Connect with us

Dersim News, Dersim Haber, Dersim, Tunceli Haber, Dersim Haber Sitesi, Dersim Haberleri, Tunceli Haberleri,Dersim 38, Kırmancki, Zazaca, Dersimce, Alevi Haberleri, Pülümür, Hozat, Ovacık, Mazgirt, Nazımiye, Çemişgezek, Haber,Alevi Haber, Alevi Haberleri,

Halkın Günlüğü, Kültürel Soykırım’ın Neresinde Durur!

Dersim

Halkın Günlüğü, Kültürel Soykırım’ın Neresinde Durur!

Halkın Günlüğü dergisi adına yazan ve bütün dergiyi bağlayan bu makale sahibi, açıkca bir kültürel soykırım uygulamaktadır Dersim insanına.         

 

 HAYDAR KARATAŞ

Zürih şehrinin ana tren garından sonraki en büyük gar Orlikon garıdır, hani ikinci dünya savaşında Hitler ordularına yedek savaş malzemesi üreten, ismini bu Orlikon fabrikasından alan semt…, nereye yetişmeye çalışıyordum hatırlamıyorum, merdiven basamaklarını hızlı hızlı çıkarken, tanıdık bir ses çağırdı. Durdum, iki MKP taraftarı arkamdan koşturuyordu, ikisinin sırtında da ağır birer çanta vardı. Hal hatır sorduk.

Baktım heyecanlılar,  „tarihi muhasabeyi[1] okudun mu?“ dediler ve der demez de çantalarından çıkardıkları kalın kırmızı bir kitabı burnumun dibine uzattılar. Bir an gerilere lise yıllarıma gittim, Kaypakkaya’nın küçük sözlük biçiminde bastırılmış „seçme yazılar“ı vardı o zamanlar. Tabii 12. Eylül’ün baskıcı yasaları yürürlükte,  biz zamane devrimciler Türkçe sözlüklerimizin  kapağını çıkarır içine Kaypakkaya’nın kitabını koyardık. Belediye otobüslerinde, hatta sınıfta tapınalacak metinlermiş gibi hatmederdik o yazıları. Artık komünist partilerinin kongre belgeleri kitapçı raflarında, yasaklı Nazım Hikmetler, Karl Marx’ın Kapitalleri banka yayınevlerinin en çok satanları arasında, okuyanı ne kadar bilinmez elbet. Burnumun dibine uzatılan kitaba şöyle bir baktım.

„iki üç gün önce bir arkadaşım getirdi okudum, bir kaç sayfası kaldı,“dedim.

Gözlerinde bir sevinç. Bu iki genç arakdaş:

„nasıl buldun?“ diye sordular.

„içerik kötü,“ dedim.  „Ama bu  söylem Türkiye Devrimci hareketinde bir ilk, bu söylemi terk etmez, meseleleri başkalarını suçlamak, itham etmek, ‚tek doğru benim söylediğimdir, ‚benim dışımda düşünenler hain, revizyonist’ bilmem ne… gibi o berbat doğmatik sol söyleme geri dönmezseniz, kazanırsınız…“ Yan yana yürüdük, sohbet ettik bir süre…

Bu iki MKP taraftarı buralardan çekip Dersim dağlarına gitti.

Işte ben bu cevabi mektubu esas olarak, gençlerimizin saflarına katılıp öldüğü, ruhlarında asi devrimci kanı taşıyan, 2005 yazında Orlikon garında peşimden koşturan o geçnelere yazıyorum. Örgütlerin, devletlerin pek umrumda olduğunu söyleyemem. PKK safalarında, MKP ve TİKKO saflarında olan, o davalardan hapislerde yatan dünya kadar akranım var, bu arkadaşlarımın pek çoğu ile mektuplaşır, gittiğim çeşitli Avrupa ülkelerinde karşılaşırım.

Ortak hissiyat devletin dahi Dersim sorununda bir kırılma sürecine girdiği bu dönemde, örgütlerinin de mevcut ezberci, bölge kimliğini görmezden gelen yaklaşımlarını bir tarafa bırakmasıdır… Ama Halkın Günlüğü gazetesine hitaben yazdığım mektuba aldığım „merkezi“ cevap, bunun ne kadar büyük bir hayal kırıklığı olduğunu bir kez daha gösterdi. Cangözlerin o yumuşak, insan algısına geri dönen söyleminin yerinde de yeller esiyor. Ataların deyimiyle aynı tas aynı hamam!

Hiç birşey demeye, uzun uzun yazmaya gerek yok. Bu tarz, üsten ahkam kesen, bizleri hain, kendisini kahrman ilan eden çokca örgüt lideri gördüm, onların derdi taht-ı makam, söylenene kafa yormalarını beklemek dahi manasız. Hani yüreğim yanmasa, acısını duymasam topraklarımızın, ben de övgü düzmesini bilirim bu söylemin sahiplerine, ama o kadar yüreksizler ki bizim bu ahkam sahibi arkadaşlar, sizler adına düşünürler, sizin adınıza bizleri hizaya getirme savaşı verirler, sonra arkalarında cenaze haline getirdikleri birer örgüt bırakıp giderler. Avrupa ülkelerine şöyle bir dönüp bakın, bir zamanlar sizler adına düşünen örgüt şefleriyle dolup taşıyor… ozan Emekçi’nin deyimiyle, dilleri çok keskin, elleri hasta bir solculuk yürütürler.

Keşke o mütevazi kongre uslubunuz gibi bir insani ölçütle mektubumu cevaplasaydı da, fikri bir tartışma yürütseydik. Bunun mümkün olmadığı görülüyor, ancak bu arkadaşınızın içi rahat etsin diye, o çürümüş bilmem, revizyonist, liberal tezlerden medet ummakla beni suçlamasının yanına, bir yığın daha küfür ekleyebilir. Ancak gelin, sizler adına düşünen bu arkadaşınızın söylediklerinin ne anlama geldiğine, ısrarla Dersim’e neden isyan dediğine bir kez  daha bakalım ve sonra da özür dileyerek bu tartışmadan çekileyim:

HALA DERSİM’İ TANIYAMAMIŞSINIZ

Makale sahibi bir slogan budalası, maşalllahı var, peş peşe aynı şeyleri tekrarlamış, reformist, revizyonist, oportonist kalıp söylemeri bir tarafa bırakarak, Dersim’e dair attığı bu solganları buraya alıyorum, Halkın Günülüğü okurlarından ricam çevrenize bakarak bu söylemin size uyup uymadığına bir bakıverin, uyuyorsa hay hay. İşte o söylemler:

..“Aynı zamanda yarı-özerk tarzda fiili bir statüde bulunan Dersim’in bu ulusal statüsünü elde tutma..,“

„…yarı-özerk olan bu Kürt bölgesinin kendi mevcut ulusal/yarı-özerk statüsünü…“

„..Dersim’in isyan etme, ayaklanma veya başkaldırma hakkının meşru olduğunu söyledi partimiz…“

Şu ‚isyan etmek meşrudur’ sloganına bir açıklama getirmekte yarar var. Sahi ülkemiz devrimci hareketi, hakim sınıflara karşı bir isyan, başkaldırı başlattı da buna meşru değil diyenler mi oldu!

Bu ezberci söylem bugün Dersim ile ilgili yayınlanan belgelere dahi bakmaz. İsyan lideri görünen Seyit Rıza, Deşt iskan müdürüyle, Karaoğlun nahiye müdürünün davetlisi olarak sık sık oralara gitmekte, oğlu Hozat kaymakamının misafiri, Kırgan aşiretine karşı kalkıştığı silahlı harpte, mermisi bitince hükümetten mermi istemektedir… sonra Kırganlıları desteklemiş hükümet, Seyit Rıza’yı ezmiştir. Birbirine kırdırma hareketi bütün çıplaklığı ile görülüyor belgelerde? Vahim bir olay bu. Yoksul köylüler arasında toprak çelişkisi, kan davaları çıkarmaktan medet uman bir devlet yönetimi görülüyor.

Halkın Günlüğü’nün cevabi yazısını yazan arkadaş bu durumu anlamaktan ziyade, kiminle ittifak yapabilirim, gerçeği kime terz-yüz ederek ittifakçılık politikamızı geliştiririz noktasındadır hala… Şöyle bir tarihe bakın, bu ittifakçı sosyalizm değil midir iflas eden? Henüz elinde iki milyon Ermeni kardeşimizin kanı kurumadan, Osmanlı Genel Kurmay Başkanı Enver Paşa’yı Doğu Halklar Kongresine davet eden bu siyaset değil midir? Hala aynı mantık, aynı hatalar, mazlumların yanında yer almak yerine, zorbaların safında ittifak arayışları sürdürmek. Allah akıl fikir versin…

ZALİMLERİN EKMEĞİNE YAĞ SÜRMEYİN

Bir kez daha söylüyorum, Dersimli gençler Mamekiye merkez ve ilçelerde DHF saflarında önemli ölçüde var, bütün bu politik şark kurnazlığı o gençlerin anne babasının davasını gütmesini engellemek için yapılmakta. Bu insanlar benim de dostlarım, aldıkları maya sağlamsa ve hala soykırıma tabi tutulan anne babalarının hatırı varsa, kendi sırtlarından ittifakçı siyasetler gütmenizi izin vermeyeceklerdir.

Gelin bu isyan deme söyleminizi değiştirin. Israrla Dersim’e isyan derseniz, devletin, hatta devletlerin yoksul insanlar arasında çelişkiler çıkarma onları birbirine kırdırarak kendini haklı çıkarma yüzsüzlüğünü görmezden gelmiş olursunuz ve Dersim olayında olduğu gibi, zalimlerin ekmeğine yağ sürersiniz.

Ben sınıfsal bir bakış açısı sunuyorum demeye utanırım, ama sizin dilinize pelesenk ettiğiniz bu söylem, yoksul halkaların değil, zalim devletin söyleminden beslenen bir fukaralık hali olduğu çok açık.

Üzerinde hem fikir olduğunuz bir söyem bu, Kürt Resmi Tarih Tezi, Türk Resmi Tarih Tezi ve solcu literatur Dersim vakıasında birleşmiştir. Devletin yoksulu yoksula kırdırtma politikasını göstermekten uzak bir duruşu da bize sloganlarla süsleyip, bakın biz ne kadar radikal, yiğit solcularız demeye getirirsiniz.

„…Dersimin milli zulme, tüm faşist baskı, sömürü ve tahakküme karşı ulusal talepleri doğrultusunda…“ demiş gene..

Hangi ulusal talepler, bugün aradan seksen yıl geçtiği halde kendine Kürt demeyen bu insanlar, derginizin o parlak fikrine göre, nasıl oluyor da seksen yıl önce bir Kürt davası gütmüş olabilir… yayınlanan belgelere bir bakın, hangisinde kürt talepleri olduğu görülür. Alevi, Kızılbaş denir, ama bir yerinde dahi ne Kürt ismi geçer ve ne de talebi.

Zaten bu öylesine absürt bir söylemdir ki, beş yıl PKK koğuşlarında misafir tutuklu kaldım, Kürt saflarında savaşan Dersimli ailelerle görüş kabinlerinde buluşur, sorardım, olmaz mı orta yaşın üstü Dersimliler kendine Kürt desin. Bu diğer sol örgüt saflarında kalan Dersimlilerde de böyleydi. Bugün dahi kendini etnik bir kimlikle ifade etmeyen bu insanlar nasıl oluyor da 80 yıl önce sizin deyiminizle ulusal talepler dile getirip isyan ettiler? İyisi devam edelim…

 DERSİM’E “KÜRT İSYANI” DİYENLER KİM?

„…Dersim’de isyan-ayaklanma-başkaldırı yaşandı.  Ve bu isyan sebepsiz değildi…“ demiş. Hayır ortada bir isyan başkaldırı olduğuna dair tek bir belge gösteremezsin, devletin mazeret çıkarması dışında.

…Kürt coğrafyası ve ulusunun bir parçası olan Dersim’in… denmiş bir başka yerde

„…Dersim haklı olarak başkaldırdı, isyan edip silaha sarıldı; direndi!

Tarihte yaşanan Kürt İsyanları sayılıp sıralanır ve en yakın tarihteki son isyanın Dersim İsyanı olduğu söylenir…“

İşte katil devlet söylemine benzeşme dediğim tamda bu. Kimmiş onu söyleyen, Demirel mi? Hani 29 Kürt isyanı arasında sayar ya? Referansınız kim? Bu söylem dönemin içişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın gazete ve basına gönderdiği Dersim Andıcı belgesinin bir düşünüş biçimi olduğu da bugün ispatı beyandır.

Şükrü Kaya, beş maddelik medya andıcında, dış basında Dersim’in nasıl algılanması gerektiğini tek tek sıralar, ve İsmail Beşikçiler, Faik Bulut, Mehmet Bayraktarların yıllarca sundukları tezler Şükrü Kaya’nın verdiği bu andıç belgelerinin zamanın basınında yer alan gazete küpürlerinden ibaret olduğu da bugün anlaşılıyor. Ve sizin devrimci söyleminize rağmen, yaşlı Dersimliler kendilerinin bir Kürt isyanı gerçekleştirdiğini kabul etmediler yıllarca bunu neden düşünmezsiniz?

Tabii Nuri Dersim’i kaynağı da var, o kaynak ile ilgili ortaya çıkan belgeler Nuri Dersimi’nin de kişiliğini tar-u mar etti. Nuri Dersimi sık sık aşiretlerle ilgili Ankara’ya raporlar verdiği de ortaya çıktı. Görülen o ki,  Devlet-i Aliyye Nuri Dersimi gibi kişilerden aldığı bilgiler doğrultusunda aşiret ve insanlar arasında çelişkiler çıkarmaya çalışmış. Ve daha vahim olanı, „silaha sarıldı Dersim“ demiş derginiz adına yazan kişi. Kardeşim ortada silah filan yok, silahlar 1936’ da teslim edilir. Eşkiyalar var elbet, Saan Ağa, Kopo, Cıve Hese Gej, Çavdar Hüseyin gibi Dersim eşkiyaları var, ancak bu eşkiların sayısı beş onu geçmez. Yaşar Kemal 1950’lere kadar Çukurova dağlarında beşyüzün üzerinde eşkiya vardı, der. (Bu Diyar Baştan Başa’ Adam yayınları, yaşar Kemal) Yaşar Kemal’in tanıklığı ile Dersim’deki silahlı insan sayısı karşılaştırıldığında, Dersim’deki eşkiya varlığı devede kulaktır. Ancak Dersimliler direnmiştir, bütün mazlumluğuna rağmen, merkezi devlet söylemine, onun kendisini asimile etmesine boyun eğmemiştir. Bu boyun eğmemeyi bugün de görmekteyiz. Israrla Halkın Günlüğü’nün bu başyazarı gibi akli evvellerin kendisine giydirmek istediği gömleği giymemiştir… Bu söylemi DHF taraftarları dahi kabul etmez.

İSYAN TEZİ ÇÜRÜMÜŞTÜR

„…Sanki gerici sınıflara karşı isyan bir suçmuş gibi, isyanın savunulmasından çekinemeyiz…“ keşke ortada bir isyan olsaydı da, bizler de böbürlenseydik, yok. Bütün belgeler göstermiştir ki, devlet aynen 12 Eylül 1980’lerde olduğu gibi bu insanları birbire vurdurmaya çalışmış ve kendine müdahale etme zemini yaratmıştır.

Ancak itiraz şudur: isyan hukuki bir tabirdir, bütün örgütlenmeler de olduğu gibi, küçük bir dernek örgütlenmesinde dahi, tüzel bir yapı vardır. Bu tüzel yapı dışına çıkanlar, yasayı çiğnemekle itham edilir ve o hukuk babında yargılanırlar.

Dersim’de isyan vardı tabiri, devletin bu halkı cezalandırmasında bir haklılık payesi biçmiştir.

Mağduriyette buradan doğmuştur, devlet kendi hukukunu tanımamış, gece saat sabahın dördünde, bir pazar akşamı araba farlarının aydınlattığı bir salonda, Türkçe dahi bilmeyen bu insanlara idam, sürgün ve hapis cezaları verilmiştir. Avukat yok, tercüman yok, hele yargılama hiç yok.

Ya sürgüne gönderilen çoluk çocuk? İnsanların ölülerini gömmesine dahi izin verilmemiş, topraklar dört yıl boyunca yakılmış, hayvanlarına, mallarına ganimet olarak el konmuş. İşte bu bir mağduriyettir.

Benim çağrım Dersimli gençler arasında hala var olan, kitlenizin hissiyatına kulak vermenizdir. Bu halk, evlatlarını saflarınıza vermiştir yıllarca, bu meşru talebi destekleme beklentisi boş bir hayal midir size göre? Beni devlet klikleri filan ilgilendirmez, ama resmi tarih büyük bir açık vermiştir, arşivler açılmış, olayın isyan olmadığı, bir soykırım olduğu gün gibi ortaya çıkmıştır. Bu gedikten, mazlum Anadolu toprağımızın acısını dillendirebiliriz, Ermeni olayları, Ezidi, Laz, Türkemen, Kürtlerin içinde bulunduğu bu büyük dramı dile getirebilir, bu halkların çektiği acıları gönül hanemize not edebiliriz.

DERSİM KÜRT İSYANI DEĞİLDİR

Can sıkmanın anlamı yok, kısaca not edeyim:

Bir, ısararla Kürt isyanı, Kürt ulusal talepleri diyorsunuz. Bu ayakları havada bir tabirdir. Bölge insanı bugün dahi kimliğini ayrı ifade etmektedir. Daha 1970’lere kadar Diyarbakır, Hakkari gibi yerlerde  Kürt ulusal talepleri gelişmemişti, Kürt ulus eksenli bilinçlenme 1970’ler arifesine denk gelir. Bugün dahi kendine Kürt demeyen bu bölge insanı seksen yıl önce, Derginizin tespitine göre, Kürtlük adına bir dava, bir isyan gütmesi mümkün müdür? Mümkündür diyorsa yazar arkadaş, Dersim’de Halkın Günlüğü okuyan herhangi bir okurun anne babasının kendisini nasıl tanımladığına bir baksın. Tespitinizin doğruluğu herhalde en yakınınızdaki insanlara nüfuz etmiştir…

İki, kendine sosyalist, komünist diyen derginizin bu kadar ulusal ve etnik kimliklere sarılması yüzkarası bir durum değil midir? Kendi tabanını dahi tanımayan bu çaresiz bilinç körelmesini, ulusçuluğun bataklığına saplanmış zatı muhteremi alıp Dersim’de bir köy mezarlığına götürün…

Kimse konuşmasın, o Paris mezarlıklarını, Londra, Berlin, Zürich, Roma ve İstanbul mezarlıklarını görmüştür, görmemişse gidip görsün. Ortaçağ karanlığından, modern ulus devletin altın çağına kadar bir süreklilik atfeden bu kentlerin hiç birinde farklı inançtan insanların cenazeleri aynı mezarlığa gömülmemiştir. Dersim’de farklı inançtan insanların ölüleri, koyun koyuna aynı sırta gömülmüştür ve Höys denilen mezarlık ziyareti aynıdır… yönlerinden seçerler, derler bu Ermeni mezarlığı, bu bizim!!!

Ölülerini beraber gömen, aynı Hızır denen büyük ibadet günlerinde vardıkları bu Höyslerde tek bir mezar taşına başlarını koyup dua ederler. Aynı oruçları da tutarlar, Kürtçe, Türkçe, Kırmancki ve Ermenice konuşanların hepsi Hızır orucunu, büyük bayramları Gağand bayramlarını, artık unutulan Beri bayramlarını ortak kutlarlardı… Kendilerinkine Hızır Orucu derken, Ermenilerinkine Keleş Orucu derler…

HALKLAR ÇİCEK BAHÇESİDİR

Muş Varto’dan başlayan bu insan havzası, Anadolu’muzun başka bir rengini ifade etmez mi? Gene anne babanıza sorun, Kürtlerin en büyük bayramı olan Newroz neden bu bölge insanında yok! Olmayan birşeyi insanlara zorla kabul ettirmeye çalışmak bir kültürel soykırım değil midir?

Anadolu ve Mezepotamya bir çiçek bahçesidir, neden birini koparmak ister derginizin bu başyazarı?

Kürt hareketi Dersim konusunda duygusal bir ortamı yaşıyor yıllardır, serin bir bakış açısı, Kürt ulus bilinçli kesim saflarında bu bölge insanına karşı hergeçen gün artan öfke selini de dizginler.  O öfkenin yanında yer almak, gelecek yeni çatışmalara da davetiye çıkarmak olur. Kürt ulus bilinçli kesime yapılacak en büyük dostluk, bu bölgenin farklılığını hatırlatmaktır. Halkın Günlüğü dergisi adına toptan konuşan arkadaş gelecekte görülen bu çatışmayı görmezden gelmekle kalmaz,  kaleminin ucunu ezilen ulus bağnazlığının psikolojik baskısı altında inleyen bu bölge halkının bağrına saplamaktadır. Sosyalist hareketler, bir kimlik dayatmasında bulunmayı insanlık suçu görürlerdi, bugün tersi olmakta. Rose Luksemburg’ların o isyanı hatırlanmamaktadır.

“ZULÜMLE YAPILAN BİNA PAYİDAR OLMAZ”

Şu gerçek iyi bilinmelidir ki, ulusal hareketler devlet inşaa etme çılgınlığına kapıldığı andan itibaren, değil farklı etnik grupları, kendi içinde dahi farklı fikirleri görmezden geldikleri tarih ile sabittir. 1926’da İzmir’de M. Kemal’e suikast düzenlediği iddia edilen Trabzon mebusu Hafız Mehmet Bey’in idam öcnesi son sözlerinde dediği gibi, „zulümle yapılan bina payidar olmaz.“ Hafız Mehmet, Ermeni tehcirine karşı çıkan tek aydındı.

Ayrıca, kimlikler de ulusalcı harektelerin ve milliyetçilerin dayattığı gibi etnik değildir, aksine coğrafiktir. Mesela Adana Çokurovalılık yurdumuzda bir kimliktir. Adana’ya gelip yerleşen Kürtler, Türkmenler, Arap, Süryani ve Fellahlar bir süre sonra Adanalı kimliğine bürünürler.

Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi’ni yazan devrimci Howard Zinn, Kuzey Amerikayı tanımlarken, İtalyan, Danimarkalı, Alman, İngiliz… ve daha pek çok ülkeden göç eden insanların gelip Kuzey Amerika kıtasına yerleştiğini (kanlı bir yerleşim) ve ortak bir kimliğe büründüğünü söyler. Buna coğrafik pota der Zinn. Yani bir insan havzası, farklı etnik kökenden insanlar, göçler sonucu yerleşir ve farklı diller konuşsalar dahi, aynı kaderi paylaştıkları için ortak bir kimliğe bürünürler… Dersim’de farklılık kendini ulusçu bilinç girmeden önce özgürce ifade ederdi. Kürtçe, Zazaca, Türkçe ve Ermenice konuşmak, yaşlı Dersimlilerin deyimiyle Gola Dersim’i, yani Dersim Havzası anlamına gelirdi. Miliyetçiliğin böylesine pirim yaptığı bir ortamda, kardeşliğe, ölüm döşeğinde dahi ortak olan bu kimliği, kendine sosyalist diyen derginizin vurgulaması, bu milliyetçi darboğazlığa örnek vermesi gerekmez miydi?

Dersim’e ısrarla Kürt isyanı demeniz, orada katledilen, bir Türkmen boyu olan Sarı Saltık boyunu, son Celali isyanlarının lideri olan Koçi Bey boylarını, Ermenileri bir kalem darbesiyle yadsımak olmaz mı?

KÜLTÜREL SOYKIRIM YAPMAYIN

Her yönden, Derginiz bir kültürel soykırıma ortaklık yapmaktadır.Son olarak, kendine lider atfettiği Kaypakkaya’yı da sizler adına cevap veren bu zatı muhterem yerle bir etmiş. Şöyle demiş

Solun mağdurları savunmakla yükümlü olduğu şeklindeki belirleme, sınıfsal nitelemeden yoksun olduğundan çarpık ve uydurmadır…solun mağdurları savunma gibi bir görevi de yoktur… devam eder ya?

işte beni en çok ürkütün de bu oldu, savaşların dahi bir hukuku vardır, savaş esnasında rehin aldığınız düşman askeri, belki beş dakika önce arkadaşınızı öldürmüştür, ama esir alınır alınmaz, bir hukuk uygulanır. Dersim mağdurdur derken, bu hukukun uygulanmamasını ifade ederiz. Bu arkadaşınız gözyaşı nedir bilmez, demek ki acı denen şey onun gönül hanesine hiç uğramamış, dünyamızın mağdurları solun vicdanıdır, onların solculara, devrimcilere sığınmak dışında sığınacakları bir kapıları yoktur. Bir de allaha sığınırlar ya…

Ve bir başka berbatlık, demiş ki, hareketimiz ilerici isyanları destekler. Şeyh Sait isyanına zamanın solu İngiliz parmağı olduğu için gericidir derken, kendine ideol kabul ettiği Kaypakkaya’nın ne cevap verdiğine bir baksın. İngiliz parmağı olsa dahi, ezilen Kürt halkının demokratik özünü ifade ediyordu Şeyh Sait der, ve desteklenmesi gerektiğini söyler.

Halkın Günlüğü dergisi adına yazan ve bütün dergiyi bağlayan bu makale sahibi, açıkca bir kültürel soykırım uygulamaktadır Dersim insanına.

Ezilen Kürt Ulusu’nun politik temsiliyetine sırtını yaslamak adına, 1970’ler Türkiye’sinin aydınlanma düzeyini ifade eden bu hareketin, farklı fikir ve gruplara karşı tahamülsüzlüğünü onaylamakta ve ileride hakim devlet yapısının istediği bir çatışmaya da davetiye çıkarmaktadır. Günü kurtarma adına halkaların geleceğini karartmak olur şey değil.

Ve ben, empati kurmaktan, insan algısı yerine itham edici söylemi tanrısal bir örgüt makamından okuyan bu arkadaşa diyeceğim hiç birşeyim yoktur, ama Kürt hareketi saflarında, diğer sol örgüt saflarında yer alan Dersimlilere ve özellikle Emep Dersim Gençliği’ne ve DHF kitlesine vicdan çağırımı yineliyorum…

Taraftarı olduğunuz örgüt ve çevrelerden Zazaca ve Kürtçe dillerinin eşit düzeyde yer almasını talep edin.

Gelin üçüncü bir yol deneyelim, bu milliyetçi bataklıktan hep beraber kurtulalım.

Not: Bu yazının başlığının ağır bir itham olduğu açık, ancak bu itham asla bahsini ettiğim ne bu derginin okurları ile ilgili ve ne de bahsi geçen diğer sosyalist bireyleri kapsamaktadır. Burada sözkonusu olan üst politik yapının sizlere giydirmek istediği ulusçu gömlektir.

www.haydarkaratas.net

www.haydarkaratas.com

 


[1] Tarihi Muhasebe: TKP (ML) olarak bilinen örgütün, ismini değiştirerek MKP yaptığı, Erzincan Mercan Dağ’ında 17 arkadaşıyla öldürülen Cafer Cangöz ve arkadaşlarının gerçekleştirdiği örgüt kuruluş kongre tutanağı belgesine verilen ad..

Sosyal medyada paylaşın
        
   
34 Comments

34 Comments

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

fifteen − 2 =

More in Dersim

To Top