Home » Dersim 38 » Milisler ve milis çocukları Dersim 1937-38 Soykırım mağdurları mı?

Milisler ve milis çocukları Dersim 1937-38 Soykırım mağdurları mı?

Sosyal medyada paylaşın

Ayrıca milis çocuklarının „mağdur kurumlarında“ karar merciinde yer almamaları onların cezalandırılması değil soykırım ile sağlıklı yüzleşmek için zorunludur, güvencedir.
Yaşar KAYA

Bir önceki makalemde Dersim tarihinin karanlık sayfası milisleri yazmıştım. Bu makalede öncelikle milis kavramı ile neyin anlaşılması gerektiğinin çerçevesini çizmiştim.

İlk yazımdan aktarıyorum: „Birincisi 1937 veya öncesinden devlet tarafından satın alınan, kitlesel kıyımlarda rol alan, askere bilgi veren, yol gösteren, pusu kuran, öldürdükleri masumların kellelerini getirip satanlar, ikincisi ise 1938 Tertelesi’nden sonra devlet zoru ile, yada korkudan milis olan, asker ile giden ama çatışmalara katılmayan, halkımıza zararı olmamış kimseler. Bu yazıda milis kavramı ile anlatılan birinci kesimdir.

Milisler tartışmasına pek çok kimse katıldı, açıktan yazanlar, telefonla arayanlar, özelden yazanlar, yüz yüze görüşenler oldu. Tepkiler muhtelifti. Teşekkür eden oldu „ben de senin gibi düşünüyorum ama yazamadım“ diyen oldu.

„Ne gerek var kaşıma bu eski yaraları unutun gitsin“ diyen oldu. „Milisler de mağdurdur“ diyerek açıktan savunma cüreti gösteren oldu. „Milisler öldü gitti kimden hesap soracağız“ diye soran oldu. „Milis çocuklarını suçlayamazsınız“ diye itiraz eden oldu. Genel olarak gelen
tepkileri böyle ifade edebilirim.

Öyle anlaşılıyor ki bu tartışmayı biraz daha açılmasına enine boyuna tartışılmasına ihtiyaç var. Soru gayet açıktı: „Milisler ve milis çocukları Dersim 1937-38 Soykırım Mağduru mu?“ Ancak bazıları tarafından „mağdur mu?“ sorusu „suçlu mu?“ olarak anlaşıldı yada tartışma bilinçli olarak başka biryöne çekilmek istendi. Mağdur kavramı suçlu kavramı ile yer değiştirince „çocukları suçlayamazsın“ itirazları geliyor haklı olarak.
Eğer „suç“ kavramı üzerinde tartışma yürütülseydi, itiraz edenler haklı olacaklardı.

Evrensel hukukta suçun şahsiliği prensibi vardır. Baba kendi halkından masum insanları katledip kelle satan aşağılık işler yapsa da çocuklar bu suçlardan sorumlu tutulamazlar. Ama yapılan tartışma bu değil tartışılan kavram ise „mağdurluk“. Milislerin mağdur olduğunu savunan bir kaç kişi olsa da tartışmak zul olur. Ancak çok az da olsa bazı kimselerin milisleri açıktan savunma cüretinin gösterilmesi ihanetin ne kadar derinlerde olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Bu ön açıklamalardan sonra esas tartışmaya dönelim. Milis çocukları soykırım mağduru mu? Mağdur olabilmeleri için bir mağduriyetin yaşanması gerekir. Bildiği kadarı ile milis ailelerine -istisnalar hariç- dokunulmadı, milisler ihanetleri sayesinde para kazandılar, sırtını karakola dayayarak komşularına zorbalık yapıp mal mülk gasp ettiler.

Mağduriyet yaşamayan milis çocukları doğal olarak Dersim soykırım mağduru sayılmazlar.

Yapılan tartışma bir grubu mahkum edilmesi değil, bilakis durum tespitinden
ibarettir. Şunu da belirtmeliyim ki, milis çocukları babalarının aksine mağdurlar tarafında yer alabilirler, almaları da gerekir, ama bu yer alma da onları mağdur yapmaz.
Bugün „dersimlilik“ maskesi altında milis çocuklarının kendilerini mağdur gibi sunmaları, hatta mağdurlar adına konuşmaları, mağdurları temsil etmeye çalışmaları ahlaki olmadığı gibi soykırım çocuklarına da hakarettir.

„unutun gitsin“

Bize „unutun gitsin“ diyenler babalarımızı örnek göstererek „onlar öç almadı, hesap sormadı“ diyorlar. Burada idda da doğruluk payı vardır, Dersimde hiç bir milis fiilen cezalandırılmadı, ancak bu ayrı bir tartışma konusu. Soykırımı yapanlar da „unutun gitsin“ diyorlar. „o koşullar“ diyorlar.
„yaraları kaşımayalım geleceğe bakalım“ diyorlar. Biz de unutmak istiyoruz en azından gelecek kuşaklar sağlıklı olsun istiyoruz, Dersim halkı sağlıklı olsun istiyoruz ama unutmak hatırlamaktan, hesaplaşmaktan geçiyor.
Bireyler ve toplumlar tarihte yaşadıkları büyük şokları, büyük travmaları hayat hikayelerinin normal bir parçası haline getiremezlerse, sağlıklı ve normal bir hayat yaşayamazlar. Travmadan kurtulabilmenin yegane yolu ise, bu iz bırakan olumsuzlukaları “normal” hale getirmektir. Unutmak için hatırlamalı ve yüzleşmeliyiz.

„Milisler öldü gitti“

Diğer önemli bir yanılgı ise „milisler ölüp gittiler bu mesele de kapandı“ demektir. Bu tür bir gerekçe soykırımı inkar eden toplumların bildik savunmasıdır: „katliam emrini alanlar da uygulayanlarda hayatta değiller, biz çocuklardan ne istiyorsunuz?“

Evet 1915/16 Ermeni soykırımına katılan askerlerden kimse hayatta yok, ya da Yahudi Holokostunu yapan Naziler de hayatta yok. Bu durumda Almanların „bizim sorumluluğumuz yok yapan nazileri zaten yargıladık, hem şimdi hayatta olan da yok soykırım meselesi kapanmıştır“ diye savunma yapabilir mi?
Hiç bir sorumlu kişi yada devlet böyle basit, sorumsuz savunmalarla suçlarından arınamayacağını bilir. Bu tür bir yaklaşım soykırım inkarına götürür.
Almanya haala soykırım mağdurlarına tazminat ödüyor, İsrail „Judenrat“ ailelerini önemli görevlere getirmiyor.

Dersim halkı bu ihanet girişimini amasız bir biçimde ahlaken mahkum edebilir, buradan alınacak dersler ile daha sağlıklı nesiller yetişebilir. Ayrıca milis çocuklarının „mağdur kurumlarında“ karar merciinde yer almamaları onların cezalandırılması değil soykırım ile sağlıklı yüzleşmek için zorunludur, güvencedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 × four =