Home » Dersim » Yanan Dersim ormanları ‘devrime’ kurban olsun!

Yanan Dersim ormanları ‘devrime’ kurban olsun!

Sosyal medyada paylaşın

Dersim’de orman yangınları ve göçü engellemenin tek bir yolu var: Dersim’de en radikal sol fikre evet, ama silahlı olanına hayır, denmelidir. Bunun için sokaklara çıkılmalı, çekilin devletle biz baş ederiz denmelidir…

Haydar Karataş

Dersim ormanları her yıl yakılır. Yakılma sebebi ortada, Devlet; ‘dağda silahlı insanlar var, yakarım’ demeye getiriyor. Bu yılda öyle oldu, sosyal medyada bir hay huy hiç sormayın… Ormanlarımız yanıyor ses verin. Bana, “hey sen, sen neden bağırmıyorsun” diye soranlar da var… bağırmıyorum,

Dost acı söyler demişler. Sorarım size, neden yanar bu ormanlar, insanlar neden göç eder? Ne zaman insanoğlu göç etmiştir? Doğal afetler zamanında. Hani seller durmaz, depremler bitmez, yağmur yağmazsa, evini sırtına alıp göç ediyor insanlık.

Ya başka? Elbette insanın kendi icadı olan savaştan… bu yeryüzünü en çok savaşlar yıkmıştır, hem insanı hem de insanın binlerce yılda var ettiği kültür, savaşlar alır gider…

Dersim’de elli yıldır savaş var. Dersimliler elli yıldır süren bu savaşa ‘haklı ve haksız savaş’ diye bakıyor. Yani savaşın bir tarafındalar… silahlı gücün birinin yanında, diğerinin karşısındalar. Dersim’de iki değil bir kaç silahlı hükümdar var. Onlar arasında süren bir iktidar kavgası da var. Ölenler, öldürülenler, sürülen…

İyi de savaşlarda haklı ve haksız olan mı kazanıyor, yoksa güçlü olan mı dersiniz? 

Şu yeryüzü sahnesine insanoğlu çıkalı beri haklının kazandığı bir tek savaş yoktur. Güçlü kazanmıştır. İnsancıl bir savaş deseniz o hiç olmaz. İlk gençlik yıllarımda Konstantin Simonov’un “İnsan Asker Doğmaz” adında bir kitabını okumuştum. Okuyanlar adamı Stalinst sanır, ama Simonov edebiyatın büyük dehasını göstermişti. Savaşsız hayatı hayal edenler vardı elbette, ama savaşı kanıksayan büyük bir kesim vardı ve onlar savaş bittiğinde nasıl yaşayabileceklerini hayal dahi edemiyorlardı. Dram buydu…

Dersimliler topraklarında devlet canavarıyla çatışacak, ölecek insan istiyorlar. Onlarsız bir hayat düşünemiyorlar. Bunu istiyorlar ama öte yandan ormanlarımız yanıyor diye de bağırıyorlar. Ya savunduklarının sonuçlarının ne olabileceğini bilmiyorlar ya da kanıksadıkları ideolojik hayat onların duygu dünyasını köreltmiş diye düşünüyorum.

İkinci Dünya savaşının fotoğraflarını açın bakın. şehirler yakılır, ormanlar ateşe verilir, akar sulara zehirler katılır, yetmedi en son Hiroşima ve Nagazaki’ye Atom bombası attılar. 

İngiliz askeri gelir, Alman devleti taraftarı köyü bombalar, Alman gider İngiliz devletine yakın olan köyü, sürerler, yıkarlar, yakarlar…

Osmanlı ve Cumhuriyetin ilk yılları zaten tarumardır, ama Dersim’in son elli yılın fotoğrafı budur. 

Devlet, dağdakilere lojistik destek veriyor diye kanaat getirdiği köylüyü sürüyor. 

Dağdaki silahlı grup geliyor “bu adam devlete yakın diyor,”  o da sürüyor. Devlet örgüt milisini öldürmüş, örgütler devlete yakın duranı öldürmüş. Devlet vatan haini terörist diye öldürüyor Dersimliyi, dağdakiler ‘hain yurttaş” diye öldürüyor. 

Dersimlilerin yakın durdukları örgütler söz konusu olduğunda vicdanları ölüyor. Öldürdün sürdün dediğinde ama ‘haindi’ diyor. Devlet de aynı düşünüyor. Tipik iktidar savunusu..

Hüseyin Aygün’ün “Mahsur” adında bir kitabı vardır. Kaçırılma hikayesini anlatır, ama Aygün’ün mahsurluk dediği şey Dersim’e dairdir. Okuyalı çok oldu ama Aygün’ün kitabının bir yerinde amcasının kızı Aysel bölümü vardır.

Üniversite öğrencisi olan Aysel kızımız Devrimci olmuş ve köy çocuklarını eğitmektedir. Onların davaya olan inançlarını sınar. 

Sorar, 

“bilmem kim ajan olsa öldürür müsünüz?” Çocuklar bağırır, öldürürüz abla… karşı köy, hay hay, komşunuz hay hay ve Aysel 1970’lerden bugünün cinnetini hazırlayan vicdansızlık sınavına tabii tutardı çocukları. Sen, derdi. Sen söyle, “baban ajan olsa öldürür müsün?” Çocuklar ölümü oyun sanıyordu, ama babaları söz konusu olduğunda yüzleri allak bullak olurdu… dururlardı ve Aysel kulaklara bağırırdı, öldürülmeli. Dava söz konusuysa babanı dahi öldüreceksin… Bunu kanıksamazsan devrimci olamazsın. Onlara göre devrim babanı dahi öldürmeyi göze almaktır. Oysa Aysel, güzel çocuklar, devrim güzeldir ama sakın ha, onun için insan öldürmeyin, devriminiz kirlenir deseydi ve de değil babanızı karşı köyün sineğini dahi öldürmeyin deseydi ve de nefret yerine bağışlamayı bilseydi, belki de bugün akıl hastası olmayan bir Dersim olmuş olacaktı…

 

Bir dava için ölmeyen insan ise Dersim’de normal görünmüyor. Onlara göre ‘onurlu’ insan dağa çıkmış, hapse girmiş insandır.

İnsan feda olmalı, şehit düşmeli. Dersimde iyi yazar ve sanatçı bir davayı destekliyorsa yücedir…

Dersim’de iş öyle bir yere vardı ki, bu dünyada kendileri gibi düşünmeyeni ayırdıkları yetmiyormuş gibi yeraltına dahi el attılar, Alevilerin yetmiş iki millet birdir atasözünü dahi bir tarafa bırakıp aynen devlet gibi şehitlik dahi açtılar… 

Dersimliler kırk yıldır geleneksel isimleri dahi terk etti. şiddet ve savaşı çağrıştıran isimler veriyorlar çocuklarına. Adı normal olan ise kod isim seçerek bu kanıksamaya katılıyor. Memlekette, Devrim, Eylem, Savaş, Barış, Volkan, Özgür, Yoldaş‘tan geçilmiyor. Lenin, Stalin, Mao adını çocuklarına takanı dahi bilirim. Sosyal medya isimleri toptan ırkçıdır, onur Dersim, bilmem Kızıl Dersim, Dersimoğlu, Kızıl Munzuroğlu… varda var.

Dersim’nin sivil toplum kuruluşlarının en sıradan sloganı, “Dersim Onurdur, onura sahip çık” sloganı atar. Onlara göre onlar  üstün kültürdür, Diyarbakır, Zonguldak onursuz. Seni onurlu kılan hiç birşey yok, ama seni farklı kılan şeyler var. Dersimli Zonguldaklı, Diyarbakırlı gibi bir insan, hikayen ve tarihin farklı bu seni üstün kılmayacağı gibi başkasını da alçak yapmaz.. Derdini dile getirmek yerine, yüceltiyi seviyor. Eğitimli Alman ulusunun kulağına dahi bir deli sen yücesin, sen herkesten yükseksin diye diye ortaya bir canavar çıkardığını düşünmek dahi istemiyorlar bu sloganları atarken…

Bu isimlerde ne var demeyin. Mesela ‘savaş” doğrudan öldürmek anlamına geliyor. Hiç savaş kabullenir bir şey midir? insan doğasına aykırıdır, ama ideolojinin ad isimlerine kadar sızması Aygün’ün amca kızı Aysellerin ve ağabeylerimizin başarısı değilse ne olabilir? Barış’tan kastedilenin ise ideolojinin iktidarı olduğu epeyce açıktır. Devrim olacak barış gelecek! 

Dersimli çocuğuna, Erdoğan’nın asker elbisesi giydirdiği çocuk gibi, gerilla elbisesi giydiriyor, zafer işaretleri yaptırtıyor. Hadi oğlum, “yaşasın parti liderimiz de bakalım!’ deyince normal. Üstüne üstlük bu görüntüleri sosyal medya sayfalarında da yayınlıyorlar. Bak benim oğlum davamızın adını sayıklıyor, demeye getiriyorlar. Çocuklarının büyüyüp kendi tercihlerini yapma hakkına dahi bir tahammülsüzlük bu. O yapınca normal ama Tayyip Erdoğan çocuğa asker elbisesi giydirince rahatsızlık duyuyor!  

Haklı ve haksız savaş denen bu. Erdoğan’ a sorsanız onun orduyu Afrine göndermesi, Silopi, Cizreyi yerle bir etmesi haklı savaş, bizimkilere sorsan onlar haklı. Amerika dahi Irak’a barış götürdüğünü söylüyordu, yaşasın barış başlığı atıyordu Amerikan gazeteleri… 

Kardeşlerim dost acı söyler demişler. 

Dersimliler dağlarında silahlı insan istiyorlar. 

Berlin’de bir apartman katında kalaşnikoflu adam görünse ne yapar Alman polisi? Komşuları, binayı hatta sokağı tahliye eder. 

Almanya zaten kötü bir devlet midir diyorsunuz. Hadi İsveç, İsviçre’de  ormanda silahlı insanlar görülse ne olur? Oraya giriş çıkışı yasaklarlar, köyleri tahliye ederler. Değil insanın oraya girmesine inek ve keçinin girmesine dahi izin vermezler. 

 

Devlet Dersim’de bunu yapıyor! Senin mücadele  biçimin, düşünme biçimin zalimin toprağını  talan etmesine davettir neden bunu anlamıyorsun? Devletin işine geliyor, dağlarında silahların patlaması. Silah patladıkça köye yasak koyacak, huzur olmayacak. Deletin Dersim’i boşaltmasına, yakmasına en büyük gerekçe dağdaki silahlı unsurdur, bunu açıkça haykırmadığınız sürece ormanlar yanar, bunu bilelim. Sosyal medya da bağırmanızın bir kıymeti yok, ama ne yaparsanız yapın hiç bir egemen devlet bu durum yanlıştır demez. Belki en fazla orantısız güç kullanılmıştır raporu yayınlar. Çünkü onların ülkelerinde de devletin kolluk güçleri dışında silah taşıyan olsa aynı şeyi yapıyorlar. Bu bir ulusal savaş ya da halk savaşı diyorsanız o zaman daha korkuncu oluyor. Atam bombasına atacak kadar çılgındır iktidarda olan. İktidarın sağı solu da olmaz bilesiniz. 

Yazar Puşkin, 1829 Osmanlı Rus savaşında Erzurum’a kadar gelir. Rus ordusunda raportördür. 1825 büyük Dersim kırımından dört yıl sonradır. Puşkin yazdığı bir raporda, Osmanlı İmparatorluğunun tek derdinin Anadolu’da Alevilere ait bir pazarın oluşmasını engellemek, olduğunu yazar…

Yani açmak gerekirse şunu demiştir: Osmanlı İslam devleti Alevi tüccardan rahatsızdır, hele Alevilere ait bir pazar, şehir, iş adamı istemiyor. Örneğinde Aleviler bir yerde çoğalmış kentleşiyor mu, yani çarşıları, kumaşçısı, nalbantı, demir döven ustası mı olmuş;Osmanlı ordusu o kasabaya giriyor yok ediyor, yerine Müslüman nüfus yerleştiriyor. Maraş olayını hatırlayın, Maraş Alevileri ticaret öğrenmişti, kendi esnafı oluşuyordu…

1990 yıllarda Dersim’de mütahitlik yapan Hasan Eroğlu’nun mektubunu yayınlamıştım. hatırlayın. Dersim’de bu durum hep sürüyor. Devlet tüccara ayrı vergi koyar, dağdaki silahlı gruplar ayrı koyar. Yüzbaşıya vermezse yüzbaşı sürüyor, dağdakine vermezse dağdaki gelip aracını yakıyor… Komünist başkanın yönettiği Ovacık’tan bir esnafla konuşmuştum, “Ovacık’ta her esnaf dağdakilere vergi verir, devlet vergisinden kaçak olur, onlar da olmaz,” dedi. Bir kaç cümle sonra bu esnaf bana bilmem kim ajan örgütler bir şey yapmıyor da dedi. Üstadım o zaman dağdakine de vergi vereceksiniz, devlete de… neden şikayetçisiniz, dedim. 

Dersim’deki orman yangınları hesabı, bu esnafın hikayesi gibidir. 

Dağınızda silahlı insan istiyorsunuz. 

Çocuğunuza yaşasın kızıl savaş diye slogan attırıyorsunuz. Ee birader savaş bu, kim güçlüyse onun kuralının  geçerli olduğunu da hesaba katmalısın. 

Haklı ve haksız savaş var diyorsanız, Kusura bakmayın o zaman savaş tam da budur. Atom bombaları atan zalimler orman mı yakmaz? Savaşa girme..

Yok silahlı mücadele doğal, devletin kolluk kuvveti dışında da yasadışı silah taşıyabiliriz mi diyorsunuz…

O zaman da devletler Berlin’de silahlı birini gördüğünde yaptığını yapar. Köylere girişi yasaklarlar, ormanları yakar… Başka mücadele biçimleri varken neden silah? Silahı kimden alıyorsun, gene onlardan… Eskiden orman yangınlarına karşı uçak alın diyordum… aptallığıma verin. Çünkü ben de geçen yıla kadar sizler gibi aman ormanlar yakılıyor diye bağırıyordum. Tarihe bakmayı unutmuşum, savaşlarda bu hep varmış…

Önerim şudur:

Dersim dağında silahlı mücadele savunanlar ormanlar yakılıyor diye çığlıklar atmasınlar. Ellerini avuştursunlar, oh ormanlar yakılıyor gençler nefret edecek bir iki kişi daha dağa çıkacak, öldürülünce şehit olacak… şehit, her ideolojinin can suyudur, daha ne isterler.. Yeme de yanında yat…

Savaşlarda haklı ve haksız taraf olmaz, savaşın kendisi var. Savaşa karşı mısın? Cesaretle, “dağdaysan silahını bırak kaç,” demelisiniz. Yok askerdeysen ordudan kaç” demelisiniz. 

Ha diyeceksiniz ki, örgütü olmayan Dersimliler de var, onlar ne yapsın. Vallahi onlar da oturup ağlasınlar derim. Çünkü toprağınızda silahlı iki düşman varsa, yapacağın en iyi şey, tez elden kaçmandır. Çoluk çocuğunu al git. İşte Dersim’de bu olmaktadır, devlet ve dağdakiler sürmese dahi insanlar bu beladan kurtulmak için çoluk çocuğunu alıp gidiyor. Binlerce yıllarda oluşan bir kültür ve gelenek böylelikle göz göre göre yok oluyor. Osmanlıdan beri süre gelen arzu da başarı ile hayata geçiyor.

Dersim’de orman yangınları ve göçü engellemenin tek bir yolu var: Dersim’de en radikal sol fikre evet, ama silahlı olanına hayır, denmelidir. Bunun için sokaklara çıkılmalı, çekilin devletle biz baş ederiz denmelidir… Onlar çekilsin bakın nasıl akın akın insanlar yurtlarına geri döner. Kim engelleyebilir, gerekçe ne olacak? Devlet orman söndürmeye engel olabilir mi? Şimdi oluyor, diyor orada silahlı insan var, uluslararası hukukun bana tanıdığı egemenlik hakkı … Bu hakkı onun eline dağındaki silahlı adam veriyor Dersimli bunu bilmeli!

Ha bana ‘pasif adam’ devrim olacak, bu acılar geçecek mi diyorsunuz. Unutmayın önümüzdeki elli yılda dünyanın hiç bir ülkesinde devrim olamaz, çünkü dünyaya ışık olacak yeni bir düşünce henüz yok…  yok, ama on yıl daha dağınızda silahlı insan olursa, kültürünüzün yeşerdiği toprak yok olacak bunu bilin…

Çocuklarınız büyük şehirlerde yitip gidecek, kendi kültürel devamlılıklarını sağlamayacaklar…

1 Ağustos 2018

Zürih

http://haydarkaratas.com/yanan-dersim-ormanlari-devrime-kurban-olsun–makaleler-163.aspx

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

one × two =