdunu talan ederdi devşirme çocuk. Açıkça söylenen o… Alevi çocukları dağa çıkıyormuş, senin zulmündendi senin bu zulmünden.

BirGün Pazar – 28.09.2014

Dersimnews.com'u sosyal medyada takip edin
Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 + 10 =