Home » Dersim 38 » Seyit Rıza İdam Edilmeden Önce Atatütürk’le Görüştü

Seyit Rıza İdam Edilmeden Önce Atatütürk’le Görüştü

Dersimnews.com, gizlenmek istenen tarihi bir gerçeği ifşa ediyor.  Seyit Rıza idam edilmeden önce Mustafa Kemal ile görüştürüldü. 74 yıldır sır gibi saklanılan bu gerçeği açıklıyoruz. 


GİZLENMEK İSTENEN TARİHİ GERÇEK:

MUSTAFA KEMAL VE SEYİT RIZA GÖRÜŞMESİ

 DersimNews.Com/Özel

Dersim Katliamı’nın gündeme gelmesiyle beraber medya bir “Dersim” tartışması başını almış gidiyor.  Gerek tv kanallarında gerekse gazetelerde Dersim Katliamı’na geniş yer veriliyor. Bir çok köşe yazarı bu konuda yazıp çiziyor. Ancak Dersim konusunda bir iki kitap okumuş okumamış kişiler  kulaktan dolma yalan yanlış bilgilerle Dersim meselesinde “uzman” olarak karşımıza çıkıyorlar.

Dersim meselesinin tartışılırken bazı çevreler kasıtlı olarak gerçeklerin üstünü örtmeye çalışıyor. Dersim Katliamı’nın baş aktörü olan Mustafa Kemal Atatürk’ün rolünü görmezden gelmektedirler. Dahası bu çevreler Mustafa Kemal’in Dersim Katliamı’ndan bihaber olduğunu, “Mustafa Kemal yetişseydi Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamını durduracaktı” yalanını topluma yutturmaya çalışıyorlar.

Oysa biz biliyoruz ki Dersim Katliamı’nın emrini veren, Dersim Harekatını bizzat yöneten Mustafa Kemal’in ta kendisidir.

1934 İskan Kanunu, 1935 Tunç-eli Kanunu ve 4 Mayıs 1937 tarihli Tunceli Tenkil Harekatına Dair Bakanlar Kurulu Kararı bizzat Mustafa Kemal’in emriyle çıkarılmıştır. Bu karar ve kanunların altında Mustafa Kemal’in imzası vardır.

4 Mayıs 1937 günü Dersim’in kaderini belirleyen bakanlar kurulu toplantısına Atatürk başkanlık etmiştir. 4 Mayıs’ta alınan bu kararla Dersim Tertelesi başlamıştır.

Trabzon Atatürk Köşkü’nde bulunan haritanın üzerinde asılan yazıda  Atatürk’ün Dersim Harekatını bizzat yönettiği yazılmaktadır. Harita Dersim bölgesi işaretlenmiştir. Askeri planlar bizzat M.Kemal tarafından çizilmiştir.

Sabiha Gökçen’de anılarında Dersim’i bombalama emrini Atatürk’ün verdiğini anlatmaktadır.

Tüm bunlar bilindiği halde bazı çevrelerin bilinçli olarak Atatürk’ün bu katliamla ilişkisi yoktur demesi bir yalandan ibarettir. “Atatürk hastaydı haberi yoktu, olsaydı izin vermezdi” diyenler gerçeği bilmeyenler ya da görmek istemeyenlerdir.

Biz, tarihsel gerçekleri  çarpıtmaya gizlemeye çalışanlara inat hakikatin gerçeğin peşini bırakmayacağız. O gerçeklerden biri de Mustafa Kemal ile Seyit Rıza’nın görüşmesidir.

Mustafa Kemal,  Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edildiği gece  Elazığ’daydı. Seyit Rıza idam edilmeden önce Mustafa Kemal’le görüştürüldü. Elimizde bu iddiamızı kanıtlayacak deliller ve belgeler var.
Kanımızca Seyit Rıza, Mustafa Kemal’e yönelik söylediği o meşhur sözünü de Mustafa Kemal ile görüştürüldüğünde söylemiştir.

Kırmanciya Beleke dergisi Mayıs 2010 tarihli 4. sayısında konuyla ilgili bir makale çıktı. Makalenin yazarı Kırmanciya Beleke dergisinin Genel yayın yönetmeni Serhat Halis. Halis, makalesinde Seyit Rıza ile Atatürk’ün görüştüğünü yazmakta. İddiasını verdiği çarpıcı örneklerle ve döneme ilişkin yazılan anılar ve gazetelerde yer alan bilgilerle güçlendirmektedir.  Şimdi Kırmanciya Beleke dergisinin Mayıs 2010 tarihli sayısında Serhat Halis’in makalesinden bazı bölümlere göz atalım.

…..


MUSTAFA KEMAL , SEYİT RIZA’LARIN ASILAMASI İÇİN ÇAĞLAYANGİL’İ BİZZAT GÖREVLENDİRDİ

M. Kemal 12 Kasım 1937 günü Ankara’dan özel beyaz treni ile “Doğu Gezisi” ne başlar. İlk durağı Sivas’tır. 13 Kasım’da Sivas’ta bulunan M. Kemal, 14 Kasım’da Malatya’ya geçer. Malatya’da gerçekleştirdiği ziyaretlerin akabinde Saat 14.00’da Malatya’dan Diyarbakır’a gitmek üzere yola çıkar. M. Kemal’in resmi olarak Malatya’dan sonra yol üstündeki Elazığ’a değil de, önce Diyarbakır’a geçmesi ve ters bir şekilde Diyarbakır’dan sonra Elazığ’a uğramasının sebebi, Sey Rıza’ların idamlarının yarattığı etki geçtikten sonra Elazığ’da olmak istemesinden başka bir şey değildir. Bakın bu konuyu Çağlayangil kitabının belirli bölümlerinde birkaç defa nasıl ifade etmiş; Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki ‘Atatürk, Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek. Dersim harekatı bitti. Beyaz donlu altı bin doğulu Elazığ’a dolmuş. Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Beyaz donluların Atatürk’ün karşısına çıkmalarına meydan vermeyelim.’” (İhsan Sabri Çağlayangil, Anılarım, s. 49, Yılmaz Yn), “Oysa, biz mahkemenin kararını Atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiğinde Seyit Rıza meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için Hükümet tarafından buraya gönderilmiştim.” (age. s. 50)

Fakat biz bu işleri belki zamanında halledemeyeceğiz diye, Atatürk bir gün sonra Elazığ’a geldi.” (age. s. 52)

Çağlayangil’in açıklamalarından aslında M, Kemal’in Malatya’dan Elazığ’a oradan Diyarbakır’a geçmesi planlanırken idamların gerçekleştirilmemiş olması ihtimali üzerine plan değiştirilerek önce Diyarbakır’a sonra Elazığ’a gidildiği sonucu çıkarılabilir fakat bu söylenen de yalandır çünkü M. Kemal zaten 14 Kasım gecesi Elazığ’dadır. Sadece bu durumu gizlemek amacıyla önce Diyarbakır’a gidip ardından Elazığ’a geldiğinin bilinmesini istemektedir. Yukarıdaki alıntılarda ortaya çıkan bir başka mesele daha var ki, Çağlayangil’in maniple etme yeteneğinin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor. İlk alıntısında altı bin beyaz donlunun Sey Rıza’nın idamını engellemek için Elazığ’da toplandığının belirtilmesi çok büyük bir yalandır. O dönem doğu bölgesinden Sey Rıza’nın idamını engellemek için toplanacak tek kesim Dersimlilerdir. Fakat 1937 yılının Kasım ayında o sayıda Dersimlinin Elazığ’da toplanabilmesi Dersim’deki işgal ve katliam koşulları sebebiyle imkânsızdır. O zaman Çağlayangil neden 6 bin beyaz donludan bahsetmektedir?

M. Kemal, idam edilmeden önce Sey Rıza’yı görmek istemektedir zira M. Kemal’e sunulan raporlarda ve Dersim’deki algılanışı itibariyle Sey Rıza, efsanevi bir lider olarak M Kemal’in karşısına hep çıkmıştır. O dönem Sey Rıza hakkında karalama içerikli haberlerin sürekli gazetelerin manşeti yapılması da Sey Rıza’nın devlet tarafından ne kadar önemsendiğinin veya ondan ne kadar korkulduğunun nişanesidir. Halk anlatımlarında, Sey Rıza’nın Erzincan’a M. Kemal ile görüştürüleceği teminatı üzerine gittiği ve ele geçirildikten sonra da Sey Rıza’nın devlet yetkililerine M. Kemal’le görüşmek istediğini sürekli belirttiği görülmektedir. “Ben senin hile ve yalanlarınla baş edemedim bu bana dert oldu, ben de senin önünde diz çökmedim bu da sana dert olsun” sözünü işte esir olduğu bu dönemde görüştüğü devlet yetkilileriyle M. Kemal’e ilettiği söylenmektedir. Bütün bunlar M. Kemal’in Sey Rıza’yı idam edilmeden önce görmek istemesine sebep olan etmenlerdir.

Bu görüşmenin gerçekleşmesi ve gizli kalmasını sağlamak için de her türlü yöntem ve karartma uygulanmıştır. En başta, görüşmenin gizlenebilmesi için gece yapılması gerekmektedir. Görüşme yapıldıktan sonra da Sey Rıza’nın görüşmeyi kimseye anlatmadan idam edilmesi şarttır. O nedenle idamların gece yarısı yapılması için hukuk dışı her türlü yöntem uygulanmış ve netice alınmıştır. M. Kemal’in Sey Rıza ile görüştürülmesi çabasına kılıf uydurmak için de Çağlayangil’in yalanları devreye girmiş ve 6 bin beyaz donlunun M. Kemal’in karşısına çıkmasını engellemek için gece yarısı idamları gerçekleştirdiklerini aymazca anlatmıştır.

Oysa M. Kemal’in Ankara’dan “Doğu Gezisi”ne çıktığı gün yani 12 Kasım 1937 tarihli Tan gazetesinde çıkan haberde “Seyit Rıza İle Suç Ortaklarının Kararı Pazartesiye Okunacak” başlığı atılmıştır.  Bu da idamların, M. Kemal “Doğu Gezisi”ne çıkmadan önce hangi gün yapılacağının bilindiğini gösteriyor. 12 Kasım Cuma gününden önce kararın biliniyor olmasına rağmen neden 12 Kasımdan önce infazlar gerçekleştirilmemiştir de tam M. Kemal’in Elazığ’da olduğu gece uygulanmıştır?  Sey Rıza’nın Eylül başında tutuklandığını göz önünde bulunduracak olursak ve yine o dönem şartlarında istedikleri her hangi bir gün idamları gerçekleştirebilme yetkileri ellerinde olmasına karşın M. Kemal’in “Doğu Gezisi” ile aynı döneme denk getirilmesi tesadüf değildir. Hem gezi hem de idamların tarihi belirli bir plan çerçevesinde hazırlanmış ve ona göre de uygulanmıştır.

Çağlayangil, M. Kemal’i hukuk dışı gerçekleştirilen idam olayından haberdar değilmiş gibi göstermek için de çaba sarf etmiştir. O sebepten, M. Kemal’i halka karşı vicdanlı bir devlet adamı gibi yansıtma uğraşısı ağır basıyor. “M. Kemal idamlardan önce gelseydi, idamlara engel olurdu” gibi bir sonuç oluşturmaya çalışıyor ama yukarda en son yapmış olduğumuz alıntıdan da anlaşıldığı gibi yine kendisi M. Kemal’in bu durumdan haberdar olup, Sey Rıza’ların idamı için görevlendirilenlerin idamları gerçekleştirememe ihtimali nedeniyle Elazığ’a bir gün sonra gittiğini söylüyor. Yakayı bariz bir biçimde ele veriyor. M. Kemal’i aklamak ve M. Kemal ile Sey Rıza görüşmesinin üzerini örtmek için 6 bin insanın Elazığ’da toplandığı gibi uçuk bir yalanı ortaya atıyor.

MUSTAFA KEMAL  14 KASIM 1937 GECESİ ELAZIĞ’DAYDI 

M. Kemal’in “Doğu Gezisi” kapsamında Elazığ’a geliş tarihi 17 Kasım 1937 Çarşamba olarak bilinmektedir. Oysa M. Kemal o tarihten önce yani Malatya’dan ayrıldıktan sonra 14 Kasım Pazar günü de Elazığ’dadır. Elazığ il merkezine girmez fakat 14 Kasım gecesi merkeze yarım saat uzaklıktaki Yolçatı’da kalır. (M. Kemal’in 14 Kasım gecesini Yoçatı’da mı yoksa Elazığ Merkezde mi geçirdiğini net olarak söylemek mümkün değil ancak o geceyi ikisinden birinde geçirdiği muhakkak). Dönemin yerel gazetelerine de yansıyan bu durum genel olarak çok belirgin bir şekilde haber yapılmaz, yapılanlarda da aynı gün M. Kemal’in Diyarbakır’a gittiği yazılmaktadır. M. Kemal’in Elazığ’a gelişini konu edinen bir kitapta da M. Kemal’in 14 Kasım’da Elazığ’da bulunduğuna dair bilgiler şu şekilde yer edinmiştir; “… Atatürk, Anadolu Gezisi ile 14 Kasım 1937’de trenle Elazığ’ın Yolçatı İstasyonuna gelir.” (Mehmet Topal, Atatürk Elazığ’da, s. 27, MT Yn.)

 

14 Kasım saat 14.00’da Malatya’dan Diyarbakır’a geçmek için yola çıkan M. Kemal, Diyarbakır’a 15 Kasım 1937 Pazartesi günü varmıştır. Demek ki 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirmiştir. Her ne kadar tarihi kaynaklar ve dönemin gazeteleri bu durumu açık bir biçimde yazmasalar da, M. Kemal’in güzergâhı ve gezi tarihleri dikkatlice takip edildiğinde 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirdiği görülecektir. Şöyle ki, M. Kemal’in aynı gün (14 Kasım) Diyarbakır’a ulaştığını iddia eden kaynaklar, onun Yolçatı’dan sonra Sivrice’ye oradan da Maden’e gittiğini bildirirler. Atatürk 14 Kasım 1937’de Elazığ’ın Yolçatı İstasyonu’na gelir. Burada Elazığ’ın protokolü ve eşraftan kimseler tarafından coşkuyla karşılanır. Buradan Elazığ’a girmeden Sivrice ve Maden ilçelerinden geçerek Diyarbakır’a gider.” (Mehmet Topal, Atatürk Elazığ’da, s. 6, MT Yn.)

Yine dönemin yerel gazetesi Uluova’da haber şu şekilde çıkmıştır; “14 Kasım 1937 günü Yolçatı’na gelen ve büyük bir törenle karşılanan Atatürk ile beraberindekiler o gün Elazığ’a geçmeden Diyarbakır’a gittiler. Diyarbakır’a giderken, Elazığ’ın Sivrice ilçesinde bulunan Gölcük gölünü gördüğünde beyaz treni göl kenarında durduran Atatürk, bu güzellik karşısında duygularını ‘Dünyanın en güzel memleketi Türkiye’dir’ diyerek dile getirdi. (Ülker Ardıçoğlu, 17 Kasım 1937, Uluova gazetesi, Sayı: 13733)

Aynı gün Diyarbakır’a gitmiş olması durumunda M. Kemal’in tarih yaprakları yine 14 Kasım’ı gösterdiğinde Diyarbakır’da bulunması gerekirken, 15 Kasım günü Maden’de ve Diyarbakır’da olduğunu dönemin gazetesi Ulus arşivlerinden bulmak mümkündür. 16 Kasım 1937 tarihli Ulus gazetesinin manşeti şöyledir;Atatürk dün akşam Diyarbakır’a şeref verdiler”.
Ayrıca M. Kemal’in 14 Kasım’da Malatya’dan Elazığ Yolçatı’ya oradan da hiç durmadan aynı gün içerisinde sırasıyla Sivrice, Maden ve Diyarbakır’a gittiğini söyleyenlerin bir çelişkisi daha mevcut. Zira M. Kemal Malatya’dan 14 Kasım Pazar günü saat 14:00’da ayrılmıştır ve Yolçatı’ya gittikten sonra hemen Sivrice’ye gitmiş olduğunu kabul ettiğimizde en erken akşam saatlerinde Sivrice Gölü’nün kenarından geçmesi gerekirdi. Oysa bakın M. Kemal’in Sivrice gölü yakınından geçerken, trenden inerek gölü izleme olayını Kemal Zeki Gençosman nasıl aktarıyor; “… rahmetli Atatürk Diyarbakır’a gidiyordu. Demiryolu gölün kıyısından geçer. Sabah serinliği idi. Hususi trenini durdurdu. Gölün kıyısına indi… …O sabah saatinde Atatürk’ün bu güzel su kenarında çocuklar gibi şen yüzünü… (Kemal Zeki Gençosman, “Hazar Gölü Adını Atatürk Koydu” Dünkü, Bugünkü, Yarınki ELAZIĞ Dergisi, 1974 Özel sayısı, s.20)

M. Kemal’in bu alıntıdan da anlaşacağı gibi Sivrice’ye 15 Kasım sabah erken saatlerde gittiğini anlıyoruz. Zaten  Ulus gazetesinin 16 Kasım 1937 tarihli sayısında Atatürk öğle yemeklerini (…) Gölcükte yemişler ve trenlerinden inerek göl etrafında iki saat kadar devam eden tedkiklerde bulunmuşlar, alâkadarlara bazı emirler vermişlerdir. Atatürk’ün trenleri saat 14.10’da Maden’e varmıştır. haberi yayınlandığı için tereddüde yer kalmadan M. Kemal’in 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirdiğini söyleyebiliriz.

Burada değinmeden geçemeyeceğimiz bir husus daha var. M. Kemal, 14 Kasım 1937 gecesini Elazığ’da geçirdiğinin bilinmesinin önüne geçmek uğruna her türlü yöntemi denemiştir. Bunu gizlemek için de en başta o dönem çevresinde bulunanların, yaptıklarına tanıklık edenlerin, gördüklerini ve yaşadıklarını gizlemeleri için gerekli uyarıları yapmasıdır. Bunu nereden mi çıkarıyoruz? Öncelikle İhsan Sabri Çağlayangil’in ortaya koyduğumuz çelişkili ve yalan beyanatlarından çıkarıyoruz. M. Kemal’den olayların gizlenmesi yönünde emir alan Çağlayangil, bu emrin yerine getirilebilmesi için tarihleri değiştirmede veya hayal ürünü kalabalıklar toplamada bir sakınca görmüyor.

 

Manipülasyon konusunda emir alan tek kişi Çağlayangil değil elbette, şimdi de Doğu Gezisinde M. Kemal’in özel treninin makinistliğini yapan Mehmet Saygaç’ın gerçeklikle uyuşmayan açıklamalarına kulak verelim; “Trenle Malatya’da iken, benden 6 saat içinde Diyarbakır’da olmam istendi. ‘Olmaz’ dedim. ‘Atatürk’ün emri’ dediler. ‘İmkansız’ dedim. Çünkü bu hatta buharlı trenle saatte 30 kilometre hızla ancak gidebiliyorsunuz. (…) Atatürk’ün istediği gibi 6 saat içerisinde Diyarbakır’a kavuştuk. Atatürk beni yanına çağırdı ve sordu: ‘Madem gidebilirdin neden olmaz dedin?’ ‘Paşam bu devlet malı, hızlı gitsek devrilebilirdik. Ama siz emrettiniz ben de geldim.’ Bunun üzerinde bana Atatürk’ün talimatlarıyla 5 maaş ikramiye verildi. (Mehmet Topal, Atatürk Elazığ’da, s. 27,28, MT Yn.)

Yukarda vermiş olduğumuz dönem gazetelerinden alınan haberler, M. Kemal’in 15 Kasım’da Diyarbakır’da olduğunu tartışmaya mahal bırakmayacak bir biçimde ortaya koymasına rağmen Saygaç’ın 6 saatte Diyarbakır’a gittiklerini anlatmasının hangi amaçla yapıldığını ve Atatürk’ün ona neden 5 maaş ikramiye verdirtmiş olabileceğini okuyucularımızın yorumuna bırakıyoruz.

M. Kemal 14 Kasım Pazar günü Elazığ’da kalmadan Diyarbakır’a geçebilecekken, Sey Rıza’yı idamdan önce görmek için o geceyi Elazığ’da geçiriyor ve yukarda bahsettiğimiz gibi idamların Pazar’ı Pazartesi’ye bağlayan gece yapılmasını istiyor.

SEYİT RIZA İDAM EDİLMEDEN ÖNCE MUSTAFA KEMAL’LE GÖRÜŞTÜRÜLDÜ

Artık M. Kemal’in 14 Kasım 1937 gecesinin üzerine bu kadar titremesinin ve o gece yaşananları gizlemek istemesinin nedenini tartışabiliriz. Sey Rıza’ların idam tarihi 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece yapılmıştır. O geceyi Çağlayangil’in anlatımıyla dinleyelim;

 “Gece 12.00’de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı var. Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. (…) Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarptırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı. (…) Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle Polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. (…) Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu.” (İhsan Sabri Çağlayangil, Anılarım, s. 51, 52 Yılmaz Yn)

Yaptığımız araştırmalar neticesinde o dönemki mahkeme salonu, jandarma karakolu ve idamların gerçekleştirildiği Buğday Meydanı’nın hemen yan yana olduğunu tespit ettik. Eski jandarma karakolu ile mahkeme salonunun yerinde şimdi Belediye Çarşısı ile Ticaret ve Sanayi odası bulunmaktadır. İdamların gerçekleştirildiği meydanla mahkeme salonu arasında ise şu an Saray Camii vardır ve 1937 yılında mahkeme salonuyla idamların yapıldığı meydan arasında on adım bile yoktur.

Çağlayangil, alıntıda görüldüğü gibi Sey Rıza’yı mahkeme çıkışı otomobile bindirdiklerini ve o şekilde meydana götürdüklerini söylemektedir. Mesafenin on adımdan az olduğu bir yer için Sey Rıza’nın diğerlerinden ayrılarak otomobile bindirilmiş olması, meydandan önce başka bir yere gidildiğinin göstergesidir. Üstüne özel arabayla götürülüyor olmasına rağmen Sey Rıza 7 kişi içerisinde en son idam edilen kişidir. Bu durumda Çağlayangil’in anılarında belli bir zamanı anlatmadığı açıkça ortaya çıkmış oluyor.

Tarih 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gecedir ve tesadüfe bakın ki o gece M. Kemal de Elazığ’dadır. Otomobile binilecek bir mesafe olmamasına rağmen Sey Rıza’nın otomobile bindirilmesi ve bu sebepten ilk idam edilecek olanın Sey Rıza olması gerekirken son idam edilen olması sebebiyle arada en az bir saatlik zaman diliminin Çağlayangil tarafından anlatılmadığı açıktır. Peki, bu zaman zarfında Sey Rıza nereye götürülmüş olabilir?

Ebedi Şef M. Kemal o gece Elazğ’da. Sey Rıza’nın bir an önce idam edilmesini isteyecek kadar onu önemseyen M. Kemal’in, o gece Sey Rıza’yı görmek istediğini söylemiştik.

Sey Rıza o gece meydana getirilmeden önce M. Kemal’in yanına götürülmüş ve onunla görüştürülmüştür. Otomobil Sey Rıza’yı aldıktan sonra istikamet ya Yolçatı’dır veya M. Kemal o gece Elazığ Merkez Tren İstasyonu’nda, özel trenini kör makasa çekerek Sey Rıza’nın getirilmesini beklemektedir. Bu ihtimal doğrultusunda otomobilin istikameti Elazığ Merkez Tren İstasyonu’dur.

Görüşmede neler yaşandığı, hangi diyalogların geçtiği konusunda elimizde her hangi bir bilgi yok fakat görüşmede Sey Rıza’nın M. Kemal’e karşı net bir duruş sergilemiş olduğunu söyleyebiliriz. Zira o gece M. Kemal’in, Sey Rıza’dan affedilmesine yönelik aman dilemesini beklemiş olma ihtimali yüksektir. Böyle bir davranış yerine tam tersi bir tavırla karşılaşılması nedeniyle o gece özellikle gizlenmiş, diyaloglarının içeriğinin bilinmesi büyük bir ehemmiyetle engellenmiştir. Eğer Sey Rıza o gece affedilmeyi istemiş olsaydı, o görüşme gizlenmeyecek, gazetelerin manşetinde yer alacak hem Sey Rıza şahsında Dersim mağlup edilecek hem de M. Kemal bir zafer daha kazanmış olacaktı. Üstelik böyle bir haber, M. Kemal’in vicdanlı bir lider olduğunun en büyük göstergesi olarak bizlere sunulacaktı. Dönemin MİT arşivleri ve Genelkurmay arşivleri açıklandığı takdirde o gece Elazığ’da olan bu görüşmenin bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkacağını düşünüyoruz.

Dersim tarihiyle ilgilenen tarihçi ve aydınların kulağına kar su kaçırmaya çalıştığımız bu yazının konusunun önemi ve etkisi nedeniyle sadece dergimizin ortaya çıkarmaya çalışacağı bir mesele olmadığı aşikârdır. O sebeple elinde o geceye ilişkin belge, arşiv, fotoğraf vb. kaynak bulunan bütün çevrelerin bu verileri herkesle paylaşmaları gerektiğine inanıyoruz.” (Kırmanciya Beleke Dergisi S.4, Mayıs 2010, Serhat Halis, )

…..

ÇAĞLAYANGİL’İN RÖPORTAJINDA NELER VAR KILIÇDAROĞLU AÇIKLAMALI

Yukarıda Serhat Halis’in makalesinden alıntılağımız bölümde Mustafa Kemal’in  Seyit Rıza ile görüştüğü iddiasını doğrulamaktadır. İhsan Sabri Çağlayangil’in ses kaydını 2008 yılında ilk kez Dersimnews.com’da yayınlamıştık.   Bakınız linki: http://www.youtube.com/dersimnews#p/u/3/Oj5ylJLpvDE

O görüşmede Çağlayangil Dersim Katliamı’na ilişkin itiraflarda bulunmaktadır. Dersim’de insanları nasıl zehirli gazla öldürdüklerini anlatmaktadır. Dersimnews.com’da yayınladıktan sonra bir çok gazete, tv, ve internet sitesi o ses kaydını alıp yayınlamıştı.

İhsan Sabri Çağlayangil ile o röportajı yapan kim? Bugün CHP Genel başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu’dur. O görüşme 1986 yılında Bursa’da İhsan Sabri Çağlayangil’in evinde yapılmıştır. O röportajın sadece bir bölümü yayınlandı. Görüşmenin diğer bölümlerinde neler konuşulduğunu sadece Kemal Kılıçdaroğlu bilmektedir. Tahminimce İhsan Sabri Çağlayangil, röportajında Dersim’e ilişkin her şeyi itiraf etmiştir. Muhtemelen M. Kemal ile Seyit Rıza’nın görüşmesini de anlatmıştır. Çünkü Çağlayangil artık yaşlıdır ve ölüme yakındır bu nedenle gerçekleri söylememesi için korkacağı bir durumda yoktur. Eğer Kılıçdaroğlu bu görüşmenin ses kaydının tamamını yayınlarsa neler konuşulduğunu herkes bilecektir.

Buradan iddia ediyoruz ki Sn. Kemal Kılıçdaroğlu o görüşmenin ses kaydını eksiksiz yayınlarsa Dersim Katliamı’na ilişkin karanlıkta kalan tüm gerçekler ortaya çıkacaktır.

 www.Dersimnews.com 

 

İletişim: dersimnews@hotmail.com  

email

19 Responses to Seyit Rıza İdam Edilmeden Önce Atatütürk’le Görüştü

  1. M.SOLMAZ Cevapla

    28/11/2011 at 08:17

    Benim adım kemal deyip C.H.P. genel başkanılı koltugu ugruna gerçekleri saklıyan Dersimli olamaz alevi hiç olamaz.Olsa olsa alevi inancı taşıyan toplumun genelinin inancına ihanet eden bir zavallı olur.

    Dersim katliamı oldumu.? olmadımı? olduysa . atatürkün haberi olmadan katliam olurmu.?Seyyit Rıza gibi alevi inancı taşıyan bir toplumun önder gördü kişiyi asıyorsun Atatürkün haberi olmuyor.Anlaşılan o dönemde benim adım kemal diyen zavallılar varmış.

    1960 lar 70ler 80 ler irdeleniyorsa 1938 lerde irdelenmeli beni ve vatanı kurtaran kemaller neden selaniki kurataramamıştır? Tarih uyu uyu yat tarihi olmamalı kemal efend. benim adım kemal deyil.

  2. RIZA Cevapla

    28/11/2011 at 09:53

    BU KEMALIST HILELERINE NASIL INANILIRKI? ZATEN SEYIT RIZANUIN SOYLEDIKLERI EWLADE KERBELAYXME BE XETAYME BE GUNAYME AYWO ZULIMO O Aatatürke HAYKIRMIS KIMSE INANMIYORKI BUNA SADECE KANI BOZUK OLAN WE KEMALISTLER BUNU DERSIM HALKINA EMPOZE ETILER
    Çağlayangil, M. Kemal’i hukuk dışı gerçekleştirilen idam olayından haberdar değilmiş gibi göstermek için de çaba sarf etmiştir. O sebepten, M. Kemal’i halka karşı vicdanlı bir devlet adamı gibi yansıtma uğraşısı ağır basıyor. “M. Kemal alewilerin iste ilahi gibi gostermek o bir katil!! alevi olan kani temiz olan artik chp altin da olsa hic bir oy vermemeli chp 100 000 masumun katili

    • sakincasiz dusunce Cevapla

      19/07/2013 at 22:53

      Bugun sana hicbir nefret beslemeyen ataturkculeri neden gormuyorsun .gecmisi unut demiyorum ama bugun biz variz.bugunu ve yarini kurmak icin,bunlarolmasin demek icin.ama bucografyada mevzu cok karisik,ermeni oldugu icin bazi ozelliklerine adetlerine hayran oldugum canim arkadaslarim var.ama surekli soukirim yaptiniz demeleri canimi ya
      kiyor.ben yapmadim ki.

  3. Kenan Türhan Cevapla

    05/12/2011 at 21:05

    Bu Tartismaya baska acitan bakmak lazim evet türkiye bizim cettimizi yok etmek icin elinden geleni yapmis su andaki yönetim dahil hala ayni amac ugruna elinden geleni yapiyor Akp nin amaci farkli biryandan dersimlilere soykirim yapildigini savunuyor bir yandan bizim inanc merkezlerimizin oldugu bölgeleri barajlarla yok etmeye calisiyor bir yandan kapitalistlerin onlara bicdigi ikinci osmanli oyununu sergilemek icin cizilen senaryoyu aynen uyguluyorlar bu oyunu bozacak olan argümanlari tek tek yok ediyor örnek muhalif kürtler aleviler kimini tutukluyarak kiminede ben senin yanindayim diyerek kandirmaca acilimlarla yavas yavas osmanli diktatörlügünü kurana kadar lütfen bu oyuna gelmeyelim birlik olalim ekonomik olarak güclü olmaya cabalayalim saglikli aileler kuralim her zaman kültürümüze sahip cikalim bir birmize sahip cikalim BARIKAT”””

  4. Hasan DEMIR Cevapla

    18/12/2011 at 19:02

    Ataturk’un idamdan once S.Riza ile gorustugu iddiasi tamamen spekulas
    yondur.Bilgi kirliligine yol acacak bu tur savlari olur-olmaz ortaya
    atmayalim.Kaldi ki, gorusse ne olur,gorusmese ne olur? Ben iddiami
    S.Riza ile yargilanmis,onun idamina taniklik etmis iki kisiyle yaptigim gorusmeye dayandiriyorum.Ancak,idam aninda Elazig’da bekle-
    tilmekte olan trende,infazin yerine getirilmesini beklemis olabile-
    cegi olasiligina inaniyorum.Bir baska sey de,Caglayangil’in sozunu
    ettigi 6 bin beyaz donlunun hepsi elbetteki Dersim’li degil.O zaman
    Dersimliler gibi Elazig,Bingol koylulerinin de kaputbezinden don-gom-
    lek giydikleri dusunulurse;Caglayangil’in soylediklerinin yadirgana-
    cak yani yoktur.

    • ADALET INSANLIK Cevapla

      23/02/2012 at 16:21

      Hayir hayir Bunlar bir gercek artik kabulet oldumu

      • Eren Cevapla

        19/06/2013 at 23:13

        Arkadaşım bunlar gerçek kabul et oldu mu ile gerçekler kabul edilmez. Gerçek olduğunu kabul edilebilmesi için belgelere dayandırman gerekmekte. Burada varsayımlar üzerine bir çalışma yürütülmüş fikirler sunulmuş.

        Ben de kendi varsayımlarımı sunup bunlar gerçek kabul et diyebilirim ama bunu yapmak ne doğru olur ne de bana yakışır.

  5. ADALET INSANLIK Cevapla

    23/02/2012 at 16:20

    Hasan demir efendi sen kimsin bilmem ama beliki kemalist bir kisisin artik gercekler ortada bunu anla artik oldumu birdahada bu siteye girme cunku katileri savunanlarin burda yeri yooooooooooook!

  6. sixo Cevapla

    25/02/2012 at 01:45

    OSMANLI OYUNLARI MESHURDUR;SEYIT RIZAYI OSMANLI OYUNLARIYLA KATLETTILER:VE BU OSMANBLI OYUNLARI DERSIM UZERINDE DEVAM EDIYOR:VE SU ANDA DERSIMIN UZERINDE OYNANAN OYUN COK YAKIN BIRZAMANDA ONUNE GECILMEZZSE BASARIYA ULASACAK VE:BIR ZAMANLARIN DEVRIMCI DEMOKRAT ;AYDIN DIRENISCI BIR DERSIMDEN ;BOS KANDIRILMIS BIR BIRINE GUVENMEYEN ;KULTURUNE ;HERSEYDEN ONCE DILINE;;;DILINE;;ANADILINE SAHIP CIKMIYAN ;;MALLESSEEF COK BOS BIR TOPLUM CIKACAK:

  7. Devrimci Kemalist Cevapla

    24/11/2012 at 16:19

    Yalan söylüyorsunuz.Eğer bu katliamı Atatürk yapsaydı Atatürk ölmeden evvel Hacı Bektaşi Veli türbesini ziyaret ettiğinde alevi dedeleri tarafından saygıyla karşılanmazdı.Bakın kardeşlerim ben de bir kürt alevisi olarak söyledikleriniz saçma sapan palavralara asla inanmıyorum.Ben de bir aleviyim,kürdüm ve sapına kadar da kemalistim,devrimciyim,bir kere iyi düşünecek olursanız hiç bir masum insanları hiçbir kişi katletmez.Bu palavralara inanmak şerfsizliktir.Eğer atatürk yaptıysa bu katliamı gösterin belgesini ve o belgelerin sahte olmadığına ait bir belge de gösteriln.Hepinizin beyni şeytani bilgilerle yıkanmış

    • Kurdewarî Cevapla

      02/06/2013 at 14:09

      Kemalizm devrimci değil ihtilalcidir. Halk desteğini ömürleri boyunca göemmeiştirler. Jakobenist ve eltisittirler. Halkın idareisni sozrla ellerinde tutmak için sürekli darbeler yapıp durmuşlar. Ama artık devirleri bitti. Şimdi gelelim kendine devrimci kamlist diyenin iddialarına. 1937 tarihli devrsime harekat emrinin altına bizzat m.kemalin imzası avrç Harekatı da bizza onun yönettiğine dair el ayzısı planları var. Kimi kandırıyorsunuz? Artık bu tartışma konusu bile değil. M.Kemal’in dersimin fermanını verdiği kesin. İşin o kısmını geçtik artık. Mesele acaba şahsen Seyid Rızayla da görüştürüldü mü, görüştürülmedi mi?

      • AYSEL YILDIZ Cevapla

        27/11/2013 at 09:36

        Cemevlerinde neden başköşede Atatürk var.Bazı alevileri Apo kandırıyor öldürtüyor ApoEn yaşlı bar kadın vardı Tuncelili o bile herşeyi Atatürk’e borçluyuz dedi.Ben Pkk lı kürt alevisi olmayacağım ve bunlara inanmıyorum.Kimse bilip bilmeden ölmüş insan cevap veremez iftira atmayın.Yeter artık şeriatçılar ve apo cular boşa kendinizi yırtmayın.

    • gamze kilic Cevapla

      29/06/2013 at 19:26

      tebrikler, herkes bu sekilde objektif dusunebilse keske bugun daha iyi yerlerde olurduk.

  8. Selda Suner Cevapla

    28/02/2013 at 15:26

    1980 GENERALLERİNİN “HER KÖYE BİR CAMİ” SLOGANININ YANKILARI ÇAMLICA TEPELERİNE VE TAKSİM’E DAYANDI.

    AKP iktidarının temelleri 1980 lerde atıldı. Generaller, bir ellerinde kamçı, diğer ellerinde İslamcılığın minaresi ile etrafa dehşet sallıyorlardı. Kenan evren, her köye bir cami, her Türk’e bir imam sloganı ile terör estiriyordu. İslam’ın kara lekesi Diyanet ve diğe envay çeşit tarikat cemaat şürekası onu, şehir kasaba anahtarlarını vererek selamlıyordu. Askerlerin desteğinde her tarafa binlerce cami, imam hatip, Kuran okulları kurularak, Rabıta ve diğer İslamist locaların da desteği ile mezhep ve cemaatlerin kadrolaşmasına süreklilik kazandırıldı. 1990 yıllarından itibaren bütçenin büyük payı bu İslamizasyon ve Mehmetçiğin kirli savaşına aktarılarak bugüne gelindi. Zorunlu din dersi uygulaması Askeri çetelerce sağlandı, İslamcılığın devlet eliyle desteklendiği, Cemaat ve tarikatların ekonomik alanda büyüdüğü, holdingleştiği bu dönem AKP iktidarının öncüllü oldu.
    Orta Çağ Müslümanları baktıkları her yerde görünmez bir düzenin aşikâr işaretlerini görmüştür. Osmanlı halifeliği onlar için dünyadaki kutsal birliği temsil eder. İslam geleneğinde akıncının kılıcı, caminin yüksek minaresi gerçeği simgeler ve buna benzer sembolik ilişkilendirmeler sürer gider. Orta Çağ dinî düşüncesinin bu türden yüksek minareler ve oradan yapılan ezan okumalarla sağlanan sistemli propoganda yoluyla korku ve kasvetin sürekli tekrarlanmasının sağlanması temelinde piskolojik hakimiyetini kurduğu gerçeği, başta AKP olmak üzere Türk islam sentezini savunan güçlere ilham vermeye devam ediyor. Korkunun varlığını sorgulamak bile gereksiz: Bunu görmek için camiler yoluyla sağlanan ürkütücü marşlara bakmak yeter. Erdoğan camisi- Çamlıca camisi- 30 000 kişilik bir kitlenin piskolojik şekillenmesini sağlayacak, bu Himler’in beyin yıkama yerleşkelerinin tümünden daha büyük olacaktır.
    Karanlık Osmanlı Tarihinin sayfalarını dolduran fetihlerin elebaşıları, büyük camiler kuran padişahlar egemenlik sistemlerinin zincirinde ana halka olarak dini kullanmış, köleciliğin, tefeciliğin, sistemli işkencenin, insan kırımcılığın, yağmacılığın ideolojisi olarak da savaşı meşrulaştıran İslam dinini seçmişlerdir.
    Osmanlı padişahlık sistemine yaklaşmaya, başkanlık sistemi ile adım atmaya çalışan R.T. Erdoğan, Taksim ve Çamlıca’da geriye kalan son yeşil alanları da Müslüman betonuna dönüştürmede kararlı görünüyor. “Türk Millî İslamı” hattında ilerleyen AKP “islamcı devlet” kurma sürecinde, Ortadoğu ve Afrıka’ da devletlerin hem dinin sağladığı meşrûiyete, hem de gerginlik stratejisinin bir unsuru olarak İslâmcılığa gerek duyduklarını gerçeğinden hareketle, dünya düzeyindeki hâkimiyet ilişkilerinin ve özellikle de petrol alanlarına hakimiyet kurma alanında İslâm’ın oynadığı rolün önemini görüyor ve stratejisini ona göre uyarlıyor. Bu, sembolik düzeyde “ümmet”in mazlum konumunda olduğu izlenimini uyandırırken, – Erdoğan herzaman ki gibi mağdur rolünü oynamaya devam ediyor- Türkiye’de İslâmın ve İslâmcılığın “millileşmesi”ni, devletleşmesini, askerileştirlmesini de hızlandırmaktadır. 1980 lerde Kemaliz’mi İslam’a entegre etmeye çalışan cuntaya rağmen başgösteren yetersizlik, inşâ halindeki milli Türk islam devleti “milliyetçiliği” dinle meşrûlaştırmaya, dini millî kimliğin bir parçası olarak kabul etmeye, söylem ve pratiklerine dahil etmeye hız vermek için, Türkiye’de islamın baş locası kabul edilen Nakşıbendicilerin diğer sunni tariklatlarla kurdukları iktidara geçme sürecine geçmeye mecbur kaldılar. Bu yolla ümmet, İslâm’ın “millî sınırlar içindeki parçası” haline indirgenirken, millet, mahallî sınırları aşan bir cemaat olarak temsil edilmeye başlandı. Din sınır-tanımaz bir “kardeşlik” ögesi olma niteliğini yitirirken, millet, teorik olarak kendi karşıtı olan bir unsuru içermeyi kabul ederek meşrûiyet kazanabilidi.

    İÇ SAVAŞ DOKTRİNİNİ OLARAK İSLAMCILIK.
    AKP, İslam ve ümmetçiliği bir iç savaş doktirini olarak benimsemektedir. Dinî referansların ve kurumların meşrûiyet ve kontrol mekanizmaları olarak kullanılması, devletin dinî sahayı tekeline alma teşebbüsleriyle eşanlamlıydı. Cuntacılar milli İslam’da diretiyorlardı. Devletin hakimiyetindeki “millî din” barış ve istikrar unsuru ve otoriteyi sağlamada önemli bir faktör olarak görüldü. Bu “ihtiyaç”ın sadece yönetici kliklerin dünya görüşüyle izah edilemeyeceğini belirtmekte fayda var. Partiler, kendi meşrûiyet kaynakları olarak kullandıkları dinî referansları “millileştirirken”, bu referanslara başvuran kendi dışlarındaki sosyal ve siyasal İslâmî/ İslâmcı aktörlere, doğal olarak, “Beşinci Kol” statüsünü uygun görmüşlerdir.
    Osmanlının çöküş sürecinde devletin varlığını devam ettirmenin çözüm yollarından biri olarak İslamcılık görünür. “Türkleşmek, İslamlaşmak, o zamandan beri Osmanlının kurtuluş reçetesi olarak görülmüştür. Orta çağı temsil eden, din merkezli sistem sembollerinin Türkiye’nin ana gündemine oturtulması tesadüfi değildir. AKP’ nin başını çektiği post modern Osmanlıcılık, kültürde, sanatta, Osmanlının en güçlü olduğu dönemin sembolleri olan cami, türban ve yüksek minareleri, oradan fışkıran ideoloji ve onu taşıyacak geniş kitleleri reformasyona devam ediyor.
    AKP iktidarının temelleri 1980 lerde atıldı. Generaller, bir ellerinde kamçı, diğer ellerinde İslamcılığın minaresi ile etrafa dehşet sallıyorlardı. Kenan evren, her köye bir cami, her Türk’ e bir imam sloganı ile terör estiriyordu. İslam’ın kara lekesi Diyanet ve envay çeşit tarikat cemaat şürekası da ona şehir kasaba anahtarlarını vererek selamlıyorlardı.
    ”Sanki biz hiç yokmusuz, tepkimiz,duygularımız,dileklerimiz yokmuş gibi… Ne acı, bu ülkenin başbakanı 5600 İstanbul’u, Camlica’yi seven vatandaşını yok sayıyor,duymazdan geliyor, söylenenleri sadece ideolojik veya siyasi olarak değerlendiriyor… Biz Camlica’yi seviyoruz, yeşil kalmasını istiyoruz, koruluk, ağaçlik olsun,dogal kalsın…” ( Sibel Asna)
    Cami, imam, hacı hoca takımının kültür depremine hayır demenin, Dünyanın en büyük camisini kurma sevdası ile doğayı yabancılaştıran, eko sistemi yıkan bu sürece dur demenin zamanı gelmiştir. Ne Çamlıca’ya, nede Taksim’e cami istiyoruz!

    Sevgi ve Saygılarla
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    İmza için burayı klikleyiniz

    https://www.change.org/petitions/%C3%A7aml%C4%B1ca-tepesi-ne-30mart-ta-kazma-vurman%C4%B1za-r%C4%B1zam%C4%B1z-yok-bu-sizi-ilgilendirmiyor-mu-camlica?utm_campaign=autopublish&utm_medium=facebook&utm_source=share_petition
     

  9. Botan Cevapla

    28/02/2013 at 18:43

    Benim aklımın ermediği nokta şu tamam bir katliam yapılmışsa sorumlusu o günkü yönetimde başkası değildir ama dersim katliamı denince neden sadece seyit rızanın idamı ön plana çıkartılıyor neden öldürülen kaybolan ve yurtlarından sürülen binlerce insanımızdan söz edilmiyor

  10. re:ResmiBelgeTalepleri Cevapla

    21/06/2013 at 20:55

    genelkurmay baskanliginin, basbakanlik ve cumhurbaskanligin belgeleri yavas yavas acilip gosteriliyor. 13804 alevinin katli genelkurmay belgeleriyle sabit. belki bu baslik acildiginda henuz aciklanmamisti ama artik basbakan bile mecliste acikliyor gosteriyor bu resmi belgeleri. detay icin google a muracaat edebilirsiniz.

  11. fatih Cevapla

    10/12/2013 at 19:59

    Biz de bu dünyada geldik gideriz
    Kalsın bizim davamız mahşere kalsın

  12. TEK YOL ALEVI DEVLETI Cevapla

    05/02/2014 at 19:13

    TEK KURTULUS ALEVI DEVLETI
    Alevi halkinin tek kurtulusu kendini devlet teskilati olarak uluslararsi örgütlemesidir.Halkimizin her türden siyasal idolojik ve ulusal akimlara ne yörünge nede paralel güc olma zorunlulugu vardir.

    Alevi`leri kemiren idolojilerin bataginda bocalama itilmislik komplo teorileridir.Alevi halkina özelliklede Dersimliye bos yere yüklenmedi. Alevi`leri yipratan mesguliyetin biri Ejnebi uluslarin cikarlari icin mücadeleler ve sosyal dayanisma faliyetlerin yükünü kendince yüklenmesidir.

    Alevi`lere enerji kaybettiren aydin kesimin hic bir cikar gözetmeksizin baska halklara yol göstereyim derken kendini isliyememesidir. Aleviler kendi sorunlarinin cözümüne el atmaz üstünü kapatip gecerse gelecek nesillerin kendisinden hesap soracaginin farkina varmamis demektir.

    Basit örnekler siralarsak Yahudilere bakin 60 ülkeye yayilmis 40 dil konusan binlerce yil ne kendilerini baskalarindan gördüler ne de baskalari onlari kendilerinden gördü bizim meselemizle ayni.Devletlesme projeleriyle dikine örgütlendiler topraklarin capi,üfus sayisi ortada. bakin.PlO nasil kuruldu ve kac kez devlet merkezlerini bir ülke den öbür ülkeye tasidi.Geceyarilari hükümet devlet merkezleri alan degistirdi .Libya,Cezayir,Tunus,Ürdün ve saire .7 Imamci Ismaililer 18 milyon halk topraksiz halk kurduklari devletin 18 milyon vatandasi var. 20 ayri ülkede örgütlü Devletin temsilcileri Fransa`da yasiyor.güclü tüm ülkelerin parlemento ve krallarinca taniniyor.Birlesmis milletlerde sözcüleri var.Avrupa da özel statüleri var.Cingenelerin bile Krali var.Dünya da devletsiz topraksiz halklar ve azinliklarin uluslararsi ortak teskilatlara sahip.Gülen paralelden ziyade bir devlet.Kürtler özellikle Barzani örnegine bakildiginda nasil örgütlerini bazi bazi baska merkezlere tasimak zorunda kaliyorlar.

    Bizim mülkü cografyamiz ortada onun bilincin de olmasak ta öyledir.Ama kendini sadece efsaneler efsanesi bir dini inanc bi sekil kollariyla sifatlandirmak kimliksizlestirmek zayifimiz sayilmalidir.

    Bir uluslararasi Alevi devleti teskilatinin kurulmasinin projeleri gelistirilmeli ve bu uzun vadeli olacagida ortada.Tarihte sergilenmis bütün ihanet ve döneklikler den ders cikarmaliyiz.ölcülmüs bicilmis gizli atilimla,hücrelerle molekül molekül canlar arasi bag kurularak akimin dozunu yükselterek atilimlar yapmaliyiz. Devletlesme fikri Alevi halki icin tek kutsal projesidir.(Halkimizin bin yillik ahi icin olsun).Düsmanlarimizin basarili olmasin da biz kendi sorunumuzu Dogru koyamamizdir.

    Kimse bizi tanimiyor coklarida bizim taninmamizi istemiyoruz.Biz kendimizi tanittirmazsak kimse bizi anliyamiyacak ve anlamada da zorluk cekecektir.Tüm kurumlarimiz.bütün kültürel sekillenmelerimiz.Mücadele verdigimiz tüm cepheler`den farkliliklarimizda olsa birlesmelerini saglamak icin kendimize güvenimiz olmali.Bizden baska biz olmadigina göre görevimiz hedefimiz bilincli,kararli,disiplinli olmali.Alevi halk inanc gücleri,kurumlari,siyasi,felsefi idologlar,aktif siyasetciler,Kizilbas hukukculari da yanimiza alarak teskilatlanmis mevki sahipleri,egitimciler,sanatcilar,örgüt görevlileri,legel,illegal dünyanin neresinde olursa olsun faliyet yürüten tüm dünya Alevi`leri birlestirilmesinin siyaset motoru isletmelidir.

    Diaspora kurumlasmada basarili görevleri yerine getirmistir.Alevi`lerin yapay örgütlenmelerini kitalar arasi merkezi bir devlet kurumuna dönüstürmeleri icin Propaganda faliyetleri gerekiyor. Sosyal medya ve iletisimi cok daha yüksek ve derin düzeyde kaliteli hacersiz set döseyerek kullanir asamalarina varirsak hedefe daha hizli ulasiriz.Bayragimiz.sembollerimiz,meclismiz.yasalarlasma ve hukuksallasmak zorundayiz.

    Türkcü`nün ,kürtcü´nün bizim icin yazdigi tarih inkar ve ilhat ve yalan tarih.bütün tarihi kanitlar Padisah Emirnameleri,kanunnameleri,fetvalar,fermanlar.kurmaylarin,subaylarin,valilerin,cetelerin,hamidiyelerin.onlara Kulluk eden kopyaci yalaka kitap,mekale yazmanlari ve uzantilarinin bilinc bulandirma senaryolaridir.

    Din Alevileri yaratmadi bu halkin icinden kendine itikat görenlerle itibar ederlerin toplumca halk hafiza fikih tassavvufunu cikarmasiyla olustu.Bizden sonra yazilmis kitap kimi inandirmissa onlara yazildi cok acik ve net..Bizi yazmamasi bir din hillesi kabul görmeli.

    Hizir sifatinda olsa,gönüller tanrisida olsa,dirilisin vekili de olsa,halkin mursiti ve sercesmesi de olsa hangi kita da hangi Alevi ailesinden ya da asiret veya kabilesinden cikacagi belli olmiyan bir lider cikacaktir.

    Bu gerceklik dünya halklarinin siralanmasinda yazildiginda biz tarihi mirasa olan görevlerimizi yerine getirmis olacagiz.Vicdani davamizin hakliliginin sorgulanmasi ile toplu düskünlügün Evrensel Divanda yargilanmasinin neticesi bizim hak olma var olma hakkimizdir.

    TEK YOL ALEVI DEVLETI

  13. hamiyet nene Cevapla

    17/06/2013 at 18:43

    Lider elbette onemli bir isyanda.. Ben cok iyi anliyorum sorunuzu. Bence de yok edilen her bir DERSIMLI EN AZ Seyit Riza kadar onemlidir. Seyit Riza`yi Dersim insanindan ayri dusunmek mumkun degil. Kana-camura bulanan, yok edilen, daha dogmamis bebeler: herbiri bir Seyit Riza`dir bence de. Saygiyla egiliyorum hepsinin onunde, gozlerimde birikmis yas, yuregimde kontrol edemedigim bir ofke dunun cellatlarina, bugunun sessiz-inkarci suc ortaklarina. Selamlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>