Home » Alevilik » Alevi sözcüğünün yapısı ve anlamı

Alevi sözcüğünün yapısı ve anlamı

Sosyal medyada paylaşın

Alevi sözcüğü, Ali’nin inançsal ve tarihsel kişiliğinden ötürü zamanla kavram haline gelmiş, milyonlarca insanın (bir kitlenin) sosyal adı olmuştur.

Hamza AKSÜT 

Alevilikle ilgili araştırmalar Türkiye’de son çeyrek yüzyılda bir hayli artış gösterdi. Bu alanda yüzlerce kitap ve binlerce makale yayınlandı. Ne var ki bu araştırmalar metod sorunu ve manipülasyon nedeniyle bilimsellik açısından fazla bir mesafe alamadı, hatta tarihsel kaynaklara ters bir Alevi tarihi ve tanımı problemi üretti. Öyle ki, Alevi kavramı ve bu kavramın tarihi, bu durumdan nasibini alarak çok farklı şekillerde açıklandı.

Toplulukların ve devletlerin tarihi gibi her sözcüğün ve kavramın da bir tarihi vardır. Bu yazıda Alevi kavramının anlamını ve tarihini ele alacağım.

Hz. Ali

Alevi, Arapça bir sözcük olup kökü Ali’dir ve Türkçedeki tam karşılığı Alicidir. Musa’dan Musevi, İsa’dan İsevi, Mevlana’dan Mevlevi, Hamza’dan Hamzevi, Dünya’dan Dünyevi sözcükleri aynı şekilde türemiştir. Burada dikkat edilmesi gereken şey, Alevi sözcüğü de dahil, örnek verdiğimiz sözcüklerin kökünün (Ali, Musa, İsa, Mevlana, Hamza, Dünya) ünlü (sesli) harfle bitmesidir. Arapçada ünlü harfle biten bir sözcüğün sonuna bir yapım eki geldiğinde eğer ek de ünlü ise araya ünsüz bir ses girer ki, dil bilgisinde buna kaynaştırma harfi denir.

Bu kaynaştırma, konumuz olan Alevi sözcüğünde şöyledir: Ali’nin son harfi ünlüdür; Ali köküne Türkçedeki ‘ci’ ekinin Arapça karşılığı olan (şapkalı) i eki geldiğinde iki i yan yana gelmiş olur ki, bu durumda v sesi araya girerek kaynaştırma yapar. Bu kaynaştırma olurken, sözcüğün kökü hangi ünlü sesle biterse bitsin o ses e’ye dönüşür. Sözcüğün kökü Ali ise Ale’ye, Musa ise Muse’ye, Dünya ise Dünye’ye dönüşür.

Eğer konumuz olan sözcüğün kökeni Ali değil de örneğin Hasan gibi son sesi ünlü olan bir sözcük olsaydı, Hasancı sözcüğünü Arapçada üretmek gayet basit olacaktı. Hasan sözcüğünün sonuna sadece i sesi gelecek, Hasan’ı tutanlar anlamında Hasani sözcüğü elde edilecekti. Ya da Muhammed, Muhammedi; Osman, Osmani; tarih, tarihi gibi.

Türkiye’de son yıllarda yayınlanan birtakım modernist ve ideolojik araştırmalarda Alevi sözcüğünün Ali ile ilgisinin olmadığı, sözcüğün alev vb. türünden şeylerle ilgili olduğu şeklindeki iddiaların çok küçük bir kesimde taban bulması yukarıda açıkladığım kaynaştırmanın okurlar tarafından fark edilememesindendir.
İkinci bir etken ise son yarım yüzyılda Alevilerde ve modernist kesimlerde ortaya çıkan anti-Arabizmdir. Alevi sözcüğü, Ali’nin inançsal ve tarihsel kişiliğinden ötürü zamanla kavram haline gelmiş, milyonlarca insanın (bir kitlenin) sosyal adı olmuştur.

Alevi Kavramının Tarihi

Alevi kavramı, 599 yılında Mekke’de doğup 661 Necef’te yılında şehit edilen birinci imam Ali’yi tutanlar anlamında yedinci yüzyılda, yani Ali hayattayken ortaya çıktı. Alevi olarak anılmaya başlayan ilk dört kişi, Abuzer-i Gaffar, Ammar-ı Yesar, Esved oğlu Malik ve Selman-ı Farisi’dir. bu dört kişi, sürekli Ali’nin yanındadır ve onun en ateşli taraftarlarıdır.

Peygamberin ölümünden sonra Ebu Bekir’i tutanlara Bekri, Ali’yi tutanlara Alevi deniyordu.

Ömer’in hükümdarlığı zamanında Ömer’i tutanlara Ömeri, Ali’yi tutanlara Alevi deniyordu.

Osman’ın hükümdarlığı zamanında Osman’ı tutanlara Osmani, Ali’yi tutanlara Alevi deniyordu.

Zamanla Bekri, Ömeri ve Osmani kavramları dilde ve kaynaklarda pek yer almamaya başladı ve günümüze de ulaşmayıp o dönemin kaynaklarında kaldı. Alevi kavramı ise kullanımı yaygınlaşarak günümüze kadar geldi.

Bilindiği gibi son elli yılda yayınlanan araştırmaların birçoğunda Alevilerin, on dokuzuncu yüzyıl sonlarına kadar Alevi adını kullanmadığı, ondan önce Kızılbaş adını kullandığı gibi iddialar ortaya atıldı ki, tarihsel kaynaklara tümüyle ters bir iddiadır. Bu iddianın ortaya atıcısı, Batılı akademisyen İrene Melikof, Alevi kavramının Ali soyundan gelen anlamında olduğunu iddia ediyor ve on dokuzuncu yüzyıl öncesi kaynaklarda Alevi yerine Kızılbaş kavramının geçtiğini de iddia ediyor. Ne yazık ki günümüzde, sayısı azımsanmayacak bir Alevi topluluğu bilimsel olmayan bu iddiaya inanmış durumda.

Oysa Alevi kavramı, Alici anlamında sekizinci yüzyıl kaynaklarında bile geçmektedir. Örneğin 777 yılında ölen İbn Sa’d’ın Tabakat adlı dokuz ciltlik kitabının kitabının hemen hemen her cildinde Alevi kavramı bu anlamda kullanılmıştır. (1)

Bir örnek vermek gerekirse:

“ Ebu Miclez’in öyle hadisleri vardır ki, onu Alevi zannedersin; öyle hadisleri de vardır ki, onu Osmani zannedersin.”(2)

Ayrıca, Rical kitaplarında bir ravi (kendisinden hadis derlenen kişi) nitelenirken, onun Ali taraftarı mı yoksa Osman taraftarı mı olduğu kesinlikle belirtilmiş, Ali taraftarları için Alevi, Osman taraftarları için Osmani nitelemesi kullanılmıştır.

Özet olarak, Alevi, ‘Alici’ anlamında Arapça bir kavramdır. Bu kavram Ali’den beri kullanılmaktadır. Tarihte Alevilerin kendisine Kızılbaş demesi gibi bir durum söz konusu değildir.

_________________________________________

(Kızılbaş kavramı ve tarihini başka bir yazıda ele alacağım.)

 

(1) İbn Sa’dın Tabakat kitabında Alevi sözcüğünün Ali taraftarı anlamında geçtiği bazı yerler şöyledir: cilt: VI, s.53, cilt VII, s.126, 261, 286

(2) Aynı eser, cilt VII, s.261

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 × five =