Connect with us

Dersim News, Dersim Haber, Dersim, Tunceli Haber, Dersim Haber Sitesi, Dersim Haberleri, Tunceli Haberleri,Dersim 38, Kırmancki, Zazaca, Dersimce, Alevi Haberleri, Pülümür, Hozat, Ovacık, Mazgirt, Nazımiye, Çemişgezek, Haber,Alevi Haber, Alevi Haberleri,

Seyit Rıza İdam Edildiğinde Kaç Yaşındaydı?

Dersim 38

Seyit Rıza İdam Edildiğinde Kaç Yaşındaydı?

Seyit Rıza idam edilirken kaç yaşındaydı? Hosvep Hayreni Seyit Rıza’nın yaşına ışık tutacak bir Ermenice belgeyi açıkladı. İşte o belge:

SEYİT RIZA VE DERSİM DOSYASINDAKİ BAZI AYRINTILAR ÜZERİNE

HOSVEP HAYRENİ

1937-38 Dersim jenosidi artık bütün boyutlarıyla tartışılırken, Seyit Rıza’nın idamıyla ilgili karanlıkta kalan yönler de sorgulama konusu oluyor.

Bunlardan birisi Seyit Rıza’nın yaşının gerçekte ne olduğu ve kanunen belirli hangi yaş haddine rağmen nasıl idama götürüldüğüdür. Bir diğeri idamların ve mezarsız bırakma olayının tam o gece Elazığ’a gelen Atatürk’le ilişkisi, onun iradesinin rolü meselesidir. Bir öteki, yargı aşamasında Seyit Rıza aleyhine yürütülen karalama kampanyası ve kullanılan malzemelerin içyüzü konusudur. Daha başka irdelenmeye değer gizemli noktalar vardır ve yapılanların özü bazen ayrıntılarda gizli olduğu için bunların elden geldiğince aydınlatılması yararlı olacaktır.

Bu yönlü kollektif çabalara bir katkı olması için dikkate değer bulduğum bazı bilgileri paylaşmaya ve değerlendirmeye çalışacağım. T. C. Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın özür konuşmasından sonra genişleyen tartışmaların Dersim’le de sınırlı kalmayarak tarihle esaslı ve bütünlüklü bir yüzleşmeye dönüştürülmesi için fikir bazında söylemek istediklerimi ise, bu ayrıntılar içine sıkıştırmak uygun olmadığından ayrı bir makaleye bırakıyorum.

SEYİT RIZA’NIN YAŞINA IŞIK TUTAN ERMENİCE BİR BELGE

Bilindiği gibi mahkemede Seyit Rıza’nın yaşı, düzmece tanık ifadesiyle küçültülmüş ve idam için geçerli üst sınırın altında sayılmıştır. Bu konuda değişik kaynaklar farklı rakamlar veriyor. Yasal üst sınır kiminde 75, kiminde 70 varsayılıyor. Seyidin yaşının ne kadar gösterildiğine gelince, bunun için de 70, 57, 54 gibi değişik rakamlar ifade ediliyor. Bu yazıyı kaleme alırken, sözkonusu muğlaklık nedeniyle, yasal üst sınırın 75 olma ihtimalini dikkate almıştım. Öyle olması halinde bile ceza kanunundaki yaş haddinin ihlal edilmiş olduğunu tanıtlamak üzere… Ancak daha sonra bir dostumun yönlendirmesiyle internette aramalar yapınca davanın görüldüğü dönem idam için geçerli üst yaş sınırının 65 olduğunu farkettim. Yapılan hukuksuzluğu daha da açık ve tartışmasız hale getiren o bilgilere yazının sonunda yer vereceğim.

Seyit Rıza’nın yaşını gösteren güvenilir kayıtların yokluğu halinde yakın çevresinden yaşlı kişilere sorulması ve 80’lik bile gösteren yüz çizgilerine bakılarak vicdani davranılması beklenirken, oğlu yaşında birinin sözlü tanıklığı geçerli sayılarak mantığa bile sığmayan bir karar verilmiştir. Seyit Rıza, kendisini idama götürecek düzmece tanıklık üzerine mahkemede şu anlamlı cevabı verir: “Tanık benim büyük oğlumdan iki yaş küçüktür. Oğlumdan küçük biri yaşımı belirler ve yasa da bunu kabul ederse, benim itirazım olamaz…” (1)

Yaşları ileri olan dört kişinin idam cezası hapise çevrilirken, Seyit Rıza sembol isim olduğu için farklı davranılmıştır. Tutuklanışından itibaren gazetelere yansıyan resimlerinden bellidir ve başka kanıt olmadan da yasal sınırı aşan bir yaşta asıldığı kestirilebilir. Ama yine de doğum tarihinin belirsizliğine sığınarak “ne malum?” diyecek olanlara tarih içinden o boşluğu dolduracak bir belge gösterebilmek farklı olur. İşte bu bakımdan önemsediğim ve burada kamuoyuyla paylaşacağım bir yazılı tanıklık var ki, Seyit Rıza’nın idam edildiği tarihte en az kaç yaşında olduğuna güvenilir şekilde ışık tutacaktır.

Bu belge bizi Seyit Rıza’nın çocukluğuna götürüyor ve yılı, ayı, günü ile sünnet düğününe tanıklık ediyor. Yer: Kuzey Dersim’de Lertik. Tarih: 10 Ekim 1864. Dönemin Dersim liderlerinden Seyit İbrahim, küçük oğlu Rıza’nın sünnet düğünü vesilesiyle her taraftan gelen misafirlerini ağırlıyor.

Böyle bir ayrıntının nasıl bilindiği ve hem de Ermenice olarak kaydedildiği biraz hayretle karşılanabilir. Ama gerçek. Seyit Rıza’nın aile tarihini akla getirecek türden olan ayrıntı, bölgenin siyasi tarihinden kesitler içinde babasının rolüyle bağıntılı olarak geçiyor. Yazarı Kevork Halacyan (1885-1966), yararlandığı kaynak ise dayısı Adom Garabedyan’ın 1850’lerden itibaren Erzincan-Balaban yöresi Ermeni halk önderlerinden biri olarak gözlemlerini kaydettiği elyazılı defterler.

 İŞTE O BELGE

belgenin büyük halini görmek için üzerine tıklayınız 



Halacyan’ın çalışmalarının yalnız bir kısmı “Dersim Ermenileri Etnografyası, I Bölüm” başlığı altında kitaba dönüştürülmüş. Fakat bu konu kitapta değil, Ermenistan Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü arşivindeki yayınlanmamış yazıları içinde yer alıyor. İlgili bölümün başlığı “Ermeni ve Kürt halkları tarihinden sayfalar, Ermeni ve Kürt halklarının dostluğuna dair hatıralar”.

Bu başlık altında tanıklık edilen gelişmeler esasen Erzincan, Tercan, Ovacık, Pülümür çevrelerinde geçiyor. Alışılmış genellemeyle ve kısaca Kürt olarak sözü edilen halk, yazarın da ayrımında olduğu ve özgünlüğünü her vesileyle vurguladığı üzere çoğunluğu Zazaca konuşan ve Kızılbaş kültürüyle tanınan Dersimliler, kendi tabirleri ile ‘Kırmanc’lardır.

Adom Garabedyan 19. yüzyıl ortalarında Osmanlı’nın yaptığı düzenlemelerle topraklarını yitiren ve yaşam koşulları ağırlaşan Ermeni köylüsünün Erzincan-Tercan hattında ağalara karşı mücadelesine öncülük ederken, Kıği, Palu, Çarsancak, Harput gibi yakın yörelerin benzer tepkilerini birleştirerek merkezi devlete baskı yapma yönünde arayışa girdikçe yürüttükleri anti-feodal mücadele ulusal bir nitelik de kazanmaya başlar. Ama bu yalnız Ermeni halkının değil, merkezi ve yerel otoriteler tarafından ezilen komşu halkların ve özellikle yakın bulunan Dersimli Kızılbaş Kürtlerin ortak mücadelesi olarak benimsenir. Adom Garabedyan’ın elyazılı bir çalışmasının başlığı “Ağaların ve Paşaların İstibdadına ve İşgalci Siyasetine Karşı Ermeni ve Kürt Halklarının Mücadelesi” şeklindedir.

Diğer yörelerde bu mücadelenin karşısındaki yerel güçler genellikle Türk-Kürt Müslüman ağa ve beyler olurken, Adom Garabedyan’ın öncülük ettiği alandaki ezici yerel güç; Dersim Kızılbaş toplumunun bir parçası sayılan, fakat onun genel duruşundan farklı olarak Osmanlı’ya bağlılık gösterme yoluyla büyük imtiyazlar edinen Balaban ve Çarekan aşiretlerinin nüfuzlu liderleri (Gulabi-zade Halil Ağa, Keko’nun oğulları İsmail ve Hasan Ağalar ile Şah Hüseyin Bey) olur. Bunların feodal zorbalığı karşısında Ermeni köylü hareketi bağımsız Dersim’in Şıh Hasanan, Abbasan, Haydaran, Demenan, Alan, Mirakyan gibi direnişçi aşiretleriyle birlik geliştirmeye önem verir.

Bu saflaşma 1855-56 Türk-Rus savaşında tarafların tutumunu da belirlemiştir. Asker ve sırt hamalı olarak savaşa gitmek istemeyen Ermeni ve Kürt köylüleri dağlık mevkilere çekilip direniş gösterir. Ruslar karşısında yenilen Türk ordusu cepheden dönüş sırasında Dersim’i kuşatır, fakat işgal girişiminde başarılı olamaz. Savaş zamanı devletin işbirliğine çekmek istediği Dersim liderlerinden Seyit İbrahim bağımsız duruşundan taviz vermediği gibi savaş sonrası da bu tavrını sürdürerek 1860’larda Ermeni-Kürt ulusal mücadele birliğinin Dersim’deki en sağlam dayanağı olur. Devamında Osmanlı devleti çevre yörelerin işbirlikçi beylerine kaymakamlık ve benzeri mevkiler dağıtarak zayıflamış güçlerini berkitmeye çalışır.

Bu ikinci evrede daha çekilmez hale gelen derebeylerin zulmü savunmasız köylüleri göçe sevkeder. Bölünmüş idari sınırlar içinde ayrı ayrı hak aramak imkansız olurken bütün yörelerin şikayetlerini birleştirip İstanbul’a heyet gönderme fikri gelişir. İşte bu aşamada yöre temsilcileriyle görüşme arayışına girilince Seyit İbrahim’in Lertik köyü (2) en uygun buluşma yeri olarak öne çıkar. Geniş temsilciler toplantısı için de küçük Rıza’nın sünnet düğünü doğal bir vesile yapılır. Bu anlatımın geçtiği pasaj Adom Garabedyan’ın el yazılı defterinden Kevork Halacyan’ın aktardığı şekliyle şöyle:

“Bu ve benzeri bir çok fikir ve öneri getirildi bize 1864 güzünde. Dersim’e adam gönderip Reyberlerin Seyit İbrahim ve Çarsancak’ın dağ köylerindeki Ermeni ileri gelenleriyle görüşme, danışma ihtiyacı duyuldu.

Her zaman olduğu gibi Halcents Seko, Minasents Milletbaşı, Manugats Manuk Reis, Ğılot’un Hemo, İbrahim ve Karagözlerin Ali bu iş için görev aldılar. Dersim lideri Seyit İbrahim’in evinde on günden fazla misafir kalarak, bilahare daha geniş bir gizli toplantı örgütlemek için hesaba katılan herkesle görüşme ve konuşma imkanı bulmuşlar.

Öyle göze çarpacak bir toplantıyı dikkat çekmeden yapmak Balaban’ın Surp Toros Vankı’nda yada Dersim’in bağımsız bölümündeki köylerden birinde mümkün olabilirdi. Balaban tarafı Çarsancak ve Çemişgezek temsilcileri için çok uzak kalacağından tercih edilmedi. Seyit İbrahim’in önerisi ile toplantı günü olarak 1864’ün 10 Ekim’i belirlendi. Toplanma yeri yine Lertik. Vesilesi ise Seyit İbrahim’in küçük oğlu Rıza’nın sünnet düğünü.” (3)

İşte Seyit Rıza’nın sünnet gününe dair ilginç bilgi böyle bir bağıntı içinde geçiyor.

Devamında yapılan toplantının kararıyla değişik yörelerden 32 temsilci çıkarılır, bunların 24’ü 1865 Mart’ında Trabzon üzerinden gemiyle İstanbul’a ulaşır. Fakat istihbarat onlardan hızlı gider, taleplerini dile getiremeden tutuklanırlar. Pasif toplu girişim böyle başarısızlıkla sonuçlanıp iki yıl sonra serbest bırakılan temsilciler alanlarına dönünce yine Dersim’le istişare içinde bu kez radikal mücadele için örgütlenmeye yönelirler. Nihayet tekrar bir doğal ziyaret vesilesiyle 1868’in 6 Ocak Surp Dznunt (Kutsal Doğuş) günü, Balaban yöresi Xıntsorek köyü (4) Halacyan Arakel Dede’nin evinde, 8’i Ermeni, 7’si Dersimli Kürt 15 delegenin katılımıyla yapılan toplantıda “Ermeni ve Kürt Ulusal Kurtuluş Hareketi Komitesi” doğar. Amaçları ve kuralları belirlenir. Ayrıca hareketin askeri kolu olarak “Xol” örgütlenir. (5)

Halacyan’ın yazdığına göre 1908’e kadar uzanan bir mücadele verilir. Ancak somut anlatımları 1884’e kadardır. Dersim’in kuzey-doğu hatlarında yoğunlaşan bu mücadelenin ağırlıklı hedefi, sırtını devlete yaslayarak halka zulmeden Balaban aşiret reisi Halil Ağa ve adamları olur. Anlayış ve yöntemleri eleştiriye değer zaaflar yansıtan hareket, hedeflenen yerel güçleri kısmen yıpratmakla birlikte fazla yayılıp gelişemez. Dersim’le bağları pek geniş olmadığı gibi, başka bölgelerin Ermeni ulusal güçlerinden de kopuk kalır. İleriki felaket yıllarını güçlü karşılamaya yetecek bir zemin oluşturamaz. Yazık ki öyle bir başlangıç potansiyeli iyi değerlendirilememiş ve 1915’e gelindiğinde Ermeni halkı bağımsız Dersim’le sıkı ittifak halinde yaygın direniş gücü bulamamıştır.

Öncesi ve sonrasıyla uzun bir anlatıma konu olan o mücadele sürecinden buraya daha fazla aktarma yapmak yersiz olur. Bu kadarı da belki asıl konumuzla ilgili değildi, ama sözkonusu bilginin hangi bağlamda geçtiğinin anlaşılır olması için kısaca değinmekte yarar gördüm.

Konu aslında Halacyan’ın yazılarından özet çıkartma yoluyla K. Çaçani tarafından Kürtçe bir makaleye de dönüştürülmüş (6) ve ondan Türkçeye çevrilerek “Milli Kurtuluş İçin Ermeni ve Kürt Komitesi” başlığı altında çeşitli yerlerde yayınlanmıştır. Ancak bu sadece sözkonusu komitenin örgütlenme aşamasını ve kuruluş özelliklerini yansıtan kısa bir kesittir ve o da pek iyi özetlenmiş sayılmaz. 10 Ekim 1864 toplantı tarihi orada da anılmakla birlikte, vesile yapılan sünnet düğünü bilgisine yer verilmemiş. Çaçani bölgeye yabancı olduğu için yer isimlerini yörelerinden kopuk ve anlaşılmaz şekilde geçmiş, bu da onun yazısını referans alanları daha ciddi yanılgılara sevketmiştir. Öyle ki Mehmet Bayrak konuya değindiği kitabında hareketin eksenini Dersim’in kuzey-doğu sınırlarından güney-batı sınırlarına kaydırmış. 1864 tarihli toplantının Lertik olan yeri, Çaçani tarafından “Portek” gibi tanınmaz bir şeye dönüştürüldüğünden olsa gerek, Bayrak tarafından “Pertek” diye kabul edilmiş. Yazıdaki Balaban yöresi ve Xıntsorek köyü ise (sanırım yine o birinci hataya bağlı mantık yürütmenin getirdiği yanlışlıkla) Erzincan yerine Harput’ta lokalize edilmiş. (7) Aynı isimli köy Harput’ta ve başka yerlerde de var, ama burada bahsedilen Erzincan’a ait olandır.

Asıl konumuza dönersek, Seyit Rıza’nın bu yazılı kaynakta net olarak görülen sünnet tarihinden hareketle, onun idam edilirken ulaşmış olduğu yaşı aşağı-yukarı tahmin etmek güvenilir şekilde mümkündür. Sünnet edilirken iki yaşında olsa idam tarihinde 75’i, yedi yaşında olsa 80’i bulur. Bu da onun aile çevresi, dostları ve halkının paylaştığı yaygın kanaati fazlasıyla doğrular. Seyit Rıza’nın biyografisini veren çeşitli yazılarda “doğum tarihi kesin bilinmemekle beraber 1862 yada 1863 olabilir” denmekte. Bölgenin eski geleneklerinde çocuklar 1-2 yaşlarında sünnet ediliyor değilse eğer, doğum tarihinin daha gerilere uzandığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu hesap, yapılan hukuksuzluğu gösterme bakımından, o dönem idam için üst yaş sınırının 75 olduğu varsayımına bile yanıt veriyor. Ama girişte belirttiğim gibi 75 ve 70 varsayımları temelsiz. Davanın görüldüğü tarihte mahkemeyi bağlayan Türk Ceza Kanunu(TCK)’nun 56. maddesine göre bu sınır 65’dir. 1.3.1926 tarihinde kabul edilen 765 sayılı TCK, yürürlükten tamamen kaldırıldığı 2005 yılına kadar bir çok defa kısmi değişikliklere uğratılmış. 56. madde ise ilga edildiği 6.7.1960 tarihine kadar küçük rütuşlar dışında esasen hep aynı kalmış. 1933, 1936 ve 1953 yıllarındaki değişiklikler bu maddede idam cezasının hapse çevirilmesini öngören alt ve üst yaş hadlerini hiç etkilememiş, sadece hapis sürelerini yeniden düzenlemiştir. İnternette eski TCK’nun başından sonuna kadar geçirdiği bütün değişiklikler tek tek tarihleri, sayıları ve tam metinleri ile mevcut. Davanın görüldüğü 1937 yılı itibariyle ilgili maddenin yürürlükteki metni şöyledir:

“Madde 56 – (11/6/1936 tarih ve 3038 sayılı Kanunun hükmüdür.)              

Suçu işlediği zaman on sekiz yaşını bitirmiş olup da yirmi bir yaşını bitirmemiş ve hüküm zamanında altmış beş yaşını geçmiş olanlar hakkında ölüm cezası yerine otuz sene ağır hapis ve müebbed ağır hapis yerine yirmi dört sene ağır hapis cezası hükmolunur.                                                       

Sair hallerde cezanın altıda biri indirilir.” (8)

Burada bir başka yanlış varsayımı da düzeltmekte yarar var. Seyit Rıza’nın küçük oğlu Resik Hüseyin’in de yaşı büyütülerek idam edildiği belirtilirken genellikle alt yaş sınırının 18 olduğu varsayımından hareket ediliyor. Gerçekte o dönem yaş hadlerini düzenleyen birden fazla madde vardır ve yukardaki 56. madde “18 yaşını bitirmiş olup da 21 yaşını bitirmemiş olanlar” için idam yerine 30 yıl hapis öngörürken, 55. madde ise “15 yaşını bitirmiş olup da 18 yaşını bitirmemiş olanlar” için idam yerine 15 yıldan 20 yıla kadar hapis öngörmektedir. Bu iki kademeli alt yaş sınırlamasına göre düşünülürse Resik Hüseyin’in 16-17 olan yaşının yalnız dahil olduğu kademeden  değil, daha üst kademeden de yukarı atlatılmış olduğu ortaya çıkar.

56. maddenin 1960’da yürürlükten kaldırılması da ilginçtir. Celal Bayar’ın tornu Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali bir 27 Mayıs sempozyumunda dönemi irdelerken 11 Temmuz 1960 tarihli söz konusu ilga kararının esasen dedesini idam edebilmek için alınmış olduğunu söylüyor. “Çünkü TCK’nda idam cezasına 65 yaş sınırı vardı” diyor. (9)

Tarihin cilvesi işte. Aynı madde geçmişte onu ihlal edenlere de lazım olurken bu kez darbeciler “mevzuat engelse kaldırırız” demişler. Seyit Rıza’yı o yaş haddinin en az on yıl üzerindeyken idama gönderen hükümetin başında Celal Bayar vardı. Tam idamlar üzerine bölgeye gelen Atatürk’ün ardından o da yetişmiş ve Singeç köprüsünü hizmete açma paravanı altında devletin siyasi-askeri diğer ağır topları ile birleşerek muzaffer komutanlar gibi gövde gösterisi yapmışlardı.

1960 Darbe yöneticileri son ana kadar da Bayar’ı asmaya niyetliymiş, ancak belli etkenler (bir iddiaya göre en çok da Papa’nın Vatikan’dan elçi olarak gönderdiği bir kardinalin Bayar lehine çabası) caydırıcı olunca daha önce kaldırmış oldukları maddeyi bir şekilde tekrar geçerli sayarak onu idamdan muaf tutmuşlar. 16-17 Eylül 1961’de devrik başbakan Adnan Menderes ile iki bakanının idam edildiğini bildiren tarih kayıtları, devamında şöyle diyor: “Milli Birlik Komitesi, 65 yaşını aşan Celal Bayar ile idam kararları çoğunlukla alınan öteki hükümlülerin cezalarını müebbede çevirdi”. (10)

YARIN: SEYİT RIZA’LARIN İDAMI VE MEZARSIZLIĞI HANGİ YÜKSEK İRADENİN ESERİ?

 

Sosyal medyada paylaşın
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
1 Comment

1 Comment

  1. HALLAC DERSİM

    23/12/2011 at 11:42

    KÖR KUYTULARDA

    yanıt alamaz yaraların ,
    neye dönsem acı , maske
    bugünde kanlı gözyaşı döküyor gökyüzü
    nasıl azgınlaşmış nefs azalacak ?
    toplanın tarafsız delta bölgede
    bilgeler , teologlar , emekçiler , sosyologlar falan
    önyargıları biran terkedip yeni , kirlenmemiş sözlerde buluşak
    ayrık duruş , erdemli – yeni bir din damıtmak gelişecekmi ?
    yoksam yanmaya , sömürüye devammı
    evet tezgahları deviriyorum vede anlaşılmıyorum
    kafamı yüzecekler , kör kuyulara atacaklar , sürecekler
    böyledir hakkı savunmak , bilinmezlik kuytularda bedeldaşlar

    23 . 12 . 2011 hallac DERSİM

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

More in Dersim 38

To Top