Connect with us

Dersim News, Dersim Haber, Dersim, Tunceli Haber, Dersim Haber Sitesi, Dersim Haberleri, Tunceli Haberleri,Dersim 38, Kırmancki, Zazaca, Dersimce, Alevi Haberleri, Pülümür, Hozat, Ovacık, Mazgirt, Nazımiye, Çemişgezek, Haber,Alevi Haber, Alevi Haberleri,

Şerafettin Halis’in Dersim Tezleri – 2

Dersim

Şerafettin Halis’in Dersim Tezleri – 2

Dersim’in kendi kuşağının Baytar Nuri dediği, Nuri Dersimi’nin açık çarpıtmaları, bir toplumsal belliğe vurulan en büyük darbedir.

YAZININ 1. BÖLÜMÜNÜ İÇİN TIKLAYINIZ

23. Dönem Dersim Milletvekili Şerafettin Halis 3 Mayıs’ta Bochum’unda 4 Mayıs Dersim Tertelesini Anma günü vesilesiyle yapılan panelde yaptığı konuşmanın ikinci bölümü:

Dersim’i özgül kılan nedir? Kırmanciya Beleke nasıl yaratıldı?

Dersim’i özgül kılan son bin yıl içerisinde kendisini kuşatan islam toplumu içinde, kendisini koruyan bir toplum olması.  Saldırılar var. Nereden geliyor bu saldırılar? Müslüman topluluklardan, bin yıllık izalasyon, kader birliği, oradaki toplulukları bir araya getirerek kaynaşma yaratıyor. Soy kökeni üzerinden kendimizi ararsak herbirimiz bir yarlere gider. Bin yıllık kader birliği Kırmanciya Belek’yi yarattı. Tarihin hiç bir yerinde Dersim’e kürt diyen kürt belgesi yoktur. Ne zamana kadar? Kürtlerin ideolojik, siyasi örgütlenmelerine kadar. Dersim kültüründe, sözlü tarihinde hiç bir zaman kendisine kürt diyen dersimli de yoktur. Kürt sana kürt demiyor, sen kendine kürt demiyorsun, peki bize kürt diyenler kim? Bize kürt diyenler Osmanlılar. Osmanlı 19. yüzyılda kürtler ile ilişkileri zedelenince, o bölgede yaşayan herkesi aynı halk olarak lanse etmeye başladılar. Dersim’in içlerine gelmiş araştırmacı yoktur. Gelmiş Dersim’in çeperinde durmuşlar. Adranik’de kürt – kürt der ama bir yere gelir “ya biz kürt dedik ama bunlar ne kürtlere benziyor, ne türklere benziyor, ne ermenilere, ne perslere benziyor” der. Dersim Soykırımının planlayıcıları kendi gazetelerinde Kırmanjlar manşeti atmışlardı.

Biz bunu derken kürtler ile farkımızı koyuyoruz ama bir üstünlük gibi bir olumsuzlaşma olmasın. Dün Kırmanc denilenlerle bir tarihi husumet varsa bile, bugünden bu husumetin bitirilmesi, bu süreçten çıkarılacak dersler ile yeni bir yol arkadaşlığının, kader birliği yapmak gibi bir sorumluluğu da ben şahsım olarak taşıyorum. Bu yaklaşım alevi felsevesine de ters düşmez. Ancak yol arkadaşlığının doğru yapılabilmesi için; özgün kimliklerin doğru tanımlanması gerekir. Bizim ile yol arkadaşlığı yapmak isteyenler, bizim ile hukuklarını geliştirirken bizim tarihsel kimliğimizi tanımlama noktasında bizim otantik olarak kendi söylemimizi esas alınmalıdır.

shalis-dersim

Belge fetişizmi ve sözlü tarih

Şimdi bin yıllık bir Dersim’den bahsediyorum ötesine gitmeyecem. Bin yıllık toplum yazısız bir Dersimdir. Çok ilginç bir püf noktası vereyim: Bin yıllık Dersim yazısız hali ile kendi takvimini bu güne kadar; bir tek gününü bile şaşırmadan günümüze kadar getirebildi. Şimdi bu sözlü anlatım için, toplumsal bellek için çok ciddi bir teminatdır. Biz bugün günde on kere takvime bakarız, bugün ayın kaçı, günlerden ne diye. Ama bin yıllık Dersim, yazısız hali ile kendi takvimini şaşırmadan günümüze taşıyabilmiştir. Biz kendi tarihimizi, sözlü tarihte ararız. Belgelerde arar mıyız, ararız. Bizim bugüne kadar arkeolojik okumalarımız olmadı, kendi yazılı belgelerimiz de olmayınca bizim kaderimiz üzerinden hükmeden eğemenlerin belgelerinden öğreneceğiz. Şimdi düşünün benim kaderim üzerinden hükmeden adamın belgesi ne kadar sağlan ve güvenilir olur. Ama biz yine de onu kılı kırk yararak, büyük bir titizlikle araştırırız. Ancak bizim esas faydalanmamız gereken kaynak bizim tarih aktarıcıları yaşlılarımızdır ve ozanlarımızdır. Şimdi Dersim’de ciddi bir sıkıntı var. Dersim’in sıkıntısı şu: Ciddi bir kutsama var. Neyi kutsadık, belgeleri kutsadık. Bir belge fetişizmi var. Burda benim nenem, benim dedem bana anlatır, onun anlattığının çok kıymet-i harbiyesi yok, ben gider osmanlı belgesi, uyduruk, herneyse belgede kendimi aramaya çalışırım. Oysa ki yazısı olmayan toplumların ana kaynağı kendi yaşlılarının anlatımları, toplumsal hafızası, ağıtlarıdır. Şİmdi biz ağıtlarımıza, klamlarımıza baktığımızda folklorik sözlü ögelerden hiç birinde kürdi bir kavrama, kürdi bir ögeye raslanmaz. 38 öncesine baktığımızda, Sey Rıza’ya, Usene Seydi’ye baktığımızda, Alişer Efendiye baktığımızda hiç birinde kürdi bir kavrama raslanmaz. Kürdi bir kavrama raslanmaz ama klamlarımız suistimal edilerek kürdi kavramlar içimize sokulmaya çalışılır. Örneğin Alişer’in “Evliyalar gülüdür zalimler delmez” dizesini “Kürdistan gülüdür zalimler delmez” noktasında maniplasyona kadar getirdiler. İnciticidir benim için.

 

Kendi kuşağının tanımı ile Baytar Nuri

Dersim’in kendi kuşağının Baytar Nuri dediği, Nuri Dersimi’nin açık çarpıtmaları, bir toplumsal belliğe vurulan en büyük darbedir. Biz Dersim’in en çok darbelenmiş ailelerinden biri olarak, yada evinde en fazla Dersim’in konuşulduğu ailelerden biri olarak; İhsan Sabri Çağlayangil’in anlattıklarını çocukluktan beri biliyorduk, belki bunu konuşurken inandıramadık, belki bunu konuşurken teorize edemedik ama İhsan Sabri Çağlayangil’in „Ewlade Kerbelayız“ sözünün nasıl söylendiğinin sırf ben değil çok kimse bilirdi. Yine Mustafa Kemal’den Seyit Rıza’nın görüşmesini. Geçen gün uyduruk bir şey çıktı eskitilmiş kağıda Yeni Şafak’da bir „belge“ yayınlandı. Belge yayınlandı ama günümüzün güzel türkçesi ile yayınlanmış. Bunlar Dersim Halkı tarafından bilinen şeyler. Seyit Rızaların mezarlarının hangi noktaya götürülüp gömüldüğünü bilmiyoruz. Bunlar zaten sözlü tarihde vardı. Osmanlı arşivlerinin, Cumhuriyet arşivlerinin açılması iyi mi, elbette iyidir fakat biz oradan çok şeyler öğrenceğimizden ziyade o kaynaklarda soykırımın nasıl işlendiğini uluslararası alanda bir estrüman olarak kullanmaktır.

 

Dersim’i en fazla Günah Kuşağı tahrip etti

Şimdi gelinen noktada belge fetişizmi ve sözlü tarih üzerindeki sıkışmışlıkta üç kuşan yanyana yaşadı. Birinci kuşak son demlerini yaşıyor, birkaç insan kaldı, Dersim’in otantik, orjinal, kendi tarihini, kök ve kültürü üzerinde yaşamış ana, nene, dede kuşağı vardı. Bunlara bakıyoruz „Dersim – Kırmanciye“ der başkacada bir şey demez. Kırmanc’lığın kürtlüğe tekabul etmediğini kendisi söyler. Bunlar bizim için ana kaynaktı, ana referanstı. Görmedik, belgelere yöneldik ve belgelerde ne oldu; kendi siyasal ideolojimizin hayranı olarak bir günah kuşağı olduk. Bu günah kuşağı içinde ben varım, sayın Yaşar Kaya var, sayın Hüseyin Aygün var, var da varız hepimiz varız, bizim yaş kuşağı. Ne yaptık biz? Sosyalistsek, kendi sosyalist algılarımız dahilinde dersim değerlerini tuttuk kendi ideolojimize feda ettik. Sol sosyalist hareket paraleleinde gelişmiş bir kürt hareketi içinde bir aktörsek bu dersimli aktör rolümüzü tuttuk „kürtlerin bütünlüğünün bozulmaması“ noktasındaki bir hassasiyete feda ettik. Oysa ki bunu yapmak yerine „evet arkadaşlar biz yol arkadaşıyız ama sonuç olarak bu yol arkadaşlığının da doğru bir tanımdan geçtiğini“ söylemek gerekiyordu. Nitekim ben kürt siyasetçisi olarak çalıştım, bugün kürtler aynı süreçleri yaşarsa yine aynı yerde, aynı desteği vermekten imtina etmem. Bu da bilinsin. Bugün kürtlerin bir sıkışmışlık halinde aşılması gereken bir baraj varsa, bu barajın aşılması için de canı gönülden yandaşıyım. Yine Türkiye’de gelişen islami hareketlere karşı bir güç gerekiyorsa, ki gerekiyor bu anlamda Cumhuriyet Halk Partisi’nin de başarılı bir sonuçla çıkmasını canı gönülden istiyorum, çünkü bizim laik-seküler düşünen demokrat herkese ihtiyacımız olduğunu da bilmenizi istiyorum. Biz günah kuşağı olarak Dersim’i en fazla tahrip eden kuşağız. Ama umut veren bir şey var; bu günah kuşağının çocukları çıktı yenibaştan sorgulamaya başladılar; „Ya baba siz ne yapıyorsunuz? Siz değerlerimizi evrensel değerlere feda ettiniz sosyalist olarak, kürtlerin ulusal birliğine feda ettiniz bir kürt siyasetçisi olarak ama sözlü tarih öyle demiyor. Ben nenemi dinledim senin gibi konuşmuyor“ Şimdi umut veren bir kuşak doğdu ama bu umut veren kuşağa rehper olacak yine bu günah kuşağı içinden çıkıp bunlara yol gösterecek bizler olmalıyız. Burada görüyorum özellikle ülkedışında Avrupa’da bu tür çalışmaların olması azda olsa, bir avuç da olsa inançlarımız uğruna böyle bir çalışmayı başlatmış olmak bana umut veriyor.

StockholmSendrumu altında Dersim Halkına yapılan hakaretler

Afınıza sığınarak bende acı bırakan, iz bırakan, öfkelendiren bir değerlendirmeyi sizin ile paylaşmak istiyorum. Bir Stokolm Sendrumundan bahsedildi. Kendi katillerine sevdalı olanlar demek. Biz de önce bilmedik, sonra bir düşündüm bir hafta sonra „bu ayrı bir şey“ dedim. Geldi öyle bir noktaya geldi ki ahlaksızlık boyutuna geldi „anasının tecavüzcüsüne sevdalılar“ noktasına geldi. Şimdi evet biz eğer sizin dediğiniz gibi Stokolm Sendrumu ise bile Recebin tabiri ile velev ki Stokolm Sendrumu olsun niye böyle, nedeni ne? Bin yıllık arkaplanda aradığımızda cevabı, çıkan sonuç bize şunu gösteriyor: Stokolm Sendrumu değil Osmanlı – Hilafet Sendrumu, siyasal islam sendrumu çıkar.

Özerk Dersim

Bugün bir özerklik talebi talebimiz değildir. Bizim yönetsel değil toplumsal kimliğimizden ad, kurumsal kimliğimizden hak bulan bir özerklikten bahsediyoruz ki bu da kendi özgün kimliğimizin ifadesi olacaktır, başkaca bir tanımı yada yöntemi uygun bulmuyoruz.

Günümüzde Aleviler ne yapıyor?

Günümüzde Aleviler başkasının tarlasında çift sürüyor kendi toprakları çoraklaşırken. Alevilerin dünyanın öbür ucunda yaşanan bir katliamı, yaşanan bir haksızlığı, bir mezalimi protesto etmesi, o mazlumların yanında yer alması elbetde bizim için gurur vericidir ama dünyanın öteki ucunda yaşanan bir mazlumiyete sahip çıkan bir alevi kendi toplumu içindeki bir mazlumiyete sahip çıkmıyorsa bunu da biraz sahte bir evrensellik olarak sorgulamak gerektiğine inanıyorum.  Roboski katliamını protesto etti. Doğru mu yaptılar? Evet sonuna kadar doğru yaptılar, çünkü orada sayın vekilimin de anlattığı gibi işte pijamalarıyla verilmiş bir talimatın sonrasında öldürülmüş masum insanlar vardı. İyi güzel de Lazkiye’de, daha dün önceki gün başka yerde katledilen Aleviler için Kızılbaşların merkezi olan Dersim’de kaç kişi sokağa çıktı biliyor musunuz? Çok az insan, çook az insan. Hele hele eylül ayında Lazkiye katliamını protesto etmek için yapılan yapılan protestoya, bütün çabaya rağmen o gencecik insanlar on- onbeş kişi olarak yanlız bırakıldılar. Tabi böyle bir duyarsızlığı da evrensellik adına yapmak sahte bir evrenselliktir. Kendi öz kimliğini, kendi öz benliğini görememektir, bilememektir. Buda asimilasyona hizmet eder, bununda bilinmesini istiyorum.

 

SON

Sosyal medyada paylaşın
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
Continue Reading
You may also like...
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 × four =

More in Dersim

To Top