Connect with us
Sitemiz yenilendi!

Dersim News, Dersim Haber, Dersim, Tunceli Haber, Dersim Haber Sitesi, Dersim Haberleri, Tunceli Haberleri,Dersim 38, Kırmancki, Zazaca, Dersimce, Alevi Haberleri, Pülümür, Hozat, Ovacık, Mazgirt, Nazımiye, Çemişgezek, Haber,Alevi Haber, Alevi Haberleri,

Ali Ekber Yürek’in Ağabeyinden Mektup Var

Dersim

Ali Ekber Yürek’in Ağabeyinden Mektup Var

Benim için 12 Eylül referandum paketindeki en önemli madde, darbecilere yargı yolunun açılmasıydı. Bunun için “Yetmez ama evet”çi olarak çalıştım. 30 yıldır dinmeyen kardeş acımı yargı yoluyla dindiririm sandım…

Türkiye’de 12 Eylül hakkında başlatılmış ilk soruşturma, Ali Ekber Yürek’in 12 Eylül’de K. Maraş- Afşin’de işkenceyle öldürülmesidir. Çok sayıda tanık, delil, olgu ve bulguya rağmen bir yılı aşkın süredir süründürülen bu soruşturmayı tüm 12 Eylül mağdurları, devlet, hükümet, yargı ve duyarlı çevreler için süreci kronolojik ve metodolojik olarak aktarmaya çalışacağım.

İşkence güncesi

> Ali Ekber Yürek öğretmen olarak görev yaparken 6 Mayıs 1981 günü Elbistan’da Kayseri Komando Tugayı elemanları tarafından evine yapılan gece baskınıyla gözaltına alınarak 6. Kolordu ve Sıkıyönetim Komutanlığına teslim edildiğinde 24 yaşındaydı.

> K. Maraş’ın Afşin ilçesi YSE binası başta olmak üzere Elbistan, Maraş merkezdeki birçok işkencehanede yaklaşık üç hafta süreyle işkence edilerek 24 Mayıs 1981 günü öldürüldü.

26 Mayıs’ta bize parkasının ipiyle kendini hücresinde asmış denilerek ölüsü teslim edildi. İntihar ettiğini söyledikleri hücreyi görmek istedik. Gösterdikleri hücrenin boyu 80-100 cm yüksekliğindeydi. Kardeşimin boyu ise 1,75 cm üzerindeydi.

> Otopsi raporu, defin ruhsatı ve teslim tutanağıyla verilen naaşını Tunceli- Ovacık ilçesi Güney Konak köyünde 27.05.1981 günü defnettik.

> 12 Eylül referandumundan iki gün önce zaman aşımını dikkate alarak 10 Eylül 2010’da Tunceli C. Savcılığına yeniden başvuruda bulundum.

> Tunceli C. Savcılığı olay mahalli Elbistan olduğu için dosyayı Elbistan’a gönderdi.

> Elbistan da dosyayı CMK 250 ile yetkili Malatya Bölge C. Başsavcılığına gönderdi.

> Malatya C. Başsavcılığı da, darbeyi yapan 12 Eylül generalleri ve Danışma Meclisi üyeleri hakkındaki şikâyetimi ayırarak Ankara özel yetkili C. Başsavcılığına gönderdi. Kardeşime bizatihi işkence yapan ve yaptırarak ölümüne neden olanları ise ayırarak olay yeri olan Afşin C. Başsavcılığına gönderdi.

> Afşin Savcısı Mehmet Kuş, soruşturmayı başlattı. Çok sayıda tanık ifadesi alındı. Bizim istemememize rağmen mezarın açılarak kemikleri İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderdi. DNA tespiti ve işkence bulgularının araştırılmasını istedi. Kemiklerin Ali Ekber Yürek’e ait olduğu Adli Tıp raporuyla belgelendi. Radikal muhabiri İsmail Saymaz dönemin Sıkıyönetim Komutan Yardımcısı General Yusuf Haznedaroğlu’na A. E. Yürek’i sorduğunda, böyle biri bizim sıkıyönetim komutanlığımıza hiç gelmemiştir diyerek inkâr etti. Ardından bize teslim edilen cenaze teslim tutanağı, otopsi raporu ve defin ruhsatının orijinallerini ibraz ettik. Ayrıca Adana Sıkıyönetim Komutanlığı Mahkemesi iddianamesinde sorgudayken kardeşimin 39 sanıkla yüzleştirildiğini belgeledik.

> Aradan çok uzun zaman geçmesi, toprağın geçirgenliği ve nemliliğin çok fazla olması nedeniyle kemikler çok yoğun tahribata uğradıklarından işkence izleri tespit edilememiştir denildi. İşkence yoktur demedi Adli Tıp, işkence tespit edilemez dedi. Geçtiğimiz günlerdeki bir habere göre, on bin yıllık bir insan cesedi üzerinde yapılan araştırma sonucu cesedin ok ile öldürülen bir erkek olduğu belirlenebilmişti. On bin yıllık bir cesette ölüm şeklini ve nedenini belirleyebilen bilim ve teknoloji varken Adli Tıp’ın 30 yıllık cesette işkence tespiti yapamaması da ayrıca düşündürücü.

> Afşin Savcısı soruşturmayı kovuşturmaya dönüştürmeden Mayıs 2011’de dosyayı Ankara Özel Yetkili C. Başsavcılığına gönderdi. Dosya halen 2011/883 sıra no ile Ankara CMK 250 ile görevli Başsavcı Yardımcısı Kemal Çetin tarafından yürütülüyor.

> Kardeşimin bedeninde işkence yapılmadık yer yoktu. El ve ayak parmaklarıyla, cinsel organı, dişleri elektrik ve sigara yanıklarıyla ileri safhada yanmıştı. Yüzleştirilen görgü tanıklarının Savcılık ifadelerine göre, kum torbaları yüksekten atıldığında kan işiyor ve kan kusuyormuş. Ayrıca Filistin askısında fazla tutulduğundan sağ omuzu kırık veya çıkık imiş. Nitekim mezar açıldığında yüzlerce kişi tarafından görüldüğü üzere sağ omuz kemiği sol omza göre 2-3 cm daha düşük ve aralık duruyordu.

> İlk defin işlemini takiben Afşin C. Savcılığına suç duyurusunda bulundum. Doktor raporuna göre solunum yetmezliğiyle öldüğü anlaşıldığından takipsizlik kararı verildiği belirtilmişti. Tüm işkence bulgu ve tanıklarına rağmen işkence yoktur diyen doktor Nevzat Özcan ile takipsizlik kararı veren Savcı Hüseyin Türker şikâyetimiz gereği, soruşturma dosyasının önemli zanlıları. Mevcut HSYK’da görevde olan o günün savcısı Hüseyin Türker’in soruşturulmasına izin vermedi. Buna itirazımızı yaptık.

> Başta işkenceye üç-dört kez katılan Yusuf Haznedaroğlu olmak üzere, işkence yapan tüm asker ve polisler tespit edilerek, görgü tanıklarının yeminli ifadeleriyle dosyaya girdi.

> Kardeşimin Adli Tıp Kurumundan gelen cenazesini 28.10.2011 tarihinde yeniden aynı mezara defnettik.

> 30 yıldır ülkemiz hukukunda yargılama dahi yapılamadığı için konuyu AİHM’ye de götürdük. Ankara’daki soruşturmayı da, kendisi de bir 12 Eylül mağduru olan eski ülkücülerden avukat Hasan İlter takip ediyor.

 

Vesayet el mi değiştirdi?

Benim için 12 Eylül referandum paketindeki en önemli madde, darbecilere yargı yolunun açılmasıydı. Bunun için “Yetmez ama evet”çi olarak çalıştım. Ve 30 yıldır dinmeyen kardeş acımızı yargı yolu açılmasıyla bir nebze de olsa dindirebiliriz düşüncesiyle, bu ülkenin ilk 12 Eylül suç duyurusunda bulundum. Afşin soruşturmamızı yürüten Savcı Mehmet Kuş’un mezarını açtırma kararına, yaşlı annem isyan etti. Mezarı açmaya ikna etmeye çalışırken annem hep şunu söyledi: “A benim ahmak oğlum. Benim oğlumu zaten devlet öldürmüş. Sen şimdi oğlumu öldüren devlete diyorsun ki, sen oğlumu öldürdün, sen senin katil olduğunu ispatla ve kendini cezalandır. Bu nerede görülmüş?”

Evet bir yılı aşkın süredir Tunceli, Elbistan, Malatya, Afşin ve Ankara adliyeleri arasında dönüp duran bu ilk en önemli 12 Eylül soruşturmasında bir türlü kovuşturmaya geçilemedi.

Tüm tanık ifadeleri, olgu ve bulgulara rağmen tek zanlının ifadesi dahi alınabilmiş değil. Hükümete, Adalet Bakanı’na ve yeni HSKY’ya seslenmek istiyorum: Eğer 12 Eylül suçlularını ve işkencecilerini yargılamayacaksanız, bunu açıklayın ve beklentilerimizi bitirin.

Bir çağrı da 12 Eylül mağdurlarına: Yaşayarak gördük ki, darbeciler sağ-sol, Alevi-Sünni, Müslüman-gayrimüslim ayırımı yapmıyor. Biz de işkenceciler karşında ayrılmamalı, birlikte olmalıyız. 12 Eylül’ün mağdur ve mazlumları olarak karışarak, kaynaşarak kanatlanmadıkça daha çok referandumlar bekleriz.

 

MEHMET YÜREK: Ali Ekber Yürek’in ağabeyi

1 Comment

1 Comment

  1. Beşir AKTAŞ

    16/06/2012 at 18:13

    12 EYLÜL DARBECİLERİNİ KİM YARGILACAK ( 2 )
    (ALİ EKBER YÜREK İŞKENCE İLE KATL EDİLDİ )
    Yazı nın bu bölümünde değerlendirmede sonra iki konu esas alınmıştır.!
    1- Maraş 12 Eylül bölge Komutanı Genaral Yusuf Haznedaroğlu’nun emri altında o dönem benim de sempatizanı olduğum TKP ML Hareketinin Elbistan ve çevresi sorumlusu olan
    ALİ EKBER YÜREK’in işkence ile Katl edilişi.

    2- Benim hem örgütlü hem birey olarak farklı tarihlerde yaşamım boyunca dayatılan
    asimlasyona gösterdiğim tepkiden dolayı mağduriyetimin şahitli ve ispatlı olanları belirtmek.

    Türkiye Cumhuriyeti 90 yıllık tarihi sürecinde tüm kurumları ile dayatığı inkar imha ve asimlasyon politikaları Kürt Hareketinin mücadelesi Kürt Halkı ile bütünleşmesi sonucu iflas etmiş. Buna karşın Kürtler taleblerini en insani boyuta indirmesine rağmen.Türk devleti Gaspçı Emperyalist haydutluğun desteği ile kurdurulan AKP iktidarı ve düzen Partilerinin yanına merhum Turgut Özal zamanında kapalı kapılar arkasında yapılan anlaşmalarla başta TKP olmak üzere legal’e çıkan Sol.Sosyalist Parti ve örgütlerin bir çokları Sovyetlerin dağılmasından sonra
    aslına ruchu ederek, Kürt Ulusu nun ‘ Ulusların kendi kadarlerini tayin hakkının ‘Milliyetçi Irkçı bir karekter kazanmadıkça Sosyalistler tarafında her koşulda savunulması gerekirken ve esas görevleri işçi sınıfını örgütlemeleri bir zorunluluken, özellikle Diyanetin 90 yıllık süre ile Ruh’en şekillendirmiş olduğu Türk işçi sınıfını ümmet kardeşliğinde sınıf yoldaşlığına kazanması şöyle dursun tam tersine Proleteryanın bu yiğit öncülerinin bazıları gizli açık ‘vatan söz konusu olunca Sosyalizim da tefaruuatır’ dercesine devleti zade lerinin hizmetine girerek Kürtlerin ve Alev- i lerin insan olmaktan doğan hakları için bu kadar kan ve gözyaşına acıya rağmen hak sahibi olmamaları için ellerinde geleni yapmaktadırlar. Türk ve Kürtler de oluşan bu en iri Marksist’lerin ( ! ) Geçmişte söylediklerine birer cümle ile yer vererek bu belirleme bölümünü bitirelim.
    Prof Yalçın Küçük, Avrupaya geldiğinde APO kardeşliği döneminde özgür ülke gazetesinde yayınlanan bir makalesinde Alev- i lerin demokratik örgütleme çalışmalarını eleştirerek aynen şöyle diyordu ‘Alev i lerin demokratik yanı ihanetin kapısıdır’Maraş sıkı yönetim komutanıYusuf Haznedaroğlu’nun sorguda sorumlu kurmay yüzbaşısı bıyıklarımı yolarak bunlar Alev- i lerin simgesi değilmi? Siz bu devletin ekmeğini yiyen ihanetçilerisiniz Yüzbaşı Yalçın Küçük’le aynı şeyi söylemiyor mu? Bu büyük Marksist ( ! ) yakın tarihte güney Kürdistan Federe yapılanmasını Kast ederek’Asıl tehlike Barzani tarafındadır’diyordu….!
    Doğu Perinçek ve İşçi Partisi, nin seçim çalışmaları ve Cumhuriyet mitinglerinde ne diyor ‘Cumhuriyet düşmanlarına Bayrak gösterelim Bayrak’Cumhuriyet tarihi boyunca bu Bayrak altında Kürtler ve Alev iler Katl edilmediler mi….? Perincek ve partisi o zaman neden Türk bayrağını çekmediler….?
    Rıza Yörükoğlu TKP Genelsekreteri, Türkiye de yaşayan 20-22 milyon arasindaki Alevi nin küçük bir bölümü Zaza Kürttür. Dokuz-on milyon arası kabul edilen bu kesimin yüzde 15′ i,yani yaklaşık 1,5 milyonu Alevidir.Geri kalan 18′ 5 milyon Alevi ise Türktür……..!Bugün daha da elverişsiz bir durum var, çünkü öte yanda Kürt milliyetçiliği aşırı boyutlara ulaştı.Bu durum burjuvazinin Türk milliyetçiliğini azdırmasını son derece kolaylaştırıyor……..!Türkler,Anadolu ya gelene dek başlıca iki temel inanc sistemi ile tanışmışlardır.Birincisi Şii mistisizmi ikincisi Orta Asya Türkmen gelenekleri…..! TKP ‘nin legal’a çıkmasına neden izin verildiği yukardaki satırlarda anlaşılmıyormu? Buna karşın geçmişin ‘Işık Tayfesi’Kürt Kızılbaşlığı neden bu gün hala yasaklıdır.?( Tarihte ve Günümüzde Alevilik R.Yörükoğlu- OKUNACAK EN BÜYÜK KİTAP İNSANDIR ) İmam Ali bugün yaşasa idi, Kur’an dan başka okunacak kitap olurmu diyerek bunu söyleyenin boynunu Zülfükar la hemen vururdu.
    Kemal Burkay. Bu büyük Kürt Marksisti( ! ) Bir internet yazısında Kürt Hareketinin şiddetinin bitiminden sonra Kürdistan da Sosyalizm çalışmaları mecrasına girecek diyor.K. Burkay ın bahs ettiği Sosyalist geçiş süreci sakın Celel BAYAR ın ‘Bu Ülkeye Komunizm gerekli olursa onuda biz getiririz’Vasiyerini yerine getirme olmasın( ! )…….?

    Evet birileri darbecilerin göstermelik yargılamalarına inanarak Devletin görünmiyen yüzünün AKP iktidari olarak şekillenmesini ileri Demokrasi olarak görüp yeni Lozan’ların fügüranlığına soyunabilirler.Ancak şu ana kadar AKP iktidarının sergilediği pratiği kurulan senaryo doğrultusunda tüm örgütlü yapıları tasfiye ederek bugüne kadar darbeleri sivil-islam maskesi ile tamamlamak her geçen gün daha da net ortaya çıkmaktadır.Türk devleti bilinçli olarak Ülkeyi düşük yoğunluklu savaş ceperinde tutuyor, aksi taktirde tarih boyunca
    uyguladığı zülmden dolayı varlığını sürdürememekten korkuyor.O nedenle devleti tüm kurumları ile kutsallaştırıp Tanri katına çıkaran Türk Halki bu atalarının kanı döküldüğü için bu toprakları babalarının malı olarak gördükleri müddetce bu ülkenin kurtuluş savaşına asli unsur olarak katılan Kürtlerin, Alev -i lerin dökülen kanı nın su olmadığını bilince çıkarılmadığı sürece bu topraklar da barışta ve adaletli yargılamada söz etmek hayal görmektir.Dolayısıle 12 Eylül darbecilerine darbe yaptıan güç devletir. Onu yargılayacak güç ise henüz ufukta gözükmüyor.

    1 – ALİ EKBER YÜREK İNTİHAR ETMEDİ O KATL EDİLDİ !
    ( Çünkü O KÜRT’ü KIZILBAŞ’tı KOMUNİST’ti )

    Yaşamım boyunca TC.devletinin tüm kurumlarında bir vatandaş olarak dönüştürmeye dayalı asimlasyona tepki gösterdiğim için her türlü hakaret ve linç girişimiyle defalarca şiddete maruz kalmam beni siyasi bir arayışa sürüklüyordu Ailenin CHP’ye bağlı geleneği biz genç nesilleri CHP’nin başında bulunan Ecevit’in Karaoğlan’lığına ve Halkçılığına umut bağlamamız dahi Komunistlik vesilesi yapılarak tekçiliğe bindirilmiş MHP’li Faşist guruhun saldırı hedefi olmaktan kurtulamıyorduk.
    Bu gün de bu şiddete ailecek maruz kalmamız devam etmektedir.
    Ancak Ecevit’ın 1974-1977 Siyasi pratiği ve seçim çalışmaları Türkiye de yaşanmakta olan sorunları giderek tırmanışa geçişi bir Parti’nin ve Genelbaşkanın tek başına çözüme götürecek sorunlar olmadığını bir devlet politikası olduğu örneğin Ecevit’in gerek 1977 seçimlerinde bir
    Kürt Kızılbaş kenti olan Dersim’de gençlerin sloganlarına karşılık ‘Burada Kürt yok Türk Halkı var’ demesi gerekse başta Maraş olmak üzere Alev ilere dayatılan Katlıamlar zinciri karşısında bütün düzen Partilerinin takındıkları aynı tutumu takınması bunun kanıtı idi.
    TKP-ML Hareketine Sempatim 1977 seçimlerinden sonra başlamıştı.

    O günün koşullarında bölgemiz Elbistan da faliyet gösteren örgütün idolojik yapısını bilince çıkaran değil. Onun legal yayın organı Halkın Birliği vasıtası ile anlamaya çalışan esas olarak başta İBRAHİM KAYPAKKAYA olmak üzere DENİZ’lerin MAHİR’lerin S.CEMGİL’lerin devrimci çıkışlarının işkencede direnişi ve Katl edilişlerine duygusal bir bağlılık sempatisi idi.

    Musa kot adı ile tanıdığım (ALİ EKBER YÜREK ) ile ilişkim ve tanıklığım. Olduğu gibi aktarıyorum..

    a: Musa ( ALİ EKBER YÜREK ) ile ilk tanışma ve görüşmem bizim köyde oldu yaklaşık yarım saat sürmüştü kendisini tanımadığım için görüşmemiz bir hayli tartışmalı olmuştu.Çünkü Musa anladığım kadarı ile 12 eylül darbesinde sonra örgüt tarafında Elbistan – Afşin bölgesine en son sorumlu olarak gönderilmişti dolaysile benimle ilişkisini yanlış bir zeminde gerçekleştirmişti.Bir örgüt elemanini barindirmak için.Bizim köylü ( Atatürk ) Lakabı ile
    çağrılan Mustafa Has’ın evine gelmişlerdi ve Mustafa Has benim evime gelerek bize misafir gelenler var seninle görüşmek istiyorlar beraber Mustafa Has’ın evine gittiğimde hiç görmediğim tanımadığım bir insan ile bizim köylğ Çoban İbo Özcan ( Karaali ) ve Mustafa Has’ın annesi Selver tezye oturuyorlardı.
    Daha sonra tanıyacağım Musa ( ALİ EKBER YÜREK ) bana biraz başbaşa kouşmak istediğini söyleyince siz kimsiniz sizinle ne konuşacağım dediğimde bulunduğumuz oda da
    kulağıma eğilerek ikimizin duyacak şeklilde beni tanımayabilirsin öbür odada bir arkadaş var onu tanıman lazım.

    Evet öbür arkadaşı gördüğümde hiç ilişkim olmamakla beraber Simah olarak tanımıştım. Bu arkadaşın barınak yapılarak barınması gerekli yaşlı teyze ( Selver ) razı olmuyor.Musa bana bu bir örgüt kararıdır.Zaman kayıp etmeksızın üçünüz bu gece senin evin münasib bir yerinde barınağı yapacaksınız.
    Ben tepki gösterdim örgüt ve sen benim 2- 3 yıldır bu örgüt senpatizanı olduğumu biliyordunuz neden direk benimle ilişkiye geçip konu hakında ne düşündüğümü bana sormuyorsunuz kaldı ki örgüt daha önce de beni bazı eylemlere katmaya çalıştığında doğal yapımın gereği yukarda aşağı dayatlıan mantığımın kabul etmediği eylemlere katılmadığımı
    bildiği halde. İllegalite ile Legalite’yi birbirine karıştırdığınız bu ilişkinin ne size ne de bana zararda başka faydası olmayacak.Ancak hem ailem ve Çocuklarımın hem de örgüt sorumluluğumu gözeterek geçici olarak örgüt kararınızı kabul ediyorum. Oysa Elbistan’nın tarihseliğinden dolayı dağlık Coğrafık alanlarına yerleşik KIZILBAŞ Kürt köyleri asimlasyona tabi tutmak için devlet tarafında Pilot bölge olarak seçildiğini bize göstermekte idi. Dolayisile Elbistan’ın birçok Alev- i köylerinin Muhtarlıkları o dönem yeni atanan Öğretmenlerle beraber adeta MİT – Kontrgerilla’nın birer üssü haline getirilmişti.
    Örneğin, ögretmensiz olan bizim köy muracaatı olmasına rağmen okulların tatiline 2- ay kala 2 Öğretmen tayinı yapılmıştı ve Öğretmenler iki hafta sonra şüpehlerimizi doğrular nitelikte davranış göstermeye başlamışlardı örneğin Çocuklarda kimlerde devrimci Teyp kasetleri var getirin bizde çalıp dinleyelim. Diğer birsinin Komunistlere küfür etmesi gibi….!?
    Ve bir müdet sonra 12 Eylül Genarallerin son silah teslim çağrısı yapılmıştı Köyümüzde yapılacak toplantıya bu Öğretmenlerin de katılabileceğini tahmin etmiştim.Bizde varlığı köylülerimizce bilinen 2.adet tanburalıÇin yapımı silahları teslim etmek istemediğimiz için. Ben
    Muhtarın oğlu İlyas Has’ı komşu İbrahim Köz’ü ve kardeşim Süleymanı Aktaş’ı İbrahim Köz’ün evinde bir araya getirerek Muhtara şu haberi gönderdim.Biri babama ait olup köyün çobanları
    tarafında Hırsızlar Koyun sürüsünde koyun çalıyorlar haber verdiklerinde kullanıldı,diğeri amcam Kaya (Kıco) Aktaş’a ait ( kendisi ailecek Zonguldak ta yaşamakta iken kendisinin isteği ile babam tarafında alınmıştı kendisi silahı dahi görmemişti,sadece Çocuklarını köyde sünnet etirdiğinde şenlik olsun diye görmüş ve kullanmıştı ) biz bu silahları kendi canımızı ve malımızı
    korumak için almışız, teslim etmek istemiyoruz.Yeni gelen Öğretmenlerin yanında bizde ve silahlarda bahs etmesin. Bu gönderdiğim habere rağmen, şu an ikisi de rahmetli olan hem muhtaın kendisi hemde babası toplantıya katılacaklarını tahmin etiğim gibi bu öğretmen ve köy halkının huzurunda bizleri ihbar edecek düzeyde konuşması hatta Muhtarın babası beni kast
    ederek hakaret edip o bizler Antakya da iken bizim eve geldi bilseydim onu orada yakalatırdım demişti. Kardeşim Süleyman gelip toplantı da olan bitenleri anlatmasından sonra ,ben Rahmetli olan babama gittim, durumu anlatım Muhtar ve babası bizlere resmen ihbar edercesine hakarette bulunmuşlar, gel bu silahları alırken gerekli değil almayın demiştim o zaman dinlemediniz bari bu silahları getirelim Muhtarın evinin karşısına geçerek yaptığı küfür ve hakaretleri kendilerine iade ederek tüm mermileri evinin üzerine doğru ateşliyerek tutanak karşılığında birinci aza olan dede Kıco AKARSU’ya teslim edelim.Ancak babam kendince haklı gerekçelerle kabul etmeyince o an bende şu düşünce öne çıkmıştı,bu silahlar olsada olmasada örgüte üye ve yardım yataklıktan zaten tutuklanacağımı bildiğim için.Benim için esas olan daha önce kendi kendime aldığım kararımı ugulamak.Ne idi o günkü koşullar da bu karar.!
    Türkiye ve bölgemizin Kaos’a dönüşmüş ortamının darbe ile sonuçlanması karşısında birey olarak çevre tarafında TKP – ML Hareketine abartılmış örgüt üyeliğim sonucu benim tutuklanmam kaçınılmaz gözükmektedir.

    Darbecilerin dolaysile devletin inkar ve imha Politikalarında kaynaklı Çocukluğumdan beri dayatılan onursuzluğa karşı dik duruşumdan taviz vermeden,örgüt ile ilişkilerimde ise özgür irade mantığımla kabul ettiklerimin dışında isnat edilecek hiç bir suçu kabul etmemek.

    a: Musa ( ALİ EKBER YÜREK ) ile son silah teslim çağrısında kısa bir zaman sonra Elbistan’ın Malatya caddesinde tesedüfen karşılaşmıştım o yanıma gelerek bana sizin Köyün Muhtarı Ali Has ile Sevdilli jandarma Komutanı Lokanta da yemek yiyorlardı, dikkatli ol sizleri ihbar etmiş olabilir.Bu ayak üstü 8 – 10 dakkikalık görüşmeden sonra ben hemen köye gittim, durumu ev halkına anlatım. Babam Beştepe köyüne çift sürmeye gideceğini,ben ise gece evden ayrılarak köyün karşısında dağlık arazide beklemeye koyuldum sabah Çobanlar da sürülerini yaymak için
    bana doğru geliyorlardı saat tam 7 de iki askeri Cemse köye girdi,birisinde inenler askerler benim evimi sardı diğerinde inenler askerler babam gilin evini sardılar.

    Tam o sıra Çobanlar dede İbrahim AKARSU ile Hölo oğlu Cabbar Kılıç bulunduğum yere yaklaşmışlardı ki ben bulunduğum kayanın arkasında ayağa kalktığımda adeta şaşırmışcasına Rahmetli dede İbrahim ne oluyor Beşir askerler sizin evleri bastı sen burdasın.
    Ben dün Elbistanda idim Muhtar Ali Has ile Sevdlli Karakol Komutanı ile beraber yemek yedikleri haberini aldım tetbir aldığım için buradayım.

    Eğer evlerimizi baskına gelen Sevdilli Karakol Komutanı ise muhtar Ali Has’ın bizleri resmen ihbarı netlik kazanmış oluyor dedim. O arda askerler Beştepe köyünde çalışmakta olan babamı tutuklayıp götürmüşlerdi. Akşam eve gittiğimde babam da gelmiştı,fena halde dövüldüğünü iki adet tamburalı silahının olduğunu bunları en kısa zamanda getirip teslim edilmesini istemişti

    c: Musa ( ALİ EKBER YÜREK ) ile son görüşmem 24 Nisan 1981 da tutuklanmamdan iki hafta sonra Afşin Yol, Su, Elektrik ( YSE ) binasında yüzleştirilmemizle oldu.
    O yakalanmadan önce bana sordukları hep örgütce yazılan rapor veya döküman listelerin de yazlı olan ‘Ozan Burhani Kösolar ( Aksakal ) köyünde Beşir AKTAŞ’ın evinde barınağı vardır yeri eminiyeti bakımda iyidır’ Bölğm çerçevesinde sorgulama yapılıyordu ben başlangıçta bunu kabul etmiyordum. Biz 7 – 8 arkadaşa 3 – 4 gün ayakta durma cezası verilmişti.
    Beni tekrar sorguya alıp işkence nin diğer bir çeşidi olan çırılçıplak soyup su Havuzu’na atıp gece ayazında bekletme cezası için soymuşlardı ki o anda Telsiz anonsu geçti Elbistan’ın Kümbet Mahallesinde iki kişi yakalandı biri Musa olabilir. Bu anonstan sonra 3 – 5 dakika sonra bana tekrar giyinmemi söyleyip beni tekrar diğer ayak cezasında duran 7 – 8 arkadaşın yanına bıraktılar arada 2 – 3 saat bir zaman geçmişti Zincire vurulmuş iki kişi getirip biz ayakta duranların önğne diktiler.Gözlerimiz bağlı olduğu için getirilenlerin kim olduklarını bilmiyorduk. Ancak kısa süre sonra ben getirilenlerde Musa’yı görmüştüm.

    Musa 4.cü gün benimle yğzleştirildiğinde bana bir tarafta herşey ortaya çıktı artık direnmenin bir anlamı kalmadığını söylerken ,sorgucular ona sana sadece 2 saat zaman sen bize ya Behlül Çolak
    ‘ın yerini yada İbrahim Terkivatan’nın yerini gşstereceksin. Oda şu cevabı vermişti ‘Benim onların yerini bilmem mümkün değil.
    Bir kaç gün sonra senin yeni pisliklerin çıktı Musa örgütün sende 2 adet tanburalı silahı olduğunu söylüyor. Bunları gidip çıkarıp vereceksin, hayır bende örgüt silahı yoktur. Musa söylüyorsa yerini de biliyor o size versin dediğimde ,Çeneme atılan bir yumrukla kendimi yerde bulduğumda
    yumruğu atanın Kayseri Komando eğitimli Zülmün rütbeli zebanisi olduğunu görmüştüm.Bana sen Musa zakalanınciye kadar örgüt üyeliğini de kabul etmemiştin. Biz bu silahları sizlerden çıkarmayı biliriz.O ara Musa’yı getirin dediklerinden sonra, diğer birinin Musa’nın oparasyona
    götürüldüğnü söylüyordu.Ancak 1- 2 gün öncesi ve sorgulamamın sonucunda işkence .çğlıkları ve iniltilerin kesilmesi bana Musa’nın 2- ci kez yüzleştirmeye getirilmeyişi benimle 1- ci yüzleştirmede ona Behlül Çolak ve İbrahim Terkivatan’ın yakalanması için tanınan zaman süresi Musa’nın ( ALİ EKBER YÜREK ) ın işkence ile Katl edildiği düşüncesi bende ağır basıyordu.Çünkü ele geçen döküman da adı geçenlerin hepsi tutuklanmıştı,

    Tekrar sorguya alındığımda bana neden Mustafa Has’ın Kot adını Atatürk olarak kullandınız sorusu yönetildi.Ben bu soruya şu cevabı vermiştim. Siz küçük okul çocuklarında devrimci Teyp
    kasetleri kim çalıyor getirin bizde çalıp dinleyelim diye bilgi topladığınız çocuklara götürün sorun yada annesine sorun cevabını alırsınız.O ismi babası Atatürk ü çok sevdiği için koymuştu ona hep Atatürk diye çağırırdı.Mustafa Has’ın benimle örgütsel hiç bağı ve bağlantısı yoktur.

    Başka bir sorgucu kolumda tutarak beni başka bir odaya götürerek alçak bir sesle ulan akılnı başına topla sakladığınız örgüt silahlarını çıkar yoksa ailenizin tümünü buraya dökeriz.
    o bana bunu söylerken, ben daha önce devletin her yönü ile açığa çıkmış bu silahların teslim edilmemesi halinde bunu devletin prestij meselesi yapacağını ve aileye her türlü kötülüğü yapmaktan geri durmıyacağını bildiğim için silahları teslim etme kararımı vermiştim.

    Ben size bu silahları vereceğim. Fakat bu silahlar örgüt silahı değil birisi babama ait diğeri Amcam Kaya ( Kıco ) Aktaş’a ait, o bu silahın sadece parasını verdi silahı sadece çocuklarını köye getirip sünnet ettirdiğinde gördü ve şenlik olsun diye kullandılar.

    Silahları teslim almak için hemen köye götürdüler. Silahları babamla köyün1,5 km uzaklığında olan kendi tarlamızın kenarında 1 metre derinliğinde toprağın altına gömüştük, ancak ben
    tutuklandıktan sonra babam yerini değiştirmişti, sonra babamı çağırtım git silahları getir dedim gitti getirdi teslim ettik

    2 – YAŞAMIM BOYUNCA DAYATILAN İNSANLIK SUÇU !
    Bilindiği gibi Tğrk Başbakanı R.T. Erdoğan Avrupa ya gelip asimlasyon bir insanlık suçudur diyordu…! Yaşamım boyunca çeşitli tarihlerde ve mekanlarda yaşadıklarımın sadece bir kaçını aşağıya aktararak yorumunu siz okuyuculara ve Sayin R..T. Erdoğan’a bırakıyorum.

    a: Yil 1963 / 64 öğretim yılı yer Elbistan orta okulu.Bir gün din dersi öğretmeni Durmuş İnanç beni 1 c sınıfında ayağa kaldırarak bu arkadaşınız bir Kürt Kızılbaşı bunlar müslüman değil bunların olabilmesi için önce Hristiyan olması lazım.Ancak kelimeye şahdet getirdiği zaman müslüman olurlar.Bana dönerek sana ödev olarak kelimeye şahdet getirmeyi veriyorum. Haftaya öğrenip geleceksin ret ettiğimde idareye çağrılarak müdür yardımcısı Zekeriyat Kürşat tarafında dayaktan geçirilip sınıfa gönderildim.
    b: Yil 1970 yer Ankara muhafiz Alayi 2 ci tabur 5 ci bölük Oruç tutmadığım için onbası Muammer Aydınyaşamış ve Siirtli Mehmedali Çavuş hakaret ve saldırılarına karşı koyduğum için . Bölük subayı Haluk İşman tarafın da ayakta düşünceye kadar lastik copla tüm bölüğün huzurunda dövüldüm.
    c: Yil 1975 yer Elbistan 40 gün ara ile Münbüsümle Elbistan yolcu götürürken ustura ile yaralama yol kesme 2 dafa linç girişimi ile karşı karşıya kaldım.zamanın C. Savcısı suçlulara ne yapıp edip adamda davaci değilim yazlı dilekçe almaya bakın diyordu. Bu tüm Türkiyeli insanların C.Savcısı……???
    e: Yil 1981 yer Maraş Kapalısporsalonu Genaral Yusuf Haznedaroğlu’nun Kurmay yüzbaşısı bıyıklarımı teker teker yolarak Alev i sin değilmi ? Bu pislikler hep sizin başınızın altinda çıkıyor.Siz bu devletin ekmeğini yiyen ve ihanet edenlersiniz. Oysa ben 11 yaşında kuzu çobanlığına başlayarak Tonlarca Et,Tahil ve Kaysı ülke ekonomisine katkıda bulunmuş ayrıca 23 ay askerlik yapmış bunun karşılığında bu satırları yazdığım şu ana kadar Türk devletinde 1.Cent- Kuruş dahi almış değilim.
    f: Yil 1983 yer Antakya E tipi Cezaevi Maraş Kapalı Cezaevi müdürünün ailelerimiz tarafın dabize harşlık olarak yatırılan Paraların ödenmemsini Mahkemeye vermemiz sonucu duruşmada bunun bir yolsuzluk olup olmadığını Mahkemeye bırakmamıza rağmen Cezaevine geldiğimizde
    16 erkeği 1 bayan 17 kişiyi Tuvaleti açıkta olan tek kişilik 3 gün tutulduk.
    g: Yil 2010 / 2011 yer Didim Kürt ve Alev i olduğumuz için işinde gücünde olan Çocuklarım eğlence mekanı sahiplerince linç edilerek kan revan içinde bırakıldı.Çocuklar orada geçen Polis aracını durdurup durumu anlatıyor tanıyıp tanımadıklarını sorup geçip gidiyorlar.Ertesi gün Polis Karakoluna bende beraber gidiyoruz şikayetçi oluyoruz ifade alan memur sizi darp ederek yaralıyanları tanırmısınız sorusuna oğlum Hüseyin Aktaş ben birisini görsem tanırım memur o an yapılması gerekeni yapmadı.Evet Türk Başbakanı bir tarafta tek Devlet, tek Millet, tek Bayrak diyor diğer tarafta bizim iktidarmizin öncesi bizi ilglendirmez diyor.
    Kürtlerin ve Alev -i lerin iç ihanetinde yararlanarak Türkiye ye ileri Demokasi de
    söz ediyor. Yeni anayasa yapma süreci önümüzdedir bekleyip göreceğiz…!

    Bu yazıyı başta İBRAHİM KAYPAKKAYA ve ALİ EKBER YÜREK’ın şahsında
    tüm Mayis ayı şehitleri anısına olsun.

    Not: Bu yazı Mayıs ayı içinde kaleme almaya başladım eşimin ameliyatı gecikmesine
    vesile oldu.
    Beşir AKTAŞ 13 / 06 / 2012

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ten + 6 =

More in Dersim

To Top