Connect with us

Dersim News, Dersim Haber, Dersim, Tunceli Haber, Dersim Haber Sitesi, Dersim Haberleri, Tunceli Haberleri,Dersim 38, Kırmancki, Zazaca, Dersimce, Alevi Haberleri, Pülümür, Hozat, Ovacık, Mazgirt, Nazımiye, Çemişgezek, Haber,Alevi Haber, Alevi Haberleri,

Medya’da Dersim Tartışmaları

Dersim 38

Medya’da Dersim Tartışmaları

Nuray Mert: “Atatürk’ün rolünü görmezden gelerek ve dahası ‘Kemalizm’i topyekün sorgulamaktan imtina ederek tartışmak mümkün değil.”
Dersim tartışmalarına Milliyet Gazetesinden Nuray Mert ve Sabah’tan Nazlı Ilıcak’ta katıldı. İki yazar da Dersim Katliamı’nda Atatürk’ün rolü olduğunu dile getiriyor.

İşte o Mert ve Ilıcak’ın yazıları:

“TARİHLE YÜZLEŞMEK”  VE DERSİM

NURAY MERT – Milliyet

“Atatürk’ün rolünü görmezden gelerek ve dahası ‘Kemalizm’i topyekün sorgulamaktan imtina ederek tartışmak mümkün değil.”

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün Dersim katliamı üzerine söylediklerinin partisi tarafından şiddetli bir tepki ile karşılanması, CHP’nin, dünü ve bugünü kavrama açısından ne kadar vahim bir noktada olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Diğer taraftan, iktidar partisinin bu olayı CHP’ye yüklenmek için iyi bir vesile olarak kullanması bir noktaya kadar anlaşılabilir.

Zira, tarihle yüzleşmek, biraz böyle bir şeydir, yüzleşmeye siyasi gelişmeler ve çekişmeler vesile olur. Ben, ‘olayı tarafsız tarihçilere ve bilim adamlarına bırakalım’ görüşünde olanlardan değilim. Tarihi meseleler, aynı zamanda ‘siyasi’ ve bu anlamda ‘güncel’ meselelerdir ve tarihle yüzleşmeyi siyasetten bağımsız bir alan olarak tanımlamak doğru bir tavır değildir. Ama tabii ki, siyasi çekişme adına tarihsel olayları çarpıtmaktan söz etmiyorum, bu noktada objektif tarihçiliğin devreye girmesini bekleriz.

SADECE CHP SORUNU DEĞİL
Türkiye’de sorun, siyasi gelişme ve çekişmelerin tarih ile yüzleşmenin vesilesi olması değil. Siyasi çekişmenin, tarihle yüzleşmemenin vesilesi haline gelmesi ve tarihin siyasi çekişmenin sığ bir alanı haline dönüşmesi. Oysa, her şeyden önce, Dersim olayı, sadece ‘bir parti olarak CHP’ye ilişkin bir mesele değildir. Bu olayı, Atatürk’ün rolünü görmezden gelerek ve dahası ‘Kemalizm’i topyekün sorgulamaktan imtina ederek tartışmak mümkün değildir. Bugüne kadar ‘ulusal lideri’ her türlü sorgulamanın dışında tutma tavrı hâkim oldu.

Ancak, sadece bu değil. Diğer taraftan Kemalizm’e eleştirel yaklaşan sağ-muhafazakâr çevre de, kendi siyasi tercihleri doğrultusunda, tarihle yüzleşme konusunda kendi sansürlü alanını oluşturdu. Tam da bu nedenle Dersim konusunda, özellikle, o dönem Genelkurmay Başkanı olan ve harekâtı bizzat yöneten Mareşal Fevzi Çakmak’ın ismi hep geride tutuldu. Fevzi Çakmak, muhafazakâr sağ kesimin ‘kahraman’larından biridir. 10 Nisan 1950’de vefat ettiğinde cenazesinin büyük bir siyasi tepki ifadesi haline gelmesi, ‘irtica’ kelimesinin bir baskı aracı olarak siyasi dile yerleşmesine vesile olmuştu.

OLGUN TOPLUM ÖZLEMİ
Celal Bayar isminin zaman zaman gündeme gelmesinin nedeni ise muhafazakâr çevrenin Celal Bayar’dan pek hazzetmemesidir. Muhafazakâr-sağ Kemalizm eleştirisi izleğini hiç sorgulamadan benimseyen liberal-demokrat tarihçilik için de aynı şey geçerli.

Bu sıradan bir siyasi kesimin tarihi kişiliklerin birini, diğerinin ise bir başkasını ‘kayırması’ meselesi değildir. Bu, Türkiye’de tarihle yüzleşme ve siyasi tartışmanın geldiği nokta ile doğrudan alakalı ve önemli bir meseledir. Zira, tarihle yüzleşmenin asıl amacı, sıradan bir bilgilenme değil, ‘toplumsal barışın temini’, daha ‘demokratik ve olgun bir toplum özlemi’dir. Bu yüzleşme ve tartışmayı doğru dürüst yapmaktan kaçındığımız sürece bir otoriter anlayıştan diğerine savrulmamız kaçınılmaz olur. İçinde bulunduğumuz durum tam da budur.

İKİ OTORİTER GELENEK VAR
Yüzleşmemiz gereken en önemli gerçek, Türkiye’de sadece bir değil, iki köklü otoriter siyasal gelenek olduğudur. Bunlardan biri, CHP’nin temsil ettiği Kemalist söylem ve gelenek, diğeri ise buna karşı eleştirel tutum takınan sağ-muhafazakâr otoriter söylem ve gelenektir. Bugün birçok liberal-demokrat çevrenin sağ-muhafazakâr gelenekten Kemalizm’in otoriterliğine karşı, ‘demokrasi tarihi’ çıkarma çabası, tarihle yüzleşirken, otoriter siyaset süreci içinde sağ-muhafazakâr otoriterliğin rolünü görmezden gelme sonucuna varıyor.

“DERSİM” İYİ BİR VESİLE

Birçok başka tarihsel olay gibi Dersim olayı da, bu tartışmayı yeniden başlatmak için çok iyi bir vesile. Dersim olayında, Atatürk, İsmet İnönü, Celal Bayar ve Fevzi Çakmak buluşması üzerinden filmi tekrar geriye sarmakta fayda var. O zaman göreceğiz ki, yakın tarihin karanlık yükünü CHP’ye veya hatta sadece Kemalizm’e yükleyerek gidilecek yol, sağ-muhafazakâr siyaseti temize çıkarmaktan öteye gitmez. Buradan öteye gitmeyen bir tutum ise tarih ile yüzleşmeyi sığ bir siyasi çekişmenin malzemesi yapmakla kalır. Ama daha önemlisi, Kemalist otoriter siyaseti sorgulamak adına, diğer otoriter siyaset geleneğini göz ardı etmek suretiyle bugünkü siyasi tabloyu hakkıyla değerlendirmemizi engeller. Bu önemli konuya bir sonraki yazıda devam etmek istiyorum.

****************************************************

ATATÜRK ELBETTE HABERDARDI

NAZLI ILICAK -Sabah

Türkiye’de bazı tartışmalar tamamen cehaletten kaynaklanıyor. Resmi ideoloji ve bize empoze edilen bilgiler yüzünden cahil kalmışız. Tarihimizde yaşananları objektif bir biçimde öğrenmekten mahrum bırakılmışız. Dersim olayından Atatürk’ün haberi var mıydı, yok muydu tartışmasını da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Şüphesiz haberi vardı. Tarihi hadiseleri bilen bir kişinin “Haberi yoktu” demesi zaten imkânsız.

Ya Kemal Kılıçdaroğlu’nun doğrudan bir cevap vermek yerine “Arşivler açılsın” demesine ne buyrulur? Arşivler açılabilir ama bugünkü halde de bir süredir her şey yazılıyor çiziliyor. Bizzat kendisi İhsan Sabri Çağlayangil’in anlattıklarına şahit olmadı mı? Çağlayangil, ona, “Ordu, mağaralara doldurduğu Dersimlilerin üzerine zehirli gaz sıktı; onları fare gibi zehirledi” dememiş miydi? Öyleyse neden daha açık bir şekilde Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün’ün arkasında duramıyor?

Dersim konusunda birçok yazısı çıkan Ayşe Hür’ün anlattıklarından kısa bir derleme yapacağım bugün.

Tunceli, Bingöl, Erzincan, Elâzığ’ı da içine alan bölgenin adı bir zamanlar Dersim’di. Osmanlı dönemindeki ilk Dersim raporu 1896’da hazırlandı. Onu başka raporlar izledi. Hepsinin ortak özelliği, Dersimlilerden “Vahşiler, ilkeller, caniler, ikiyüzlüler” gibi aşağılayıcı bir dille söz etmesiydi.

Cumhuriyet döneminde Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey, 1926’da hükümete sunduğu raporda şöyle demişti: “Dersim cumhuriyet hükümeti için bir çıban başıdır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak, memleket selâmeti için mutlaka lâzımdır.” 1931’de, Birinci Umum Müfettişi İbrahim Tali, yöntemi şöyle açıklamıştı:

“A) Bütün Dersim’in hariçle münasebetini keserek, taarruz ve ticaretlerine mani olmak, aç kalacak halkı zamanla kendiliğinden ilticaya zorlamak ve şu suretle Dersim’i fenalardan tahliye. B) Her tarafı esaslı suretle kapattıktan sonra, çemberi tedricen darlaştırmak ve fenalıklardan dolayı yakalananları derhal Dersim’den çıkararak garba atmak ve serpiştirmek.”

Bir başka rapor da, dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’a verilmişti: “Dersimli okşanmakla kazanılmaz. Silâhlı Kuvvetlerin müdahalesi Dersim’e daha çok tesir yapar ve ıslahın esasını teşkil eder. Dersim evvela koloni gibi nazar-ı itibara alınmalı, Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli…”
Bütün bu rapor alışverişi sırasında Atatürk işin başında; her şeyden haberdar…

1935’te Başbakan İnönü, Dersim’in adını “Tunç Eli” olarak değiştiren bir kanun çıkardı. Kanun uyarınca, Elâzığ, Tunç Eli, Erzincan ve Bingöl’ü içeren Elâzığ merkezli Genel Valilik (Bir nevi Sıkıyönetim Komutanlığı) kuruldu.

Tunç Eli yasak bölge ilân edildi. Giriş çıkışlar özel izne tâbi kılındı. Var olan gerginlik daha da arttı. Ufak tefek ayaklanmaları, Şeyh Rıza liderliğindeki direniş takip etti. 4 Mayıs 1937’de, havadan uçakla atılan bildiride bölge halkı teslim olmaya çağrılıyordu. “Teslim olursanız cumhuriyetin adil muamelesinden başka hiçbir şey görmeyeceksiniz. Aksi takdirde her tarafınızı sarmış bulunuyoruz. Cumhuriyetin kahredici orduları tarafından mahvedileceksiniz” ihtarı yapılıyordu. Gene 4 Mayıs 1937 tarihini taşıyan Bakanlar Kurulu’nun gizli bir kararında şöyle deniliyordu: “Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe, isyan ocakları daima olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silâh kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.”

Atatürk 1935’te Tunç Eli kanunu çıktığında, işin başındadır. 1936’da TBMM’nin açılışında yaptığı konuşmada, “Bu korkunç çıbanı koparmak, kökünden kesip temizlemek” gerektiğini savunmuştur. 4 Mayıs 1937 günü Dersim’in kaderini belirleyen Bakanlar Kurulu’na Atatürk başkanlık etmiştir. 1 Kasım 1937’deki TBMM konuşmasında ise, “Milletimizin layık olduğu medeniyet ve refah seviyesine ulaşmasını engelleyecek hiçbir maniaya yer bırakılmadığını söylemekle bahtiyarım. Tunç Eli’deki icraatımız bu hakikatin ifadesidir” demiştir. Zaten, Diyarbakır’dan kalkıp bölgeye bomba yağdıran uçaklardan birini de kullanan Mustafa Kemal’in manevi kızı Sabiha Gökçen’di.

BAYAR’IN ANLATTILARI
Birinci Dersim harekâtında Başbakan İnönü’ydü. Elbette Atatürk gelişmelerden haberdardı. “Köklü bir çözüm” kararını alan Bakanlar Kurulu’na bizzat o başkanlık etmişti. İkinci Dersim harekâtı (1938), Celal Bayar’ın başbakanlığı sırasında gerçekleşti. Celal Bayar olayı, gazeteci Kurtul Altuğ’a yıllar sonra şöyle anlatıyordu: “Mareşal (Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak), ben başbakanım, Atatürk malûm… 3’ümüz Dersim’de yapılan büyük ordu manevralarındayız. Mareşal ile Atatürk, Dersim’in o halde kalırsa, her zaman ordunun emniyeti bakımından tehlikeli olacağını görüşüyorlardı. O sırada biz konuşurken, Dersimlilerin, jandarma karakollarımızdan 3-4 tanesini bastıkları haberi geldi.

Atatürk benim yüzüme baktı, ‘Ne olacak?’ dedi. Anlıyorum orada emniyet tesis edilecek. Hükümet reisi benim. ‘Anlıyorum efendim bana hitap edişinizin mânâsını’ dedim. Atatürk ‘Sorumluluğu üzerime alıyorum, vuracağız Dersim’i’ dedi ve vurduk.”

Demek ikinci Dersim harekâtından da haberdardı.

Sosyal medyada paylaşın
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

More in Dersim 38

To Top