Home » Dersim » Dersim Edebiyatı » Celal Yıldız’dan Uğur Beydilli’nin Eleştirisine Cevap

Celal Yıldız’dan Uğur Beydilli’nin Eleştirisine Cevap

Sosyal medyada paylaşın

“Dersim Dile Geldi” kiştabın yazarı Celal Yıldız, Uğur Beydilli’nin sitemizde yayınlanan” Geriye Kalan Ağıttır” başlıklı yazısı nedeniyle kendisine cevap verdi. İşte Celal Yıldız’ın yazısı…
UĞUR BEYDİLLİ’NİN  GERİYE KALAN AĞITTIR yazısını okumak için:

http://dersimnews.com/kultur/geriye-kalan-agittir.html

 

Sanatsal Eleştiri mi? Deli Saçması mı?

Celal YILDIZ

İlk başta belirteyim. Gerçeklere dayalı haklı eleştirilere herkes saygı duyar. Eleştirmen olmayan sıradan insanlar da bir yazı veya bir eser hakkındaki samimi duygularını ve görüşlerini yazabilirler. Gerçek eleştirmenler ise her zaman bir gereksinimdir. Ama eleştiri: “Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı” sözüne veya “deli saçmasına” benzetilmemesi için eleştiri yapan kişi bir kitabın içindeki yanlış düşüncelerin bulunduğu sayfayı, paragrafı, satırları belirtmek zorundadır. Belirtecek ki; yazanlar da kendini gözden geçirebilsin.

Konu Dersimli yazarlar olunca eline kalemi alan kendini edebiyat eleştirmeni sanıyor. Bu durum Dersimlililere hiç yakışmıyor. Bakın Aziz Nesin eleştirmenler hakkında neler diyor?

Bir yazara “kitabını beğendiğimi söyleyince; benden bir eleştiri yazmamı istedi. Ama ben eleştirmen değilim ki… Yazarın kitabı için (eleştiri) yazmam doğru olacak mı? Sanmam. İşte bu yüzden yazmıyorum. Daha doğrusu her okuduğum ve ilginç bulduğum kitaba değin salt kendim için yazdığım yazımı-ki buna eleştiri denmez- dosyama koyuyorum: “Okuduğum Kitaplar” dosyasına.”(Aziz Nesin, Okuduğum Kitaplar, Adam Yay. Ekim 2000)

Bu özel dosya; Aziz Nesin’in ölümünden sonra “Okuduğum Kitaplar” ismiyle yayınlandı. Edebiyatla ilgilenen, özellikle eleştirmen olmak isteyen her insana eleştirilerden oluşan bu kitabı okumasını öneriyorum. Çünkü bu yazının esas amacı “deli saçmasına” cevap vermek değil; bu ölümlü dünyada dijital sisteme kayıt düşüp bundan sonra eleştiri yapacak olan dostları uyarmaktır.

Facebook’tan öğrendiğim doğruysa mesleği dekorasyon olan Uğur Beydilli; Ağustos ortasında “Dersim Haber” sitesinde, “Geriye Kalan Ağıttır,” başlıklı kısa bir yazıyla Dersimli dört yazar’a aklınca şöyle eleştiri sunuyor:

Herkesin aydınlanma dediği şey aslında bir ironiyi doğurmuştu. Ortaya çok fazla bilgi çıkınca Dersim bir kere daha kirletilmiş, karartılmış oldu. Bu seferde her ideolojinin bir Dersim’i, bir Seyit Rıza’sı ortaya çıktı.

Bugün Dersim hakkında bir araştırma yapmak hiç zor değil! Bir kere zaten birikmiş bir hayli kaynak var. Dersim hakkında tarihsel, antropolojik veya kültürel çalışmalar yazıla dursun edebiyatın da hiç suskun kalmadığını söylemek gerekir. Daha önceden Muzaffer Oruçoğlu, Munzur Çem, Celal Yıldız, Kemal Bilbaşar… ile yazılan romanlardan (Bu romanların çoğu ideolojik bir bakışın kurgusuydu….)” diye devam eden Sayın Beydilli dört yazarın eleştirisini üsteki alıntıda gördüğünüz gibi sadece altı satıra sığdırıyor…

Her yazarın bir kitap için yıllarca emek harcadığını bilenlerdenim. Hele bu yapıt roman, belgesel roman, anı, hikâye, anlatı türünden olursa; harcanan emek bir kat daha artıyor. Emeğe biraz saygısı olan bir insan dünyaları, politik duruşları birbirinden çok farklı olan dört yazarı bir paket halinde suçlayamaz veya dört yazar hakkındaki eleştiriyi altı satırla geçiştiremez. Çünkü ismi verilen bu yazarlardan Oruçoğlu solcu gözlükle, Munzur Cem Kürtçü gözlükle, Binbaşar Türkçü gözlükle Dersim’i yazmış ve yorumlamışlar. “Dersim Dile Geldi” yapıtımın Dersimli bir gözlükle yazıldığını her okuyucu bilir ve anlar. Eğer Dersim kültürüne dayalı olarak bir yapıt yazmak suçsa; evet ben bu suçu işledim…

Mantıklı bir insan çok farklı amaçlarla yazılmış olan dört kitabı aynı kategoriye yerleştiremez. Eleştiri bu kadar basite indirgenemez.

Yüzden fazla yapıta sahip olan değerli yazar Aziz Nesin eleştirmenlik ayrı bir meslektir diyor. Emeğe aşırı derecede değer verdiği için eleştiri yazısı yazmaktan çekiniyor.

Sayın Beydilli ise bu işi çok basite alıyor. Paket halinde suçlanan diğer üç yazarı eleştirmek de, savunmak da bana düşmez. Ben eleştirmen de değilim, avukatta.

Ortaya çok fazla bilgi çıkınca Dersim bir kere daha kirletilmiş, karartılmış oldu” diye en ağır dili kullanan ve arkasından “Edebiyatın da suskun kalmadığını” belirtip dört yazarı toptancı ziyniyetle suçlayan Beydilli; (bu romanların çoğu ideolojik bir bakışın kurgusuydu) cümlesindeki “çoğu” kelimesine sığınarak ben; Celal Yıldız’ı kastetmemiştim diyemez. Topu topuna dört yazarın ismini veren Beydilli; bu dört yazardan hangisinin, hangi ideolojik kaygılarla roman yazdığını açıkça belirtebilirdi. Yazar Aziz Nesin; okuduğu ve ilginç gördüğü birçok eserde bulunan hataları çok sert eleştiriyor ama yapılan hataları sayfa, satır ve hatta kelimeleri belirterek eleştiriyor. Bu eleştirileri de sadece kendi için tuttuğu bir dosyada biriktiriyor. Alçak gönüllü davrandığı için yayınlamak istemiyor.

Eleştirmenlik mesleğinden habersiz olan Beydilli gibilerin paket halinde veya toptancı suçlamaları hakkaniyetle hiç bağdaşmaz. Acaba Beydilli “Dersim Dile Geldi” yapıtını oku mu? Eğer Okumuş ve bu kitapta Dersim’in tarihine, kültürüne, inancına ters düşen bir cümle, bir kelime veya ideolojik saptamalar, politik sloganlar bulmuşsa lütfen sayfasını, satırını belirterek halkımıza açıklasın. Eğer okumadan eleştiriyorsa bu bir rezalettir. Veya benim siyasi yazılarıma veya görüşlerime bakarak bu romanımı eleştiriyorsa; bu tavır da etik olamaz. Bilinmelidir ki politik kişiler de, ünlü politikacılar da çok değerli edebi romanlar yazabilirler ve yazmışlardır.

Roman veya yapıtları eleştiri konusu bir uzmanlık alanıdır. Gerçek eleştirmenler kitapları; içerik, tür, kurgu ve dil yapısı gibi açılardan değerlendirirler. Roman, belgesel roman, gülmece, hikâye, anı gibi mevcut edebi türlere benzemeyen bazı yapıtlara Aziz Nesin “anlatı” ismini verir. “Her roman bir anlatıdır ama her anlatı bir roman değildir. Bir anlatı da büyük bir yapıt olabilir, diye belirtir yazar A. Nesin.(agy, s-147)

“Dersim Dile Geldi,” yapıtı 2003 yılında basıldı. Ve sonra Almancaya da çevrildi. Bu kitapta Dersim’in tarihine, kültürüne, inancına ters düşen bir kelime yazdığımı veya ideolojik davrandığımı on yıldır bana söyleyen olmadı.

Bir yapıt halka ulaştıktan sonra halk tarafından sevilirse değer kazanır. Siparişle yazdırılan övgüler kitapları veya yazarları önemli kılamaz. Bir yazarın kendi kitabı hakkında övgüleri ise abesle iştigaldir. Eseri değerli kılan birinci etken okuyucunun kanaatidir. Ben kitaplarımı hiçbir zaman övmedim ama okuyucuların bazı tespitlerini ilk defa bu yazıyla açıklamak istiyorum: Yüzlerce okuyucum bana duygularını anlattı. Atalarımızın duygular iyi dile getirilmiş diyenler çok oldu. Yüzlerce kişiden dinlediğim kadarıyla “Dersim Dile Geldi” kitabının hem Türkçesi, hem de Almancası halk tarafından sevildi. İnanmayanlar Dersim’den Berlin’e kadar uzayan okuyuculara sorabilirler.

“Dersim Dile Geldi” yapıtı; katliam, soy kırım gibi kelimelerin ağza alınmasından korkulduğu bir dönemde yaklaşık beş yüz sayfa olarak yayınlandı. Ve kitap Türkiye’de birçok şehirdeki kitapçılara dağıtıldı. Yıllarca Dersimliler isyancı olarak gösterilmiş, halkımız aldatılmıştı. “Dersim’de isyan yoktu, sadece direniş vardı” tespiti ilk defa bu kitapta genişçe ve sebepleriyle anlatıldı. Bunu ilk yazdığımda karşı çıkıp fırtına koparan siyasi gruplar çoktu. Ama şimdilerde herkes kabulleniyor. Bu da Dersim açısından sevindirici bir gelişmedir. Bu kitap Dersim’in masumiyetini, Dersim’de yapılan gaddarlığı Türk kesimlerine duyuran ilk birkaç kitaptan biri, belki de ilkidir.

Beydilli aynı yazısında “Dersim hakkında birikmiş bir hayli bilgi var,” diye yazıyor. Bu tür cümleler hatalıdır. Çünkü Dersim’de panduranın kutusu henüz yeni açıldı. Henüz ortaya çıkmayan çok karanlık noktalar var. Henüz inkârcılar hatalarını bile kabullenmediler. Ayrıca “Hayli bilgi var,” demek yeni kitap yazmağa gerek yok anlamına gelir. Bu tür tespitler yeni yetişmekte olan Dersimli genç yazarları tembelliğe itebilir. Daha önceleri de yazmıştım: Dersim-38’de katliama uğrayan veya sürgüne gönderilen her ailenin dramı ayrı bir roman olur. Dersim hakkında daha binlerce roman veya hikâye yazılabilir. Yeter ki iyi bir dille yazılsın. Yeter ki tembellik yapılmasın. Yahudi katliamı üzerine onbinlerce kitap ve roman yazıldı. Yahudilerin resim sergileri, sinema filmleri ve müzeler var. Dersim’in dramı-tertelesi hakkında kaç bin kitap, roman sinema filmi, resim sergisi veya utanç müzesi var?

Romanlar ideolojiktir türünden suçlamalar yeni değildir. “Sanat sanat için midir, sanat halk için midir?” gibi zıt görüşler arasındaki tartışmalar yıllardır devam ediyor. İdeolojinin veya siyasetin romana, sanata, edebiyata, şiire etkisi gibi konular da eskiden beri devam eden bu tartışmayla ilişkilidir. Kaba ideolojiye, siyasete ve slogana dayalı tespitler yapan eserler elbette ki roman türüne yakışmaz. Romanın estetiğini bozar. Ama Dersim-38 yaşanmış en dramı anlatan bir eser; arka planda da olsa mutlaka bazı egemenleri veya suçluları sezdirir, belirtir Dramları anlatan romanların veya belgesel romanların, hikâyelerin, tiyatro ya da filmlerin arka planında ince bir siyaset olması kaçınılmazdır. Katliam yapanlara siz suçlu değilsiniz deseni de alınabilirler ve gerçeği yazan yazarlardan haz etmezler.

Cuntacılara, egemenlere, tüm baskı yapanlara karşı yazılan yapıtlar veya sanat eserleri eskiden beri hep ideolojik veya siyasi olmakla suçlandı ve suçlanıyor. “İdeolojiktir” suçlamasını en çok da cuntacılar döneminde yapıldı. Açık örnekleri Zülfü Livaneli, Nazım Hikmet, Fakir Baykurt, Aziz Nesin, Abidin Dino ve Yaşar Kemal gibileridir. Bu liste çok uzundur. Bu sanat insanlarının dünyaca kabul görmüş şiir, roman veya eserleri Türkiye’de ideolojik bulunduğu için yıllarca yasaklandı ve bu yazarları da yargılandılar.

Baskı ve katliamları dil oyunlarına kurban eden; suya sabuna dokunmayan; rengi belirsiz romanların, eserlerin veya yapıtların yazarlar her devirde el üstünde tutulmuştur. Egemen medya tarafından pohpohlanmıştır. Egemenler demokrat veya solcu geçinen çok yazarı kötüye kullanıp sonra da çöpe atmışlardır.

Türk şairi Nazım Hikmet’in şiirleri ezilenlerin tarafını tutar ve politiktir ama dünyaca sevilen sanat eserleri düzeyindedir. Bilinmelidir ki; bazıları çizgisi belirsiz eserleri, bazıları seks romanlarını, bazıları politik gülmeceleri, bazıları da belgesel politik romanları sever ve okur. Bu da doğaldır. Bence halkın duyguları ve tepkileri önemli ve belirleyicidir. Gerisi lafı güzaftır…

Bu yazımı politika üzerine daha önceleri de yazmış olduğum birkaç cümleyle sonlamak istiyorum: Bazı saflarımız sanat eserleri dışında yürütülen politika veya ideolojiyi de öcü sanıyorlar. Oysa konunun uzmanları öyle düşünmüyorlar. Uluslar arası örgütleri, ilişkileri, uluslar arası politikayı anlatan bir profesörümüz: “Çağımızda politikanın inceliği politik okullarda öğretiliyor artık. Ve politikayı iyi bilmeyen devletler zararlı çıkıyor,” demişti. Her devletin, her halkın genel politikasına göre bir ideolojisi-düşünselbilimi olur ve olmalıdır. Dersim’e edebiyatçılar ve dini önderler dışında; bilim insanları ve politikacılar da lazımdır. Eğer çağdaş ve çoğulcu demokrasiye saygılıysak Anakara veya Diyarbakır merkezli siyasetlerden çok farklı olan ve tarihte ve bu gün çok farklı davranan Dersim halkının da kendine göre doğru dürüst bir politikası ve ideolojisi vardır ve olmalıdır. Aksi takdirde tarihine ve kültürüne bağlı Dersimliler ileride hüsrana uğrarlar..

 

3 Responses to Celal Yıldız’dan Uğur Beydilli’nin Eleştirisine Cevap

  1. Beyazdağlı Cevapla

    31/08/2012 at 07:45

    Celal bey, yani amma da yapmışsınız, Uğur Beydili üzerinden başkalarını eleştirmişsiniz. Beydili’nin yaptığı iş kitap eleştirisi yazmasına engel midir? Orhan Kemal kanal kazıcıydı, Yaşar Kemal su bekçisi, Ataç türk edebiyatının en büyük eleştirmeni kabul edilir muhasebecilik yapardı. Sivas’ta yakılan sosyalist eleşetirmen Asım Besirci de geçinmek için başka işler yapardı. Siz yazarlıktan geçiniyorum diyemezsiniz herhalde…
    Ben romanızı ilgiyle okumuş biriyim, hak verin ki, örgüt bildirileri diliyle yazılmıştır. kitabınızla ilgili hiç bir eleştiriyi okuyamadım, abi affına sığınarak iki üç örnek vereyim: Eskidan yüzce Munzur Dağları’ında, tabiat annını kucağında özgürce gezentabiat insanları: bu düzlükte günlerce köle gibi tutsak bir yaşama mahkum kılınmışlar. Onuları ayaklar altına alınmış…” s. 119bir cümlede iki aynı kelime tekarlandı mı zaten edebiyat olmaz, ikincisi, abi bu bir bilidiri dili, edebiyat anlatıdır sizin de dediğiniz gibi, siz anlatmıyorsunuz politikacı gibi söylüyorsunuz. Muzzaffer Oruçoğlu’nu eleştirebilirsiniz ama roman diliyle yazar, Haydar Işık romanlarını beğenmem ama roman diliyle yazar, sizin kitabınızda en büyük eksiklik o.
    Bu kitabın neresi örnek verilebilinir: gene kitabınızdan çizdiğim başka bir yer: “şiddetin en çok yükselidği o çatışma alanındın aradan 60 yıl geçmesine rağmen o vahşeti, o kanlı savaş sahnesini: tam yanımda vurulup kanlar içinde yere düşüp can veren okul arkadaşımı hala unutamıyorum. Zaten bu dayanılmaz SAHNEden sonra ŞOK geirmişim… ” 156 roman karekterleri sizce böyle mi konuşurlar, bu anlatıda bir halk dili var mıdır? dersim’de hangi halk böyle konuşmaktadır?
    kitabınız bir anı olabilir buna diyeceğim birşey olmaz, ama roman başka bir şeydir: roman hiç diyebilir mi, şöyle yapın, böyle yapın. Roman denen şey anlatır, hikayeyi anlatır ve politikacı, insanhakları savunucuları, dernekler filan der, şu roman da geçen şuraya bir anıt dikelim, bilmem, ne şimdi sizin kitanızıdan bir alıntı yapayım: Bu tür vahşetlerin, bu savaşların bir daha tekrarlanmaması için Hopik tepesine bir ANIT MEZAR yapılmalı ve üstüne: kurşuna dizilen gençlerin, ihtiyarların, katdınların… ayrı ayrı isimleri yazılmalı…” s 23 Türk toplumunun tarihinde kara sayfalar var, s 23
    abi siz roman nedir, anı anlatı nedir bi habersizin. Bu aktarılan şeyler roman olabilir mi? Evet değerli çalışmalar, halktan aktarımlar yapmışsınız, bazen anılarınızı anlatmışsınız, bazen birisi ile tanışmanızı vs…ama roman ve öykü böyle birşey değil, bu bir cehalet. Zaten Dersimlinin okumadan kopmasının sebebi bu oldu, roman olmayan okura roman diye dayatıldı, şiir olmayan al sana şiir dendi. Oysa kitanızı sizin anılarınızı analtıyor, anı ve biografi ölçeğinde iyi bir kitap mıdır, bence evet, ama Uğur beydili’nin sizin isminizi romancılar arasında yazması zaten hatalı, ama bu hayatı siz yapmışsınız kitabınızın kapağına Belgesel roman demişsiniz… ha birilerini eleştirecekseniz bence hiç çekinmeden yapmalısınız. yazara yakışmaz kendisini övmek, her kitap da olmak zorunda değil, Dostoyevski’nin bazı kitapları hiç tutulmamış, beğenilmemiş ve kötü denmiştir, ama o ısrar etmiştir ve büyük eserler ortaya çıkarmıştır. Bence bir roman yazmayı deneyin. Bizler de okuruz…
    Eleştiriniz olmamış demek istedim.
    Yusuf Demir

    • abbas Cevapla

      31/08/2012 at 23:02

      yani harika,beyaz dagli ben beinim sen kimsin bilmiyorum , aynen boyle taktire sayen…yusuf demir.yürekten katiliyorum sana,senin gibiler cogalsin.

  2. Huseyin Aytac Cevapla

    01/09/2012 at 01:39

    Dostoyeski Carlik rusyasinda yasamis,sanayi toplumun ve dusunce tarzi degisik bir insandi.Celal Beyin yazdigi bence bir ani ve kati elestiri aliyor bunlari karsilastirmak bence cok buyuk bir haksizlik.Her toplumun bir dusunce tarzi vardir buyudugu ve sekillendigi bir dusunce yapisi vardir,bunu unutmamak lazim,beklentilerimiz cok degisik olabilir,biz ufak bir cografyada buyuduk ve onlardan etkilendik,karsilistirma yapmak cok buyuk bir haksizliktir bence.Turkiye cografyasinin yarattigi elestiri sekli devletin yapilanmasi gibidir bence,bizlerde ondan cok etkilendik sanirim,cok kaba ve insafsizca elestiriyoruz,bilmiyorum benmi yaniliyorum ama yapilan,yazilan degerleri yuceltmek lazim cunku yazan ve cizenimiz cok az onlarin onune engel koyarsak (Tabi elestiri cok dogal hakimizda)yazma,cizme,gelenegimizi gelistiremeyiz bence.Dedelerimizin dusunceleri ve var olan eski yanlis ve dogru eski yasam seklimizi aktaranlari ve yazanlara saygili ve destek olmamiz lazim,tabi eksikleri olabilir bence cunku hikaye ,roman yazmak ve iletmek kabiliyet ister ve yazilanlarda okunuyor buna saygili olmak lazim….Tesekurler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

two × 3 =