Connect with us

Dersim News, Dersim Haber, Dersim, Tunceli Haber, Dersim Haber Sitesi, Dersim Haberleri, Tunceli Haberleri,Dersim 38, Kırmancki, Zazaca, Dersimce, Alevi Haberleri, Pülümür, Hozat, Ovacık, Mazgirt, Nazımiye, Çemişgezek, Haber,Alevi Haber, Alevi Haberleri,

Kerbela’dan günümüze karşıt iki anlayış

Alevilik

Kerbela’dan günümüze karşıt iki anlayış

Kerbela; Hz. Hüseyin ve Hz. Zeynep’in şahsında hakikate bağlı kalanlar için bir derleniş sancağıdır.

Sosyal medyada paylaşın
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Ferhat AKTAŞ

Muharrem ayını yaşadığımız şu günlerde kısaca Kerbela gerçekliğine değinmek, orada karşı karşıya gelen iki farklı anlayışının tarihsel misyonuna ve bunun güncel yansımalarına dikkat çekmemiz gerekir.

İslam coğrafyasında derin bölünme gibi algılanan, Hz. Peygamber’in hane efradının (Ehl-i Beyt) katledilmesiyle sonuçlanan Kerbela katliamı, İslam dinini temsil eden temel değerlere karşı açılan, gücünü sığındıkları erk ve ihtiraslardan alan ve bir silsile olarak Yezid bin Muaviye de (I. Yezid) somutlaşan itikadi yozlaşma ve sapmanın ürünüydü. Ortada kimin ‘halife’ olacağı kavgasından ziyade Ehl-i Beyt’in varlığını, tartışılmaz manevi ağırlığını yok etmeye kurgulanan bir öç alma pratiği, dinin kendisini beslendiği kaynaktan mahrum bırakma ve hakikati silme hezeyanı söz konusuydu.

Mesele saltanat çelişkisine indirgenemez çünkü Velayet ve İmametin yolu Gadir Hum biatı ile hasıl olmuş, son kertede süfyani sapmayı sembolize eden mevcut hilafet kurumunun savunulacak bir yanı kalmamıştı. Dünyevi makam ve unvanların hiçbiri bir kurtuluş gemisi olan Ehl-i Beyt ve ondan doğru başlayan İmametin yolundan daha değerli değildi.

Kerbela’da, Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyt’ini hedef alan Emevi saltanatı, Hz. Hüseyin’in temsil ettiği Muhammedi İslam’a duydukları nefret ve kini kustu. Mübarek başı gövdesinden kopartılan, bedeninde 33 kılıç darbesi ve 34 mızrak yarası açılan Hz. Hüseyin yaşamı ve duruşuyla; Hz. Peygamber’in ilmini ve inayetini taşımıştır. Bundandır ki o “Cennet gençlerinin efendisi’’ sayılmıştır.

Kerbela’da katliam gerçekleştiren saltanat düşkünlerinin de bildiği gibi Hz. Peygamber; ‘’Hüseyin bendendir ve ben Hüseyin’denim. Allah onu sevsin. Hasan ve Hüseyin peygamber torunlarından iki torundur’’ diye buyurmuştur. Selman-i Farisi’nin naklettiği bir diğer bilgiye göre de Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: ‘’ Ey Selman! Herhangi birisi bunları (Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin) severse, beni sevmiştir ve her kim beni severse, Allah’ı sevmiştir.’’ Eliyle Hz. Hüseyin’i işaret ederek; ‘’Bu, imam oğlu imamdır. Onun neslinden olan 9 imam, emin ve masumdurlar.’’

Mel’un yezid gibi iliklerine kadar sömürdüğü halka zulmeden, Şam’daki Kasr-ül Beyza sarayında har vurup harman savuran, histerik korkular yaşayıp herkesi zapturapt altına almaya çalışan, Bedir ve Sıffin’ın intikamını almaya soyunan bir despota boyun eğmek elbette Hz. Hüseyin’in tavrı olamazdı. Ki Hz. Hüseyin (a.s), Yezid ve babası Muaviye’yle karşı karşıya geldiği her koşulda, onların suçlarını ve yanlışlarını yüzlerine vurdu.

680 tarihinde, kendisini Kufe ve Basra’ya davet eden halkın çağrısına kayıtsız kalmadı ve sonu şehitlikle taçlanan yolculuğa çıktı. Hicri 61, On Muharrem’de, Kerbela’da, Emevi ordusu tarafından çepe çevre kuşatılan Hz. Hüseyin, Kufelilerin ihanetine rağmen geri adım atmadı, Yezid bin Muaviye’ye biat etmedi. ‘’Cennet gençlerinin efendisi’’ Hz. Hüseyin, 20 bin kişilik ordu karşısında 72 canla birlikte şehit düşene kadar savaştı.

Hz. Peygamber (s.a.a); ‘’size iki mühim ve en değerli emaneti miras bırakıyorum, biri Kuran’ım ve biri benim Ehl-i Beyt’im’’ dediği halde, Sakiyfe pazarlığından başlamak kaydıyla, güç ve iktidar emellerine kapılanlar, bidat pratikleriyle dinin taşıyıcı kolonlarına karşı tutum takınmayı marifet saydı. Kerbela işte bu baskın eğilim ve yozlaşmanın yol açtığı karşı karşıya gelişin alanı oldu. Bir tarafta Firavunlaşan Emevi zihniyetinin temsilcileri diğer tarafta saflığı, temizliği ve kurtuluşu sembolize eden Hz. Peygamber’in suretinin yansıması olan Ehl-i Beyt ve Hz. Hüseyin.

Hicretin 61. yılında Hz. Peygamber’in torununu katleden Emeviler, Hicretin 62. yılında da Medine ve Mekke’yi tarumar etti ve Kabe’yi mancınıkla yıktı. Boğazladıkları binlerce insan, tecavüz ettikleri kadınlar ve ganimet edindikleri mal-mülkle kurguladıkları İslam adına İslam’ın kendisine karşı hayasızca savaşa tutuştular.

Kerbela; Zulme, iktidar sapkınlığına ve afyon haline getirmek istedikleri sözde dine karşı mazlum ve masum olanlar adına can pahasına verilen direnişin adıdır.

Kerbela; İslam tarihinde bir dönüm noktasıdır, Ehl-i Beyt’in bir kez daha yüceleştiği, saltanat düşkünlerinin asırlar boyu lanetlendiği yerin adıdır.

Kerbela; Hz. Hüseyin ve Hz. Zeynep’in şahsında hakikate bağlı kalanlar için bir derleniş sancağıdır.

Unutulmamalıdır ki; Hz. Hüseyin (a.s) 72 kişiyle çıktığı şehadet yolculuğunda, daha henüz kuşatılmamışken, Kufe’deki en sadık ashapları Müslim b. Akil ve Hani b. Urve’nin ihanete uğradığını, Emeviler tarafından şehit edildiklerini öğrendi. Aynı akıbeti paylaşacağını öngördüğü halde yolundan dönmedi. Kerbela’da bir katre sudan mahrum kaldı, 6 aylık bebeği Ali Asgar’in kucağında ok darbeleriyle şehitliğine tanıklık etti. Eşitsiz güç dengesi nedeniyle orada askerî açıdan yenilgi yaşansa da şehitliğiyle baş aşağıya giden İslam gerçeğini ayağa kaldırdı ve tarihin akışını değiştirdi. O gün bugündür arınmanın, aydınlanmanın ve zulme uğrayanların pusulasıdır.

Zalimlerin saraylarını sarsmak ve mazlumlara umut olmak için çıkılan yol kutsal olduğu kadar bedellerle örülüdür. Karanlıktan çıkış ve aydınlığa erişmek tarihin hiçbir evresinde bedelsiz olmamıştır. Şah-ı Şehid-i Kerbela sonrasında takipçilerine her ne pahasına olursa olsun zulme boyun eğmeyin, asla Ehl-i Beyt’in katarından ayrılmayın mesajını miras bıraktı.

Asırlardır her devrin yezidlerinin ‘katlini vacip saydığı’, kana boğduğu, Hak ve Hakikat gerçeği, payına düşen bedelleri ödeyerek korunak oldu, gerçeğe eyvallah diyen mümine. Her karşılaşma da ‘yolundayız ya Hüseyin’ diyenlerin serinde mertlik, lanetlenen şirk ehlinin davranışlarında namertlik vücut buldu.

Kerbela; Sahibü’z-Zaman’ın zuhuruna kadar sürecek olan matemdir; aynı zamanda yüzyıllardır diri tutulan öfkedir. Kerbela, tarihimizin en önemli izdüşümlerinden biridir. Dost-düşman realitesinde bilinç bulanıklığı yaşamamak, soluksuz kalmamak ve bellek yitiminin savurganlığında heba olmamak için döne döne bakacağımız aidiyet aynamız ve her vesileyle sarılacağımız kutsalımızdır.

Baharda filizlenen tomurcuk misali yaşam taşıdığımız kesitlere güz soğukluğuyla yaklaşanları tanımalıyız, ödün vermemeliyiz. Sınandığımız aşamalarda Kerbela’yı hatırlamalıyız! Unutursak felaketimiz olur. Özün ve sözünde Hüseyni direngenlikten alsın, kudretini ve de cesaretini…

Bugünde İslam kisvesine bürünen Süfyani-Harici anlayışın ülke ve bölgemizde yarattığı tahribatı deneyimliyor, yozluğu ve yobazlaşmayı sembolize eden zihniyet ortaklarının akıl ve ilim yolunu nasıl hedef aldığına tanıklık ediyoruz. Velayete bağlı olanlara karşı 1400 yıldır süregelen düşmanlığın çeşitli vesilelerle hortlatılması asla sebepsiz değildir. Bunun tek açıklaması var: Kerbela’daki direngenlikten feyz alanlardan korkuyorlar!

İslam coğrafyasını emperyalistlerin paylaşımı açısından kana bulayan, kurguladıkları din adına insanları kesen, masumları boğazlayan, kadınlara tecavüz eden ve cihat safsatasıyla zihinleri esir alınan kullanışlı aptalları, birer canavara dönüştüren güdümlü zihniyetin ortaklarına karşı mücadele kesintisiz devam edecektir.

Din ve mezhep tacirliği yapanların Allah’ın dinini nasıl suiistimal ettikleri aşikâr. ‘’Harun gelip Karun oldular’’ diyemeyiz çünkü maskelerini çıkarıp yüzlerini gösterdikleri her vakit zaten Karun’dular. İnsanlar sefalet altındayken gösteriş budalalığıyla şatafat içinde yaşayan, haksızlığa seyirci kalmayı öğütleyen, dini kendileri için bir sermaye aracına çeviren ve iktidar olabilmek için ‘her şey mubah’ fırsatçılığıyla hareket edenlerin ülkede ve bölgemizde yarattığı yıkım her yönüyle acı vericidir. Bu köhne anlayışı yerle yeksan etmenin, aydınlanmanın nurundan beslenmenin yolu ilmin kapısı Hz. Ali’den, Kerbela direnişinden ve İmamların takipçisi olmaktan geçer.

Alevilerin yedi hak aşığı arasında yer alan ve Babası Şah Haydar ile birlikte Safevi devletinin kurucusu olan Şah İsmail Hatayi’nin divanından yansıyan şu dizelere, Muharrem ayı vesilesiyle, bir kez daha kulak verelim:

‘’Ayet-i Nasrun minallah’dan mekân oldu nüzül,
kim yedi iklimi feth etti rıza aşkına
Tohm-i Mervan’ın Yezid’in kökünü min akibed,
yer yüzünden kaldıram Al-i Aba aşkına
Ey Mevaliler bilin sahib zamanın devridir,
çalaram kılıncı ben sahib zamanın aşkına
Ey Hatayi çünki ceddin eylemiştir çok gaza,
sen dahi başla gazaya ol gazanın aşkına’’

Sosyal medyada paylaşın
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
Continue Reading
You may also like...
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

More in Alevilik

To Top