Home » Manşet » Altan Öymen: Kılıçdaroğlu zoru başardı bu kadar eleştirilmesi yanlış

Altan Öymen: Kılıçdaroğlu zoru başardı bu kadar eleştirilmesi yanlış

Kılıçdaroğlu’nun politikasının bir başarısıdır. Kolektif çalışmanın güzel bir örneğini verdi. Kendi partisini öne çıkarmadı. 67 senelik CHP’li olarak söylüyorum, bu zor bir iştir ve Kılıçdaroğlu bu işi başardı. Herkes de bunu söylüyor.

Siyasetçi ve gazeteci Altan Öymen, CHP içindeki tartışmaları ve siyasetin geleceğini Gazete Habertürk’ten Kübra Par’a değerlendirdi

Gazeteci ve siyasetçi Altan Öymen, aslında tam anlamıyla bir “Cumhuriyet çocuğu”… 1932 yılında, ikisi de eğitimci olan Hıfzırrahman Raşit Öymen ve Nezaket Öymen’in 3 çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. ‘Çağdaşlaşma’ ilkesini şiar edinmiş bir çevrede büyüdü.

Gazeteciliğe 1950 yılında, yani 18 yaşındayken Ulus Gazetesi’nde parlamento muhabiri olarak başladı. Ankara Siyasal’da okudu. Mezuniyet sonrasında hayatında siyaset ve gazetecilik hep iç içe geçti. Daha 25 yaşındayken Yenigün Gazetesi’nin yazı işleri müdürü oldu. Akşam, Cumhuriyet, Günaydın ve Milliyet gazetelerinde yazılar yazdı. 1961 yılında Kurucu Meclis üyeliğiyle başlayan siyasi kariyeri, 1977’de CHP Ankara Milletvekilliği’yle devam etti. Hayatını adadığı CHP’ye 1999 yılında genel başkan seçildi fakat bu macerası sadece 15 ay sürdü. 2000 yılında görevi yeniden Deniz Baykal’a devretti. Ve ondan sonra hep ‘CHP’nin akil abisi’ olarak anıldı.

Referandumun ardından parti içi tartışmalar alevlenmişken, İstanbul Etiler’deki evinin kapısını çaldım ve ‘abi’ gözüyle CHP’nin bundan sonraki gidişatını yorumlamasını istedim…

Altan Bey, en sıcak gelişmeyle başlayalım. CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke’nin partideki görevlerinden istifa etmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Selin Sayek Böke, CHP’nin çok değerli bir üyesi. Yönetimde bulunduğu süre içinde onun açıklamalarını hep ilgiyle izliyorduk. Bu defaki açıklamasını da yine ilgiyle okudum ama bu benim için çok üzücü oldu. Sayın Böke’nin demokrasimiz açısından çok sakıncalı ve tehlikeli unsurlar içeren ve sonuçları YSK’nın referandum akşamında aldığı kararlarla daha da tartışmalı hale gelen Anayasa değişikliğiyle ilgili değerlendirmeleri, elbette isabetli. Ancak benim dışarıdan izlediğim kadarıyla, CHP’nin o konudaki politikalarını oluşturması süreci henüz devam ediyor. Konu, parti meclisinin bugünkü toplantısında görüşülür herhalde. Bence Böke’nin konuyla ilgili düşüncelerini orada dile getirmesi ve kararını sonra oluşturması daha yararlı olabilirdi. Bununla birlikte, parti meclisi üyeliğini sürdürerek, kendi ifadesiyle CHP ailesinin bir parçası olarak mücadele vermeye devam edecek olması memnuniyet verici.

Böke’nin “Milyonların oyu çalındı. Atılması gereken adımlar atılmadı” diyerek Kılıçdaroğlu’nu suçlamasına ne diyorsunuz?

Ben o cümledeki eleştirilerinin doğrudan doğruya veya sadece Kılıçdaroğlu’na yönelik olduğunu sanmıyorum. Bunları, parti meclisi toplantılarında herhalde daha ayrıntılı şekilde ifade edecektir.

Erdoğan’ın karşısında kimin aday olacağına dair tartışmalara nasıl bakıyorsunuz?

Bence adaydan önce, “Hayır” diyen gruplar ortak paydada buluşmalı. CHP var, Saadet Partisi var, HDP var, MHP içinden gruplar var. Bunların “Hayır” oyu verirken gerekçeleri, bu değişikliğin demokrasiye aykırı ve geleceğimiz için tehlikeli olduğuydu. Şimdi bu ortak paydaya uygun olarak ne yapmak istiyorlar? Ortaya çıkan aday, “Bu sistemi yeniden demokrasi rayına oturtacağım. Bu Anayasa’ya göre bir Cumhurbaşkanı olmayacağım, yeni bir çalışma başlatacağım. Sarsılmış olan hâkim teminatını sağlayacağım. Gazetecilerin tutuklu olarak yargılanmasını ortadan kaldıracağım. Temel hak ve özgürlükleri koruyacağım, toplantı ve yürüyüş imkânını güvence altına alacağım” demeli.

Peki isim konusunda sizin tercihiniz kim? Yüzde 49’un Cumhurbaşkanı adayı; CHP’den mi, yoksa merkez sağa yakın bir isim mi veyahut partiler üstü bir isim mi olmalı?

Bu, gruplar arasında konuşmalarla belirlenecek olan bir şey. En fazla oyu alan CHP’den olması mantıklıdır ama CHP’nin “Biz şu adamı başkan yapmak istiyoruz” demeden önce diğerleriyle görüşüp bir uzlaşma zemini oluşturması lazım. Hepsinin üzerinde anlaşabileceği isimler var.

Ama “Ekmeleddin İhsanoğlu örneği tekrar etmesin” diyenler var…

Ekmeleddin Bey’in aday olduğu dönemde, 2 turlu seçim ilk defa deneniyordu. MHP’de ve özellikle CHP’de, bu yönteme alışılmadığına ve ikinci tura az iştirak olacağına dair bir endişe vardı. Oysa ilk turda çok aday girmesinde bir mahzur yoktur. Birinci tura hepimiz kendi adayımızla gireceğiz ama ben kendi adayımı belirlerken sizlerden en çok oy alabilecek ismin hangisi olduğunu anlamış olacağım. Siz de bu duruma dikkat edeceksiniz. İkinci turda ise ortak çalışma yapacağız.

 

Deniz Baykal, “Kılıçdaroğlu aday olup olmayacağını açıklamalı. Olmayacaksa hemen kurultayı toplayalım ve öyle birini seçelim ki o kişi hem CHP Genel Başkanı hem de CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olsun” dedi. Buna katılıyor musunuz?

Hayır, katılmıyorum. “Başkan olduktan sonra ne yapacaksın?” sorusu önemli. Yani gelen adam, orada oturup bu yeni sisteme göre çalışmaya devam mı edecek? Elinde bir sürü yetki var. Böyle olursa biz bu düzeni kabul etmiş olacağız. Halbuki birinci hedefi, “Ben Cumhurbaşkanlığı’nı tarafsız yapmak istiyorum, kararname yetkisini falan değiştirmek istiyorum” olursa, o zaman demokrasiyi tekrar rayına oturtma amacımızı gerçekleştirmiş oluruz. Amacı önceden tespit etmek lazım. Yüzde 49’u teşkil eden partilerin usul hakkında ne yapmak istedikleri üzerinde fikir birliğine varması, CHP’nin de kurultaya giden süreçte o hedefleri önceden belirlemesi gerekiyor.

PARTİLER UZLAŞIRSA KILIÇDAROĞLU ADAY OLABİLİR’

Kılıçdaroğlu CHP’nin başında kalmalı mı, yoksa gitmeli mi?

Referandum sonucunun CHP için başarısızlık olduğunu düşüneni duymadım. Tam tersine bu, Kılıçdaroğlu’nun politikasının bir başarısıdır. Kolektif çalışmanın güzel bir örneğini verdi. Kendi partisini öne çıkarmadı. 67 senelik CHP’li olarak söylüyorum, bu zor bir iştir ve Kılıçdaroğlu bu işi başardı. Herkes de bunu söylüyor.

Evet” çıkmasına rağmen CHP tarihinde bu bir başarı mıdır?

Tabii. “Şöyle olsaydı, öyle olsaydı” diye konuşmayı bırakalım. Bütün iddiaları bir kenara bırakırsak, bu bir güçbirliği hareketi olarak yüzde 50’ye ulaşmak demek.

Kılıçdaroğlu, önümüzdeki seçimlerde başkan adayı olmalı mı? Adaylığını koyarsa Erdoğan’ın karşısında güçlü bir aday olur mu?

Partiler arasında bir uzlaşma lazım.

Kılıçdaroğlu, bu anlamda HDP, MHP ve Saadet Partisi’nin oy vereceği bir aday mı?

Bu referandum sürecinde, AK Partililer de dahil, öbür partilere karşı ne kadar saygılı olduğunu gösterdi. Oy vermemeleri için bir sebep yok. Kimseye hakaret etmedi. Başka herhangi bir politikacının kolay kolay yapamayacağı bir şeyi yaptı.

Peki, partiler arasında Kılıçdaroğlu üzerinde uzlaşma sağlanabilir mi?

Öbür partiler de razı olursa olabilir. Bu zaten önceden konuşulmaz. CHP’li bir adamın şimdiden konuşması yanlış. Mesela eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün adını söylediler, o da “Ben günlük politikanın içinde değilim” dedi.

 

BAYKAL’IN MECLİS BAŞKANLIĞI’NA HDP VE MHP DESTEK VERMEMİŞTİ’

Gül’ün adaylığı tartışmasına siz nasıl bakıyorsunuz?

Abdullah Gül, kendi Cumhurbaşkanlığı döneminde görevini beklenmedik bir şekilde iyi yürüttü. Bunun için çalıştı. Öteki partilere karşı vaziyet almadı, partizanlığa doğru gitmemeye gayret etti. Zor bir dönemdi.

Erdoğan’a karşı Gül’ün üzerinde anlaşıldı diyelim, başarılı olur mu?

Onu söyleyemem çünkü böyle bir ihtimal görünmüyor.

Peki Gül’ü sembolik bir isim olarak alalım… Yüzde 49’un adayı, merkez sağı temsil eden bir isim mi olmalı?

Mantıken CHP’nin içinden çıkması normaldir. Yüzde 25 az bir oran değil. Ama dediğim gibi buna konuşarak, anlaşarak karar verilir. İlk turda bütün partilerin kendi adaylarıyla çıkmasında da sakınca yok; kendilerini denerler. Ama ikinci turda, herkeste “Ben ilk turda şuna verdim ama şimdi ikinci tercihim olan adaya oy vermem lazım” bilinci olmalı. Fransa’da olan bu.

Ya Deniz Baykal? Cumhurbaşkanlığı için aday olsa, bu CHP için doğru bir adım olur mu?

Şimdiye kadar olanlara bakmak lazım. Bir kere, 2015’teki 7 Haziran seçiminde muhalefet partileri AKP’den daha fazla oy aldı. Baykal, o zaman Meclis Başkanlığı’na adaylığını koydu ve kazanamadı. Bir kısım partiler oy vermedi. Siyasette tecrübesi eksik değil ama burada seçim esastır.

Baykal’ın Meclis Başkanı seçilememiş olması, Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmasına şüpheyle yaklaşmamız için yeterli bir göstergedir” mi diyorsunuz?

Tabii o kadar kesin değil. Belki bu sefer öbür partileri ikna edebilir. Uzun zamandır Meclis’te bulunuyor. Erdal İnönü’yle 3 defa başkanlık için yarıştı. Tecrübesi de var. Ama Cumhurbaşkanı adayı olmak için birdenbire karar verebileceğini sanmıyorum.

Ya Muharrem İnce?

O da iyi bir partilidir. Genel başkanlığım sırasında Yalova İl Başkanı’ydı. Çalışkandır. Ama hem kendi partin tarafından hem de diğer partiler tarafından destekleneceksin. Bu noktada herkesin dezavantajı var. Kılıçdaroğlu için de eleştiriler olabilir ama son referandumda çok önemli bir başarı kazandığını düşünüyorum. Başarı kazanan adamın ertesi gün eleştirilmesi yanlış.

Kılıçdaroğlu dışında şu an CHP kadroları içinde parlak bulduğunuz isimler var mı?

Çok var… Selin Sayek Böke, İlhan Kesici ve Faik Öztrak gibi çok iyi ekonomistler var. Siyaset alanında da bu sütuna sığmayacak kadar çok isim var.

Kılıçdaroğlu’nun yerine genel başkan adayı olarak gösterebileceğiniz biri var mı?

Bu tartışmayı bırakalım. Sadece lider düşünmeye alışmışız. Kadro olarak düşünme taraftarıyım. CHP, iktidara gelse çok iyi kabine kurabilecek bir parti.

CHP bu çizgide devam mı etmeli?

Bu çizgide devam edip bu çizgiyi geliştirmeli. Ama mühim bir şey var; gençlerin partiye daha fazla ve etkili şekilde girmesini teşvik etmek gerekir.

 

BÖYLE BİR TABLO CUMHURİYET TARİHİNDE İLK KEZ YAŞANIYOR’

Cumhuriyet tarihine yakından tanıklık etmiş biri olarak, şu an içinden geçtiğimiz dönemi nasıl görüyorsunuz?

Bir kere , böyle bir tablo Cumhuriyet tarihinde ilk kez yaşanıyor. Cumhuriyet tarihi aslında Kurtuluş Savaşı’ndan başlar. Savaştan çıkmış Türkiye, önce kuruluşunu tamamlayacak çünkü rejim değişmiş. Bunun için ilkeler koymuş ve bu ilkelerin ortak paydasını, sivilleşerek çağdaşlaşma olarak belirlemiş. Sonra, 2. Dünya Savaşı’na girmemeyi başarmış. Savaş biter bitmez 1946’da hemen demokrasi adımlarını atmış, çok partili sisteme geçilmiş. İşte o zamandan bu zamana biz iyi-kötü demokrasi içindeyiz ve bunu hep geliştirmeye çalışmışız. Kopenhag Kriterleri’ni benimsedik. Demokrasiyi en ileri noktalara taşıma kararlılığını gösterdik. Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidara geldikten sonra da ilk iş olarak Avrupa Birliği ile müzakere sürecini başlattı. Bütün bunlar demokrasimizi geliştirmekte idi fakat 2007’den sonra iş değişmeye başladı.

Neden 2007?

2007’de bir yanlış yapıldı ve parti kapatma davası açıldı. Anayasa Mahkemesi reddetti ama o günlerden itibaren iktidarda otoriterleşme arzusu başladı. Silivri Cezaevi, Türkiye’nin en ünlü yeri haline geldi. Hükümetin sonradan “Ben yanıldım” dediği süreçle, evvelden hep demokrasiye doğru yelken açmış Türkiye, bu sefer demokrasiden geriye doğru gitmeye başladı. Kontrol edilemeyecek ölçüde geniş bir soruşturma, gözaltı ve tutuklama dalgası… Sonra birden anlaşıldı ki FETÖ örgütü denilen bir şey varmış. Şimdi de onların üzerine gidiliyor. Olağanüstü hal uygulanıyor. Yine geniş bir soruşturma, gözaltı ve tutuklama dalgası… Suçun şahsiliği ilkesine aldırış etmeden bir cadı avı başladı. Demokrasinin belirli ilkeleri var. Dünyada “Biz demokratız” diyen ülkelerden hiçbirinde bugün bizim yaşadığımız şeyler yok. İktidar kuvvetler ayrılığını, basın özgürlüğünü, demokratik hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya çalışıyor.

Peki referandumda halkın nasıl bir mesajı oldu?

Her şeyden önce Yüksek Seçim Kurulu’nun aldığı kararı konuşmak lazım. Güneydoğu’daki seçim sandıklarının bir kısmı kapandıktan sonra, mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılacağını söylediler. Bu apaçık bir şekilde yasaya aykırı. Ayrıca diyelim ki seçim hakkaniyetliydi ve muhalefet yüzde 49.5, öbür taraf da yüzde 51.5 aldı. Yüzde 51.5’le kazanması demek, o sonucun demokrasi açısından isabetli olduğunun kanıtı değil ki.

Ama demokraside başka bir yol mu var. Meclis’ten geçti, halk onay verdi…

İşte, Anayasa Mahkemesi denilen şey bunun için var. İktidarda bulunan parti “Ben şu ırktan olanların yok edilmesi üzerine bir kanun yapıyorum” dese, bu demokrasiye uygun mudur? Yüzde 51 de alsa, yüzde 99 da alsa, bazı şeyler “Halk oy verdi” diye yapılamaz. Buna karşı tabii, ne kadar hukuki yer varsa, gitmek lazım. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de öyle… “Buna razıyız” demek mümkün değil…

CUMHURİYET ÇOCUKLARI OLARAK HİÇ FENA DURUMDA DEĞİLİZ’

Altan Bey, biyografinizi okuduğum zaman sizin tam bir “Cumhuriyet çocuğu” olduğunuzu düşündüm.

Bu benim için bir iltifat, teşekkür ederim. Çünkü Cumhuriyet ailesi denince gözümün önüne o zamanın iyi anıları geliyor. Çalışmalar, heyecanlar, demokrasiye doğru gidiş… Annem ve babam da öğretmendir. Onur’un (Onur Öymen) anne ve babası da öğretmendir.

Sosyolojik olarak kendinizi “Türkiye’nin beyaz Türkleri”, elitleri” olarak nitelenen kesime ait hissettiniz mi?

CHP’liler olarak düşünürsek, aslında bizim gibiler toplumun yüksek gelirli ailelerinden gelmemişlerdir. Çoğu öğretmen, subay çocuklarıdır. Ama hepsi iyi eğitim almışlar, belli yere gelmişler.

Cumhuriyet idealleri üzerinden yetişmiş bir dönem kuşağının çocuklarıydınız. Bugün bu kuşak ne durumda? Sosyolojik anlamda kavgadan yenik mi çıktınız?

Son referandum sonuçlarına bakıldığında hiç fena durumda değiliz. İlerleme halindeyiz. Gençlerin eğitim düzeyi arttıkça onların da aynı çizgiyi tutturmaları, devam ettirmeleri normal. Çağın imkânlarına göre nerelerden nereye gelindiğine bakıldığında sahip çıkanların sayısının arttığını görüyoruz.

HDP’LİLERİN TUTUKLANMASI YANLIŞ’

CHP’den Tuncay Özkan, HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etmiş. Bu ziyaretten Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun haberi olduğunu söyledi. HDP’lilerin şu an hapiste olmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Öncelikle HDP’liler meclise girdiğine göre, HDP diğerleri gibi bu memleketin normal partilerinden biridir. Suçu kim işlemişse bu onu ilgilendirir. PKK ile nasıl bağlantılı olduklarının mahkeme önünde ispatlanması lazım. Kalkıp tüm HDP’lileri suçlamak doğru olmaz. Ben bugüne kadar herhangi bir şey duymadım. Benim için öteki partilerin milletvekillerinden hiçbir farkı yoktur. Ama Meclis’te HDP’ye karşı bu gerçeğin tam tersi bir uygulama yapıldı. Dokunulmazlıklarının kısmen ve belli bir tarihe kadar kaldırılması görülmüş bir şey değil. Bu yanlıştır. İnsanlar mütemadiyen suçlanıyor. HDP’liysen, “PKK’yla birliktesin” anlayışı var. “Değiliz” diyorlar. Sen de mahkemede ispatlayamıyorsun. Kısacası tutuklanmalarını yanlış buluyorum. Bu yanlıştan dönmek lazım. Tuncay Özkan’ın Demirtaş’ı ziyaret etmesini gayet normal buluyorum. Ergenekon döneminde dahi ziyaretlere gidebiliyorduk. Şimdi ne ziyaret edebiliyorsun ne başka bir şey. Ben askeri yönetim zamanı hapiste yattım. Fakat ailelere karşı böyle katı kurallar yoktu.

1991’deki SHP-HEP ittifakı gibi, önümüzdeki dönemde bir CHP-HDP ittifakı gündeme gelebilir mi?

Demokratik haklar gibi bazı temel meselelerde bütün partilerin iş birliği yapması gerekir. Evvelden Ahmet Türk bizim partimizdeydi, sonradan o kendi partisini kurduğu zaman da ahbaplığımız devam etti. Meclis’e seçilerek gelen her insanla herkes konuşulabilir. Ama onlarla biraz fazla konuşulduğunda hemen, “Teröristleri destekliyorsunuz” diyorlar. Adam, “Terörist değilim” diyor. “Bunlar PKK’nın suç ortağıdır” demek suç ispatlanmadığı sürece iftira sayılır. Böyle bir iftira ile caydırma yolu izliyorlar, algı yaratmaya çalışıyorlar.

Dersimnews.com'u sosyal medyada takip edin
Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

15 + 18 =