Connect with us

Dersim News, Dersim Haber, Dersim, Tunceli Haber, Dersim Haber Sitesi, Dersim Haberleri, Tunceli Haberleri,Dersim 38, Kırmancki, Zazaca, Dersimce, Alevi Haberleri, Pülümür, Hozat, Ovacık, Mazgirt, Nazımiye, Çemişgezek, Haber,Alevi Haber, Alevi Haberleri,

Haydar Karataş yazdı: Nihat Tuna ve Tarık Akan’a

Haberler

Haydar Karataş yazdı: Nihat Tuna ve Tarık Akan’a

Bu çölde hayal kurarak yurt edinmemde Nihat Tuna’nın büyük katkısı oldu. Tarık Akan kesinlikle bir Dersim aşığıydı. En azından ben bunun tanığıyım, onun gözyaşlarını gördüm. Bir sanatçı bir roman okuyup ağlaması beni derinden sarsmıştır.

HAYDAR KARATAŞ 

nihat-tuna-haydar-karatas-tarik-akan
İleşitim Yayınları’nı yıllardır yöneten ve düşünce dünyamıza bir çok yeni eser kazandıran, katkı sunan Nihat Tuna’yı biraz önce yitirdik. Daha bir kaç gün önce telefonda konuşmuştum. Öğle yemeğindeydi, “kanserim Haydarım, yeni romanını gönder de okuyayım…” Çok duygulandım.
Nihat Tuna ordudan atılma eski bir subaydı. Özel hayatını pek bilmezdim, ama her daim güzel şeyler yazarak beni destekledi. Hep yalnızlığımın yanında oldu. Gurbet kültür çölüdür, Edward Said’in deyimiyle nefret yüklüdür. Bu çölde hayal kurarak yurt edinmemde Nihat Tuna’nın büyük katkısı oldu.
İleşitim Yayınlarından çıkan Dersim ile ilgili neredeyse bütün dosyalarda emeği oldu.

Ona,
‘Dersim’den geleceğin büyük yazarları, edebiyatçıları çıkacaktır. Orada acı acının üstüne bindi, keder kederin mezarını kazdı. Kulak ver,” dememi çok önemserdi. Bazen şaka ile karışık, ne zaman o dediğin büyük yazar çıkacak, bekliyorum derdi. Türkiye büyük bir aydınını kaybetti.
İkincisi bir kaç gün önce ölen Tarık Akan.

Tarık Akan’ı sadece filmlerinden bilirdim. Sanırım 2013 Şubat ya da Martıydı. Tarık Akan’dan bir mesaj aldım. Kızıyordu, (Gece Kelebeği’ni kast ederek), “Sen kimsin uykularımı kaçırdın, Zürih’e gelecem görüşelim…” İnanmadım, gerçekten Tarık Akan mı diye aradım. Benim, dedi.
Gidip Havaalanından aldım. Soğuktu, bindik bir trene. İlk sözü hala kulağımda,
“Bu Dersim nasıl bir yer? Romanlarında anlattığın gibi mi?”
“Yeşilçam sineması gibiydi,” dedim. “Sizin Yeşilçam gibi yenildi”
O sinemada, para pul, güç ve kudret hiç sevilmedi. Hiç bir yeşilçam filminde paranın kazandığı görülmemiştir. Dersim’in inanç geleneğinde de hiç bir zorba kazanmaz. Güçlüler gelip fakirlerin önünde diz çökerdi.

Düzgün Baba hikayesinde, kudretli olan Seyit Mahmut hayrani gelip Düzgün’e yenilirdi.
Süleyman Ağa Çoban Munzur’a.

Cihan Şahı Aladdin Keykubat Orai Hıdır denen yaşlı fukaraya.
Tarık Akan dertliydi. Kürt sinemasını ilk biz yaptık. Hala Kürtlerin acılarını bizim çektiğimiz filmlerin üstünde anlatan filmer olmadı, dedi. Yol ve Sürü’yü ilk Kürt sinaması olarak görüyordu. O filmleri nasıl çektiklerini, ta o zamanlar Kürt meselesindeki dramı nasıl anlattıklarını o filmleri izleyenler yakından bilir.

Pek çok 68 kuşağı devrimcisi gibi o da Atatürkçüydü ve modern Türkiye’nin ancak Mustafa Kemal’in kurduğu devlet felsefesinde yenilikler yaparak kurulabileceğine inanıyordu. Silahlı Kürt mücadelesine, silahlı sola mesafeliydi. Buradan yola çıkarak Tarık Akan’ın topa tutulduğunu gördüm. Başkalarına değil, ama Dersimlilerin de bunu yapmasına üzüldüm. Tarık Akan kesinlikle bir Dersim aşığıydı. En azından ben bunun tanığıyım, onun gözyaşlarını gördüm. Bir sanatçı bir roman okuyup ağlaması beni derinden sarsmıştır. Hayat arkadaşı Kocgiriliydi ve zazaca konuşurdu. Bahsi geçen o bildiriye imza atmış da değildi. Sevinç Erbulak BirGün gazetesinde kendilerine sunulan metinde ordu millet el ele manasına gelen tabirlerin yer almadığını açıkladı.

Yeşilçam sinemasında Kürt karekterlerini ilk oynayan kişidir Tarık Akan. Bunun bedelini de ağır ödemiştir. Ölünceye kadar Yılmaz Güney’in en büyük dostuduydu.
Ama ne yazık ki, sonu gelmeyen bu savaş en başta iyi sanatçı ve yazarları kirletiyor. Ömrü Darbelere karşı mücadele ile geçmiş Ahmet Altan’ı dahi bu savaş ortamı kirletti.
Siyasi iktidarlar, siyasi projeler herkesii kirletiyor. Sanatçı ve yazarlar karşı dursa düşman ilan ediliyor, bu savaştan bir tarafın yanında yer alsalar gözlerini açtıklarında bir bataklıktalar…
O kadar umutsuzum ki… Bir toplumun ‘ılımlı’ kişileri öldüğünde geriye siponoza’nın dediği gibi, geride sadece başı olmayan toplumsal bir ceset kalıyor. Türkiye toplumu her geçen gün daha bir yüreğini ve aklını yitiriyor.

Sahi siz olmadan güzel kitapları kimler çıkaracak,
iyi rolleri kimler oynayacak? Aklım hiç almıyor…
Ve bana öyle geliyor ki bu ölümler sanki umutsuzluktan. Dert yüreğe vuruyor.

Sosyal medyada paylaşın
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
Continue Reading
You may also like...
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

fifteen + 4 =

More in Haberler

To Top