Connect with us
Sitemiz yenilendi!

Dersim News, Dersim Haber, Dersim, Tunceli Haber, Dersim Haber Sitesi, Dersim Haberleri, Tunceli Haberleri,Dersim 38, Kırmancki, Zazaca, Dersimce, Alevi Haberleri, Pülümür, Hozat, Ovacık, Mazgirt, Nazımiye, Çemişgezek, Haber,Alevi Haber, Alevi Haberleri,

Selefilerden Aleviler için Ölüm Fetvası!

Haberler

Selefilerden Aleviler için Ölüm Fetvası!

Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar yapan Vahabi Selefiler, Aleviler  için ölüm fetvaları yayınlıyor. Sözde İslam adına katliam yapan insanlık düşmanı Vahabi Selefiler, Aleviler için ölüm fetvası yayınladı. Irak, Pakistan, Afganistan ve Suriye’de Alevi ve Caferilere yönelik katliamlar yapan cihatçı terörist Selefiler, Aleviler için ölüm fetvaları yayınlamaya devam ediyor.  Suriye’de Beşar Esad’a karşı emperyalist devletlerin beslediği cihatçı Selefiler dünyadaki tüm Alevileri hedef alan yeni bir fetva yayınladılar.

Ehlibeyt Haber Ajansı’nın (Abna.co) sitesinde yer alan fetva Alevi düşmanı cihatçı Selefilerin gerçek yüzünü ortaya koyuyor. ABNA’, insanlık düşmanı çapulçu Selefilerin  Alevileri hedef alan fetvasına ulaştı.  Selefi şeuhi Şeyh Ebu Ubeyde Abdullah Adam  tarafından yayımlanan fetvada “Alevileri öldürün” çağrısı yapılıyor.  İşte o fetva:

Tarih boyunca zulme uğrayarak her türlü sindirme, baskı ve katliamlara uğrayan Aleviler, Suriye olaylarının patlak vermesiyle bir kez daha katliamlarla karşı karşıya kaldı. Irak’ta, Pakistan’da, Afganistan’da… Ehlibeyt takipçilerini çocuk, kadın, yaşlı demeden katleden Vahabi Selefiler son iki yıldır Suriye’de de katliamlar yapmaya başladı. Şu ana kadar Suriye’de Alevi ve Caferilerin katledilmesine yönelik yüzlerce fetva yayınlandı. Şimdi yayınlayacağımız fetva beklide şu ana kadarkilerin en acımasızı ve kahredicisidir. Fetvada açıkça Alevilerin öldürülmesinin farz olduğu bunun için istişareye gerek olmadığı belirtilmektedir. İşin garip yanı fetvada dünyada yaşayan tüm Aleviler kast edilmektedir. Bu da Suriye’deki katliamlardan sonra sıranın dünyada en çok Alevinin yaşadığı Türkiye’ye geleceğini göstermektedir. Zaten şu anda kendilerine üst olarak Türkiye’yi seçmiş durumdalar. (abna.co)
Allah’ın adıyla. Allah’ın salat ve selamı Peygambere, ailesine ve sahabelerine olsun…

Nusayri Alevilerin herkesin gözleri önünde zayıf ve mahrum Ehli sünnet mensuplarını öldürmesi, ırz ve namuslarına tecavüz etmesi ve mallarının yağmalanma girişimleri kimseye gizli değildir. Bunların bu girişimlerinin karşısında iki grup insan bulunmaktadır; ya onlara yardım edecek gücü olmayan zayıflardır, yahut ehli sünnete karşı Moğol vahşetine değer veren kafirlerdir. Bunda da şaşılacak bir şey yoktur. Çünkü tüm dünya kafirleri ehli sünnetin kanına susamıştır. Bu açıklamalar dökülen bir çok kanın acısını dindirmeyeceği gibi bu konuda yapılan konuşmalar da ehli sünnet mensuplarının haksızca öldürülmesini durdurmayacaktır. İşte bu onların yanında güçlü bir savunmanın olmadığı bir haktır. Demir, ancak demirle dövülür ve bu halkların korunma ve savunma ölçütüdür.

Ey Ehli sünnet! Savaşlar, tecrübeler ve sıkıntılar bize kılıca yalnızca kılıçla yanıt verileceğini öğretmiştir ve ölümlere yalnızca öldürerek cevap verilmelidir. Dökülen kanlar, ancak onlara misliyle yanıt verilerek durulur: وَلَكُمْ فِى الْقِصَاصِ حَيٰوةٌ يَا اُولِى الْاَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız. (Bakara, 179)” Allah, Peygamber ve müminlere karşı muharip olan Nusayri Aleviler, bu konuyu anlamış ve bu denkleme iyice kendilerini adapte etmişlerdir. Ve kılıçlarını sizin çocuklarınızın başlarına doğrultarak; küçük, büyük, kadın ve erkeklerinize acımamaktadırlar. Ve bu onların daha ilk ortaya çıktıkları günden beri var olan yollarıdır. Karanlık tarihleri boyunca ehli sünnete diken olmuşlardır. Kafirlerin kılıcı olmuş ve onların vesilesiyle İslam ve Müslümanları kökünden kazımışlardır. Müslüman ülkelerin işgal edilmesine yardımcı olmaktadırlar. Onların İslam ve Müslümanlar hakkında işledikleri cinayetler ağza alınmayacak kadar çoktur. Müslümanlar bu taifeyi hakkıyla tanımamaktadırlar. Ve kılıçtan başka onlara hiçbir şey hakim olmaz. Sadece kılıçlar onlara hakim olmalıdır. Dolayısıyla Müslüman kardeş, Alevileri öldürmek için, mallarını yağmalamak için birileriyle istişare edip danışma. Zira onların öldürülmesi mustazaf ehli sünneti korumak için farz olan haktır. (Dolayısıyla onları nerede bulursanız öldürün. Onları pusuda bekleyin ve onlara karşı hiçbir acıma ve şefkat göstermeyin) zira onların kanları ve malları sizin için helaldir. 

Şeyhülislam İbn Teymiye (rahmet…) Alevi Nusayri Batıni taifesi hakkında kendisine soru sorulduğunda şöyle demiştir: Bunlar Nusayri adıyla meşhur olan bir gruptur. Bunlar ve öteki Kırmıti Batıniler Yahudi ve Nasranilerden daha kafirdirler. Ve hatta bir çok müşrikten bile daha kafirdirler. Ve bunların Muhammed (salallahu aleyhi ve selem) ümmetine verdikleri zarar tatarlar, Fransızlar ve öteki muharip kafirlerden daha çoktur. Bu grup bilinçsiz Müslümanların yanında kendilerini Şia olarak lanse etmekte ve ehlibeyt dostları olarak göstermektedirler. Onlar hakikatte Allah’a iman etmemişlerdir ve Peygamber ve kitabına inanmamaktadırlar. Emri bil maruf ve nahyi anil münkere, sevap, ceza, cehennem ve cennete inançları yoktur. Önceki peygamberlere ve geçmiş ümmetlere iman etmemişlerdir. Müslüman ulemalar tarafından bilinmekte olan Allah ve peygamberinin sözlerini tevil etmekte ve onlara yalan isnat etmekte ve iftira atmaktadırlar. Kendilerinin batın ehli olduklarını iddia etmektedirler. Kendi iddiaları için hadsiz hesapsız olarak amel etmekte ve hatta Allah’ın kelamını tahrif etmektedirler. Onları kendi yerinde kullanmamakta ve Allah’ın isimlerinde şirk koşmaktadırlar. Gerçekte onların amacı İslam şeriatını ve imanı tüm yöntem ve metotlarla inkar etmektir. Ve aynı şekilde bu işlerin bazı esrarlar taşıdığını izhar etmekte ve soru soranın sorusuyla onun künhüne erişilebilmektedir.

Onlar hakkında başka bir yerde sorulan soruya şöyle yanıt vermiştir: Dürziler ve Nusayriler, Müslümanların inancına göre kafirdirler. Onların kestiklerini yememek gerekir. Kızlarını nikahlamamak gerekir. Hatta onlar hakkında cizye bile kabul edilmemelidir. Onlar İslam dininden mürtet olmuşlardır. Ve genel olarak Müslüman olmadıkları gibi Yahudi ve Hıristiyan da değillerdir. Onlar beş vakit namaza inanmadıkları gibi Ramazan ayı orucuna da inanmamaktadırlar. Hacca, murdar, şarap vb. gibi ilahi haramlara itikatları yoktur. ve eğer bu inançlarıyla birlikte şahadeteyn (Allah’ın birliğine ve Resulullah’ın nübüvvetine) bile getirseler Müslümanların inancına göre onlar kafirdir

O, Rafıziler hakkında bu konuşmayı yapmıştır: Ğaliye fırkası –veya Rafızi zümresinden olanlar- genel olarak Müslümanları ölüme atmaktadırlar. Bunlar Ali’nin uluhiyetine ve nübüvvetine inanan kişilerdir. Nusayri ve İsmailiye’nin sairi taifelerine: beyt-i sad ve beyt-i sin denmektedir. Ve onlar gibi olanlar ve bu zümreye mülhak olanlar da yaratıcının vücudunu inkar etmektedirler. Yahut genel olarak Kıyameti inkar etmekte ve günlük beş vakit namaz, Ramazan ayı orucu ve beytullahil haram haccı gibi şeriatın zahirini inkar etmektedirler. Ve kendi sözlerini tevil ve tevcih etmek için onun künhünü, hakikatini ve esrarını bildiklerini söylemektedirler. Ve gerçekte esrarı kitman etmekte ve şeyhlerinin ziyaretine gitmektedirler. Onlar için şarap içmek mahremler (bacı, anne, kız, teyze, hala gibi) arasında evlilik yapmak helaldir. Bu kafirlerin hepsi Yahudi ve Nasranilerden daha kafirdirler. Ve onlardan her kim bu inançlarını aşikar etmezse bu durumda da Kur’an’ın esfeli safilin olarak belirlediği münafıklardandırlar. Ve onlardan her kim bu inançlarını açıklarsa bu durumda da kafirlikleri kafirlerden daha şiddetli olur. Onları Müslüman taifesinden görmemek gerekir. Ne cizyeleri kabul edilmeli, ne kadınlarıyla nikahlanmalı ne de onların kestikleri et yenilmemelidir. Zira onlar İslam’ın en kötü mürtetleridirler. Eğer bu zümre taifesinin içinden birisi mürtetse onun öldürülmesi farzdır. Sıddık (Ebu Bekir) ve sahabeler, Müseyleme Kezzab’ın yaranlarını öldürdüler ve Müslümanların şehirlerinde sükunet eden tövbe etmiş olanları dağıtarak Müslümanların arasında sükunet etmelerini sağladılar ve tüm Müslümanlara farz olan İslam şeriatına uymaları onlara icbar edildi. Tıpkı Şeyhülislam İbn Teymiye’nin (rahmet…) fetvası esasına göre bu Nusayri taifesinin öldürülmesi, köklerinin kazınması, aslen kafir olanlardan daha önceliklidir. O, bu konuda şöyle fetva vermiştir: Hiç kuşkusuz bu kişilerle –Nusayrilerle- cihat etmek ve onlar hakkında had uygulamak en büyük ibadetlerden ve en üstün farzlardandır. Müslümanlarla savaşmayan ehli kitap ve müşriklerle cihattan bile daha üstündür. Bu taife ile cihat etmek, mürtetlerle savaş etme türündendir. Sıddık (Ebu Bekir kast edilmektedir) ve sahabeler, mürtetlerle savaşı kafirlerle ve ehli kitapla savaştan daha önce başlatmışlardır. Bu taife ile cihat etmek fethedilmiş Müslüman toprakların hıfzedilmesidir. Her kim bu yola baş koyarsa onların hariç edilmesini kast etmiştir. Bizimle savaşmayan ehli kitap ve müşriklerle cihat etmek gerçekte dinin izhar edilmesi mesabesindedir. Halbuki sermayenin korunması kazanca mukaddemdir. Dolayısıyla bunların Müslümanlara verdikleri zarar onların (ehli kitap ve müşriklerin) zararlarından daha çoktur. Aynı şekilde dine vermiş oldukları zarar onların zararından daha çoktur.

Onların küfürleri ve İslam ve Müslümanlara vermiş oldukları ziyanlarından dolayı Şeyhülislam diyor ki onların tövbesi tartışmalıdır: Ulemalar arasında ihtilaflar vardır. Eğer tövbelerini izhar etseler ve tövbeleri kabul edilirse malları kendilerine mubah olur ve eğer tövbeleri kabul edilmezse bu durumda onların malları kendileri gibi olanlara intikal edilmez ve “fey” unvanıyla Müslümanların beytülmalına aktarılır. Ancak bu kişiler tutuklandıkları sırada takiye ve sırları kitman esası üzerine tövbe ettiklerini izhar ederlerse –ki bunların arasında bazıları tanınmakta ve bazıları tanınmamaktadır- bunlar hakkında ihtiyat etmek gerekir. Onları halkın içine toplu olarak özgürce bırakmamak gerekir ve onlara savaşçıların saflarında yer alabilmeleri için silah taşıma ruhsatı vermemeliyiz. Dikkat etmeliyiz ve beş vakit namaz ve Kur’an kıraatine ne kadar bağlı olduklarını gözlemlemeliyiz.

Bu fetvalar, onların iktidarları yıkılmış, bayrakları ayaklar atlına alınmış, fitneleri ortadan kaldırılmış, zelil olmuş, rahatsızlık ve eziyetleri def edildikten sonraki bir dönemde yazılmış ve kaleme alınmıştır. Ancak bugün onlar kılıçlarını ehli sünnetin süt emenlerinin boyunlarına dayamışlarıdır, mal, makam ve itibar sahibi olmuşlardır. Müslümanları zelil etmekte ve bunu da itiraf etmektedirler. Hiçbir zulüm ve sitemden kaçınmamış ve kılıç zoruyla ve bencillikle  ayağa kalkmışlardır:

 

لَا يَرْقُبُونَ فٖى مُؤْمِنٍ اِلًّا وَلَا ذِمَّةً وَاُولٰئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ

 

“Onlar (hiç) bir mü’mine karşı ne ‘akrabalık bağlarını’, ne de ‘sözleşme hükümlerini’ gözetip tanırlar. İşte bunlar, haddi aşmakta olanlardır. (Tövbe, 10)”

Ey zamanın Müslümanları! Zaman geri döndü ve bugün kafir Aleviler dedelerinin tarihini tekrarlamaktadırlar. Ve adım adım onların ayak izlerini takip etmektedirler. Bugün onların ehli sünnet hakkında yaptıkları şeylerle karşı karşıyayız. Kulağımıza onların yaptıkları bir çok şey gelmektedir. Bu kafir taifenin kafir dedelerinin neler yaptıklarını hatırlayalım. Bunların cinayetleri hakkında Hafız İbn Kesir Dımeşki (rahmet…) şöyle yazmaktadır: Hicri 717 yılına Nusayriye isyan başlatmış ve onların arasında Muhammed Ebu’l Hasan el Mehdi el Kaim biemrillah adlı biri vardı. Bir keresinde Ali bin Ebu Talib’i gökleri ve yerin yarıcısı olarak adlandırdı. (Allah onların dediklerinden münezzehtir, uludur ve yücedir) ve başka bir yerde de Muhammed bin Abdullah’ın bir ülke sahibi olduğunu iddia ederek Müslümanları inkara çekmektedirler. Nusayriye’nin hak olduğunu iddia etmektedir. Bu kişi bir çok Nusayri büyüğünü akıl ve düşünceyle delalete düşürmektedir. Onların her birisi için yüz bin tayin etmiş ve onlara bir çok ülke ve temsilcilikler paylamıştır. Böylelikle ceble şehrine girerek, oraya girer girmez orada bazı kimseleri öldürmüş ve o şehirden dışarı çıktıklarında şöyle demişlerdir: Ali’den başka Allah yoktur, Muhammed’den başka hicap yoktur, Selman’ın kapısından başka kapı yoktur. Şeyheyne (Ebu Bekir ve Ömer) kötü sözler söylemekte ve lanet etmekteydiler. Şehir halkı ise “Va İslama, va Sultana, va Emira” diye feryat ediyorlardı. O gün hiçbir kurtarıcı ve yardımcıları yoktu. Allah’ın katında ağlamakta ve ağıt yakmaktaydılar. Bu sapkın adam malları toplamış ve kendi adamları ve yardımcıları arasında paylaştırmaktaydı. Allah onların hepsini rezil etsin. Onlara Müslümanlardan hiçbir zikir kalmayacaktır dedi. Ve ülke onlar için var olmayacaktır. Ve eğer yanımda on kişiden başka hiç kimse olmasa bu durumda tüm ülkeleri ele geçireceğim. Ülkede motivasyon oluşturması için bu on kişi arasında taksim edilmesini ve onların dışında taksim yapılmaması çağrısında bulundu. Adamlarına camileri yıkmaları ve yerlerine meyhane yapmalarını emretti. Ve sırlarını bilen Müslümanlara Ali’den başka ilah olmadığına,öldüren ve dirilten Allah olan Mehdi’ye secde ediyorum demelerini söylediler. Senin kan dökmene engel olacağı zamana kadar senin için emir sadır etmektedir. bir çok büyük işler tertiplemiş ve icra etmektedir. Bir çok orduyu onlara doğru göndermişler ve hepsini bozguna uğratmışlardı. Onlardan bir çoğunu katletmiş ve onların mehdisi onların liderlerini öldürmüş ve kıyamet günü onlar, yakıcı azaba doğru sürükleneceklerdir.

Ey ehli sünnet! sizin bu düşmanlarınızın macerası sona ermiştir. Ve gerçekte sizin kanınızı ve itibarınızı dökmekten hiç çekinmeyen ve bunu kendilerine helal görenler Allah’ın ve sizin düşmanlarınızdır. Bu vaziyet geri gelmiştir. Onlara karşı hiçbir acıma ve şefkat duygusu duymayın, onların ailelerine de acımayın. Allah’a and olsun ki onların kendileri bu katliamları başlatmışlardır. Bunu bilmelisiniz ki onları öldürmek Allah’a yakınlığa sebep olmaktadır. Bu fırsatı ganimet bilin. Allah sizin yardımcınızdır.

 

Ey Ehli sünnet! Bugün sizler katil ve maktul arasında kalmışsınız. Dolayısıyla Allah’ın yardımıyla onların katilleri zümresinde yer alın. Bu topluluk size karşı diş bilemekte ve size karşı yapabileceği her türlü cinayeti işlemektedir. Sünnilerin yaşadıkları köy ahalisine karşı cinayetler işlemiş ve bunları sinelerinde saklamışlardır. Onların sizlerin kanıyla kendi Allahları yanında övünmekte ve sizleri Yahudi ve Hıristiyanlardan daha kafir bilmektedirler. Kendi tarafınızdan onlara fırsat vermeyin ve onların yararına değil onların karşıtı olun. Allah size yardım edecektir.

 

Bugün Şam topraklarında dökülen her Nusayri Alevinin kanı bu topraklarda yaşayan ve hiçbir yardımcıları olmayan mustazaf ehli sünnetin çocuk, kadın ve yaşlılarının on katı değerindedir. Ben bugün bu topraklarda yaşayan kafirlerin bu ayetin mısdakına daha çok uyduklarını düşünmekteyim. Şöyle buyurmaktadır: فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكٖينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ “müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. (Tövbe, 5)” bu asla göre Şam’da bulunan kafir Nusayri Alevileri öldürmek için asla birilerine danışmamak gerekir. Onların kanı Allah’a yakınlaşmaya sebep olur. ve bu vesile ile Allah’a yakınlaşırsınız.

 

Ey Ehli sünnet! Bilmelisiniz ve iyice anlamlısınız ki doğu ve batı kafirleri asla size yardım etmeyeceklerdir. Bu Nusayri Alevi taifesi tarih boyunca Müslüman ülkelere saldıran ve oraları işgal etmek için tatarlar ve haçlılar için güvenlik sahili olmuş ve onları nazarlarında tutmuşlardır. Ve bir defa bile bu taifeyi kullanmadıkları olmamıştır. Her neye ihtiyaç duymuşlarsa onlar için hazırlamışlar ve onlar için iyi ve emin bir dayanak olmuşlardır. Şeyhülislam da böyle söylemiştir: Elimizde olan Şam’ın sahillerinin bir bölümü Hıristiyanların kontrolü altındadır. Onlar her zaman Müslümanların düşmanlarıyla bir olmuşlardır. Onlar Hıristiyanlarla birlikte Müslümanlara karşıdırlar. Onlar Hıristiyanlarla birlikte Müslüman karşıtı eylemler yapmaktadırlar. Onlar için en büyük musibet, Müslümanların sahillerde zafer kazanması ve Hıristiyanların yenilmesidir. Ve hatta onlar için en büyük musibet Müslümanların tatarlara galip gelmesi ve hatta Şeyhülislama göre onların en büyük bayramı Hıristiyanların Müslümanların sınırlarına hakim olmasıdır.

 

Bu durum Alevilerin haçlılarla olan durumudur. Onlara sorgusuz sualsiz itaat etmeleri gerekmektedir. onların isteklerini tam olarak eksiksiz yerine getirmek için onların emirlerine kulak vermektedirler. Dolayısıyla ey ehli sünnet! Doğu ve batı kafirlerine dayanmayın. Onların yardım ve bağışlarının beklentisi içinde de olmayın. Tam tersi kendinize dayanmalı ve ilahi vadeye iman etmelisiniz. Bu sizin şan ve şerefinizdir. Her kim Allah’a dayanırsa O, onun için yeterlidir. Eğer Allah’a yardım ederseniz O da size yardım eder. Sizler bu alanda sabrederek, kendinden geçmeli ve fedakarlık göstermelisiniz. Bu sizin şan ve şöhretinizdir. Ve bunu Allah’a gösteriniz. Zorluk ve kolaylık anlarında Onun sevdiği şeyleri yerine getirin. Gördüğüm kadarıyla bugün sizler bu şekilde değilsiniz. Allah’a and olsun ki bu ahiri zamanın nişanelerinden olan günahlara ayak diretmenin başlangıcıdır. Allah’ın katında olan şeyler muhakkak olacaktır.

 

Elhamdülillahi rabbil alemin.

Şeyh Ebu Ubeyde Abdullah Adam   

 

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 × 1 =

More in Haberler

To Top