Home » Dersim 38 » Kazım Gündoğan’ın iddiaları üzerine

Kazım Gündoğan’ın iddiaları üzerine

Dersim 38 kırımının, Ermeni kırımının devamı olduğunu mu iddia etmektedir? Öyle anlaşılıyor ki o da bu fikirdedir. Bunu iddia etmek, 1938’de “Ya İmam Uşene Kervela” diyerek can veren binlerce masuma, “Ma ewlade Kerbelayme” diyerek darağacına gidenlere büyük hakaret değil midir?


Mehmet Yıldırım

Kazım Gündoğan’ın, 1938’de Dersim’den alınıp götürülen küçük kızlar üzerine yıllardır süren araştırmaları tüm Dersimlilerce takdir edilmiştir. Çabalarından dolayı kendisine müteşekkiriz.
Kazım Bey ve eşi Nezahat hanım 2013 Aralık ayında, Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılan “Müslümanlaştırılmış Ermeniler Konferansı’na katılmışlardı. Eşiyle beraber katıldığı oturumda, Ermenistan’dan, Ulusal Ermenistan Cumhuriyeti Bilim Akademisi Arkeoloji ve Etnoloji Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Hranush Kharatyan-Araqelyan da konuşmacıydı. Sonradan videosunu izlediğim bu oturumda bayan Kharatyan açıkça Dersimlilerin din değiştirmiş olan Ermeniler olduğunu iddia ediyordu. Buna delil olarak da öylesine komik örnekler veriyordu ki, Ermenistan’daki akademik eğitimin ne halde olduğu hakkında bizi şaşkına çeviriyordu. Merak edenler şu linkin 33. dakikasından sonrasını izleyebilirler. Nerden tutsan elinde kalacak saçmalıklarla dolu bir sunum…

https://www.youtube.com/watch?v=doJ1g5blLwI

Fakat beni bir o kadar şaşkına çeviren diğer konu, Kazım Gündoğan ve eşi Nezahat’ın, bu kadının iddialarına sessiz kalmış olmalarıydı. Ben bunu, belki gereksiz yere bir tartışmaya girmek istemedikleri için sessiz kalmışlardır şeklinde yorumlamıştım. Sanırım 2015 yılında Kazım Bey ile yüz yüze uzunca bir sohbetimiz oldu. O sohbette kendisine, bu iddiaların yanlış olduğunu söylediğimde bana hak vermişti. Kendisi, Ermenilerle beraber Dersim’deki Ermeniler üzerine bir proje hazırladıklarını söylemişti. Hayırlı olsun demiştim. Malum sonra “Keşişin Torunları” isimli kitabı çıkardı. Kitabı aldım ama detaylı inceleme fırsatım olmadı bugüne kadar. Bu tartışma vesilesiyle yeni bakıyorum.
13.05.2017 tarihinde Kazım Bey, Aziz Nesin’in oğlu Ahmet Nesin ile beraber Ustura programında bir sohbet etti. Linki aşağıdadır.

https://vimeo.com/220235066?ref=fb-share&1

Bu videoda (başkaca eleştirilecek noktalar olmasına rağmen) benim dikkatimi çeken husus, 19. dk’dan sonraki konuşmalardır. Kazım Bey şöyle demektedir:
“..yani Hıristiyan olarak yaşayan 9-10 köy var, 38’e gelindiğinde. Ama Alevileşmiş 25-30 köy var. Bu nüfus 38’e kadar, yaklaşık bir 10 bin Ermeniden bahsedilebilir.”
Bunun üzerine internetten Kazım Bey’e çağrıda bulundum. İddialarının kaynağı nedir? Açıklayınız, diye. Verdiği yanıtta şöyle demektedir;
“1915 ile 1938 sürecinde Ermenilerin ağırlıklı olarak yaşadığı köy sayısını “Keşiş’in Torunları-Dersimli Ermeniler1” kitabımızda yazmıştık; yeni bir şey söylemiyoruz. Köylerden bazıları; Xozinkeğ, Şorda, Sorpiyan, Zımex, Halvori, Torut, Merxo, Mameki, Ergan, Halvori Vank, İn, Torut ve daha başkaları….. 1915-38 sürecinde geride kalan Ermeni nüfusuna dair net rakamlar vermek sıkıntılı elbet. Zira bu konuda henüz yeterince çalışma yapılmış değil. Bizim dayandığımız kaynak, Hozat Mutasarrıfı’nın gönderdiği resmi yazı şöyledir. “Saygı değer Seyit Ağa ve Aşiret Reisleri, “Niçin kurşundan ya da nikelden yapılmış haça inanan ve yanınızda bulunan 10 bin Ermeniyi hükumete teslim etmekten kaçınırsınız. Biz ve siz aynı dine mensubuz…” (Keşişin Torunları – Dersimli Ermeniler1, Sf: 18, Ayrıntı Yayınları)”

Hemen açtım Kazım Bey’in kitabına baktım. Verdiği bilgiyi (Mutasarrıfa ait olduğu iddia edilen yazı), Hovsep Hayreni’nin kitabından alınmış (sayfa 601). Hayreni de bunu H. Kasparyan’dan almış. Kasparyan ise bunu Nişan Akkaşyan’ın sözlü anlatımından aktarmış. Yani ortada belge yok, arşiv kodu yok.

Öncelikle eleştirilerimin/tartışmanın sınırını net olarak çizmek istiyorum.
Ben, Désim coğrafyasında, yüzyıllar önce ne kadar Ermeni’nin yaşadığını tartışmıyorum. Kiliselerin kime ait olduğunu ve kaç kilise olduğunu da tartışmıyorum. Ermeniler 16. yy’da İç Désim’de daha yoğun yaşarlarken, Celali İsyanlarından itibaren Désim’in dağlık alanlarını yavaş yavaş terk ettiler ve 19. yy’a gelindiğinde dağlık bölgede çok az Ermeni kaldı. Tanzimat sonrası ekser yoğunluk Çarsancak ve Çemişgezek’te yaşamaktaydı. Çünkü güvenliğin olmadığı yerde, aşiret baskılarının olduğu yerde ticaret ve zanaat erbabı olan Ermeniler yaşayamazdı. İç Dersim’de kalanlar ise mülksüz duruma yani maraba durumuna düşmüşlerdi. Bunlar ise 1915’ten sonra dağınık halde ama Mazgirt’in bazı köylerinde, Danzik’te ve Hozat’ın başta Sin Nahiyesi olmak üzere bazı köylerinde yaşıyordu. Ama 1915 sonrasında, bunlara ait tarla arazi falan yoktu, kalmadı.

SADECE ERMENİLERİN MÜSTAKİL OLARAK yaşadığı hiçbir köy de söz konusu değildi. Örneğin Sin’de, 1920’lerde 20 civarında Ermeni ailesi yaşıyordu ama Sin’de esas çoğunluk nüfus Kırğanlılardı. Kazım Bey’in bahsini ettiği köylerde de perakende yaşamaktaydılar ama hiçbir köyde çoğunluk değillerdi. Çünkü devlet, 1915 sonrası başlı başına bir Ermeni köyünün varlığına müsaade etmezdi. Cumhuriyet arşivinde gördüğüm 1932 yılına ait bir belgede, 1932 yılındaki bir askeri harekâtta Hozat’a bağlı Zımeq Köyü’nde bazı Ermeni ailelerinin varlığına rastlanıldığında askeri yetkililer hemen bunu rapor ediyor ve “hani artık Ermeni nüfus kalmamıştı” şeklinde beyanatta bulunuyorlar ve bu aileleri alıp Hozat’a gönderiyorlar. Demem o ki, Anadolu’nun hiçbir yerinde müstakil bir Ermeni köyü kalmadı. Mesela Yusufan Aşireti içinde 7-8 aile vardı ama bunları Kamer Ağa tehcirden kurtarmıştı ve yanında besliyordu. Bu aileler dokuma ve zanaat işlerini görüyordu. 1937’de Demenan içinde sadece 4 aile Ermeni vardı. Haydaran’da tek bir aile bile yoktu. Alan aşiretinde iki aile ağaların yanında kalmıştı. Gene yukarıda bahsini ettiğim 1932 yılındaki askeri harekette, Zımeq’de Ermenilere denk gelince bir istihbarat çalışması yapılıyor ve “Seyit Rıza’nın yanında hiç Ermeni olmadığı tespit edilmiştir” deniliyor.

Kazım Bey’in bahsini ettiği köylerde kaç aile olduğunu, yörenin yaşlıları çok iyi bilirler. Askisor’da Süleyman Karataş hayattadır görüşebilirler. Sin’de Hıdır Aydın hayattadır görüşebilirler. Halbori’de bir demirci ailesi vardır 1937’de. Ama Kazım Bey’e bakarsanız Halbori Ermeni köyüymüş o zaman(!). Sin’de ise 1933 yılına kadar 20 kadar aile var. Ama Seyit Rıza’nın Sin baskınından sonra bu 20 ailenin çoğu civar köylere dağılır. Bunlar ticaret ve zanaat işleriyle uğraşırlar. Bu ailelerin büyük kısmı 1938’de katledilir. Danzik’te (Pülümür) mevcut 150 kadar nüfusa sahip oldukları söylenen Ermeniler de 1938’de topluca kırılır. Demenan içindeki 4 aile (Hozmarege’de) 1937’de askeri hareket başlayınca izin alıp göç eder. Yusufandakiler de Harput-İstanbul’a göç eder (Sonradan Gazik’te kalan bir-iki aile dışında). Sonuç olarak ben bu tartışmada, 1915 sonrası ne kadar Ermeni kaldığını tartışıyorum. Evvelini değil.
Kazım Beyin verdiği ve mutasarrıfa ait olduğu iddia edilen belgeye gelince Arşivde bulduğum bir şifreli telgrafta, 1915 Temmuz ayında, Venk deresinde BİNLERCE Ermeninin saklandığı ve Dersim aşiretlerince korunduğu ve buna karşı tedbir alınması için Teşkilat-ı Mahsusa’ya görev verilmesi emredilmektedir. Bilindiği gibi 1915 yaz aylarında Harput ve Çemişgezek tarafından Dersim’e kaçan çok sayıda Ermeni ailesi var. Bunların bir kısmı bir süre Dersimlilerin içinde kalıp ardından Erzincan’a geçerken, bir kısmı da direkt geçmiştir. Rusların Erzincan’ı işgal etmesi sonucu o göçmenlerin hepsi de Rus bölgesine geçmiştir; bir avuç zanaatkar aile dışında; ki bunları da ağalar özellikle göndermemiş korumuştur.

Dolayısıyla Kazım beyin Hayreni’den, Hayreni’nin de bilmem kimin ağzından aktarmış olduğu “10 bin Ermeni” rakamı, (belgesi olmasa da) Mutasarrıf tarafından dile getirilmiş olabilir. Benim gördüğüm belgede on bin demiyor, binlerce diyor, ama varsayalım ki on bin demiştir ve varsayalım ki 1915 yazında 10 bin Ermeni nüfusu Dersim’e sığınmıştır.

Bu bize neyi kanıtlayacaktır? Bu nüfusun 1937’ye kadar Dersim’de kaldığını mı? Asla değil. Bırakın uzun seneler, iki ay bile bu kadar nüfus barınamazdı Dersim’de. Zaten aç ve perişan halde olan Dersim’de, tahıl ambarları mı vardı ki bu kadar nüfus beslesin. Gene bildiğiniz gibi, 1916 sonunda Dersimli tüm ağalar devletle ittifak yapmaya başladı ve Ruslara karşı devletin safında birleşti. Devlet Batı Dersim’de bile binlerce kişiyi milis yazdı. Halit Paşa bu milisleri kaydedip bunlara para ve mermi verdi. Şayet 1917’de binlerce Ermeni Dersim’de olsaydı, devlet buna müsaade eder miydi? Dersim ağalarına demez miydi “siz önce şu Ermenileri bir verin bize.”

Kısacası Kazım Bey’in verdiği kaynaktaki anlatımın gerçek olduğunu varsaysak bile bu 10 bin sayısı sadece 1915 tehcir sırasındaki kaçgunları, yani muhacirleri kapsayan bir sayıdır.
Kazım Bey’e kızgınlığımız bundandır. Bir ekrana çıkarsınız bir laf edersiniz, altı boş… Ama o laf yarın bir belgeymiş gibi bizim önümüze konulur. Oysa bu iddianın arkasını araştırması gerekirdi. En azından nüfus kayıtlarına bakması gerekirdi. 1915 yılında 10 bin olsaydı Ermeni varlığı, bu sayı 1937’ye kadar en az 15 bini bulurdu!.. Yaşlılarla konuşması gerekirdi. Arşivlere bir zahmet uğraması gerekirdi. Bu işi bilen kişilere danışması gerekirdi.

General Alpdoğan 1936 yılında Tunçeli Vilayeti içinde ne kadar Ermeni ailesi var, ne kadarı isim değiştirmiş, hepsini tespit etmiştir. 1936’da köy köy dolaşan Alpdoğan’ın her şeyden haberi vardı ve günlük olarak Dersim’de olup biteni rapor etmektedir. Ermeni varlığına dair hazırladığı raporda ise Dersim’deki toplam Ermeni varlığının 500 dolayında olduğu arşivlerde mevcuttur. Yakında bu raporun ortaya çıkmasını, yayınlanmasını bekliyoruz. Bakalım o zaman Kazım Bey ne diyecektir.
Ayrıca 25-30 köyün de Alevi olduğunu iddia eden Kazım Bey’den, bu köylerin hangi köyler olduğunu açıklamasını bekliyoruz. Bu şekilde Dersim halkı için mesnetsiz iddialarda bulunmak, aydınım diyen bir insana yakışır mı? Bir köyde eskiden bir Ermeni ailesi yaşadı diye o köy Ermeni köyü mü oluyor? Dersim’de yaşı elli üzerinde olan herkes bilir kendi yöresinde kimin aslen ne olduğunu. Kazım Bey belki 40’ından sonra Dersim tarihini keşfetmiş olabilir ama (kendisi böyle söylemektedir) ben çocukluğumdan beri Dersim tarihi üzerine en az elli yaşlıyla saatlerce konuşmuşumdur ve çoğu kayıtlıdır. Biraz yaşlılarla zaman geçirseydi öğrenirdi gerçeği. Ayıptır tek kelimeyle.

Bunu ne maksatla yapmaktadır? Dersim 38 kırımının, Ermeni kırımının devamı olduğunu mu iddia etmektedir? Öyle anlaşılıyor ki o da bu fikirdedir. Bunu iddia etmek, 1938’de “Ya İmam Uşene Kervela” diyerek can veren binlerce masuma, “Ma ewlade Kerbelayme” diyerek darağacına gidenlere büyük hakaret değil midir?

Dersimli gençlere ve aydınlara!
Gerçeğin ve doğrunun yanında olmazsanız, gerçeği ve doğruyu tahrif edenlere göz yumarsanız, bir-iki nesil sonra, o onurla taşıdığınız “Dersimli” kimliğinizden eser kalmayacaktır. Lütfen tarihinize ve köklerinize sahip çıkınız. Yaşlılarınızla detaylı konuşunuz. Gerçekler, Onlarda saklıdır.

Dersimnews.com'u sosyal medyada takip edin
Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

17 + twenty =