Connect with us

Dersim News, Dersim Haber, Dersim, Tunceli Haber, Dersim Haber Sitesi, Dersim Haberleri, Tunceli Haberleri,Dersim 38, Kırmancki, Zazaca, Dersimce, Alevi Haberleri, Pülümür, Hozat, Ovacık, Mazgirt, Nazımiye, Çemişgezek, Haber,Alevi Haber, Alevi Haberleri,

Doğan Soykırımı, susan insanlık ve tahtını yık ama bahtını yıkma töresinin ölümü-1

Haberler

Doğan Soykırımı, susan insanlık ve tahtını yık ama bahtını yıkma töresinin ölümü-1

Murat KAHRAMAN

10 Ekim günü asla gelmesini istemediğimiz bir gündür. Kadınlarımızın üç mum yaktığı ve üç mumun yaydığı titrek ışıklar eşliğinde acı içinde yutkunduğu kara ve uzun bir gündür. Bugün bizim için sadece acıyı ve öfkeyi ifade ediyor.

10 Ekim 1993 gecesi ‘Doğan Soykırımı’ yapıldı. “Evde canlı kimse kalmasın” talimatıyla gerçekleştirilen Doğan vahşeti, sadece sıradan bir katliam değildir, aynı zamanda bir soykırımdır. Soykırımlar da sayısal çoğunluğa bakılmaz. Kan bağına dayalı her katliam soykırım özelliğini taşımaktadır. Kısacası o gece insanlığa, Dersimliler’e ve Kürtler’e karşı ağır bir insanlık suçu işlendi.

”Faşist TC”yle birlikte örgütlenilen -daha önce yayınlamış olduğum GECENİN GÖZLERİ yazımda detaylarını açıklamıştım- Hıdır SARIKAYA ve Erdal BENLER öncülüğündeki PKK’li kalabalık bir grup tarafından bu vahşet gerçekleştirildi.

Yine bir gün önce yani 9 Ekim 1993’te yine Hıdır SARIKAYA’nın talimatıyla PKK’liler tarafından Yunus AYDAR komutasındaki dört TDKP’li Hozat’da kalleşçe katledildi.

Bu vahşette evimizdeki eşyalara ve yiyeceklere “ŞAVAŞ GANİMETİ” olarak el konuldu. Babam ve iki kız kardeşimin elleri arkadan bağlandı. Önce evimizi ateşe verildi. Babama ve iki kız kardeşime evimizin yangınını seyrettirdiler. Sonra da kahpece, zalimce ve alçakça kurşuna dizdiler.

Babam kızlarına siper olduğu için ablam Zeynep yaralı kalmıştı. Apoculara çalışan iki kişinin köylüleri korkutması üzerine ablam Zeynep’i kimse doktora götürmedi. Sabaha kadar can çekişe çekişe o güzel gözlerini ebediyen hayata kapattı.

En barbar kan davalarında bile kadına namlu doğrultmayan Dersim’de, yaşlı babam, genç ablam ve çocuk kız kardeşim onur kırıcı bir şekilde katledildiler.

Bu vahşete bahaneleri ise “Bize vergi vermediler,”diyerek çirkefçe yalan söylediler. Babamın cebinde yüklü miktarda haraç aldıklarına dair makbuz ortaya çıkınca, bu kez başka bir yalana sarıldılar. Vahşeti, Erdal BENLER’in üzerine atarak kan davası süsü vermek istediler. Oysa, bizimkilerin o bölgede hiç bir kimseyle kan davaları yoktu. Kendi işinde gücünde olan ve atalarından gelen bir çalışma kültürüyle üretim içindeydiler.

10 Ekim 1993 gecesi ‘Doğan Soykırımı’ yapıldı. “Evde canlı kimse kalmasın” talimatıyla gerçekleştirilen Doğan vahşeti, sadece sıradan bir katliam değildir, aynı zamanda bir soykırımdır.

Niyaz yurdu olan Dersim, mezar yurduna dönüştürüldü

Vahşetten sonra katliam yapan grubun tümü çekilmedi. Çino’nun da içinde olduğu yedi kişilik bir PKK grubu, üç gün boyunca kışın hayvan barınağı olan mağaramızda saklandılar. Mağara dediğim öyle klasik anlamda bir yer değildi. Yaklaşık 500 koyunun konulduğu ve kayaya oyulmuş bir evdi aslında. Kayanın öbeğin de tadını hiç bir yerde alamayacağınız bir çeşme yapılmıştı. O çeşmenin suyu yeri ıslatmasın diye kayaya oyulan bir yarıkla dışarı veriliyordu. Şimdiki hali nasıl bilemiyorum ama önündeki örme duvarları sağlam, kalın taş duvarla çevrilmişti. Kapısı ağaçtandı. O şaheserin ustaları kimdi ve nereden getirilmişti bilmiyorum. İzini sürmek istedim, iz yoktu. Yazılı bir kayıt da yok. Sadece bizimkilerin yine Çeme Beğçe’de kayayı oyarak yaptığı su değirmenini işleten ve kendilerine “Avşancı” denilen ustanın yakınları olan kişilerin izine rastladık.Onlarda fazla bir şey bilmiyorlardı.

Bu yedi kişilik grubun asıl amacı bizim aşireti göçe zorlamak ve koyun sürülerimize “savaş ganimeti” olarak el koymakmış. Bundan dolayı koyun sürülerimizi geçiren Çemişgezek Feribotu’nu yaktılar.

12 Eylül’de, onca baskıya rağmen tek bir kırık kırma silahını teslim etmeyen yüz hanelik bizim köy, üç ev hariç diğer hepsi İbrahim KAYPAKKAYA çizgisinin sempatizanı ve taraftarıydı. Bugün bu köy korucu oldu. Gerisini de siz hesaplayınız. Kısacası Apoculuk, girdiği her yerin ekonomik alt yapısını sosyal ve kültürel dokusunu alt üst eder. O bölgede de aynen böyle yapıldı. Değdiği yeri sağken mezara koydu. Diriye gülmeyen ve ölüye ağlamayan bir toplum yaratıldı.

Kırmanciye yurdunda hesaplanmayan göç

Sere Hezaran (binin başı) olarak bilinen, kadim Dersim geleneğini uygulayan, kendilerine hem ‘FEROLARAN’ denilen, hem de bir dönem sahip oldukları ihtişamlı zenginlikten dolayı ‘AĞALARAN’ olarak da anılan Dersim’in en köklülerinden olan ailemiz, onur kırıcı bir şekilde katledildi. Devletin katlettiği ve elinden topraklarını aldığı Meme Ağa ve kardeşi İbiş’in torunları, yaşatılan vahşete tahammül edemeyerek o toprakları ebediyen terk ettiler. O gün evren yani asmêno gewr delinmişti. Dersim’in üzerine sadece acı dökülüyordu.

Tahtını yık ama bahtını yıkma töresinin ölümü

Doğan vahşetini yapanlar devletle birlikte amaçlarına adım adım ulaşıyorlardı.

Yaşlılar, insanlığa sığmayan kahpece bir ihanet olduğu zaman “HEFA KIRMANCİYE”(Kırmanciye’ye yazık oldu) diye iç çekerek hayıflanırlardı.

Kendilerinden kaçan gençlere ve çocuklara gözdağı vermek için “Sizi de Veli KAHRAMAN’’ gibi yaparız” diyerek tehdit etti Apocular. Bu vahşet, kitleleri sindirmek için bir korku silahı olarak kullanıldı.Kendilerine sığınan çocuklarını korkudan Apocular’a teslim eden anne ve babalar türedi bu kez Dersim’de. Dokuz yaşına kadar emzirdiği en küçük oğlunu Aliboğazı’nda Apoculara teslim eden yaşlı Dersimli annenin “bir gece oğlumla uyumak istiyorum,” isteği dahi, alay edilerek geri çevirilir. Üniversite son sınıfta olan bu genç, kimin kurşunu olduğu bilinmeyen bir şekilde sırtından vurularak katledildi. Şimdide hiç bir şey olmamış gibi Güney Kürdistan’da çocuk büyütüyorsun Hıdır SARIKAYA!Toprak bile seni kabul etmeyececektir!

Bir dönem kapısına sığınan düşmanı bile koruyan Dersim, kendisine sığınan öz evlatlarını korumayacak duruma geldi. Ve o topraklarda başka bir kültürel değer daha katledildi.

Bir dönem BAHTI için TAHTINI yıkan bir halk, hem bahtını hem de tahtını YIKTI…KENDİ KENDİSİNE İHANET EDEN İNSANOĞLU.

Bir diğer kahredici acı durum ise dedelerimiz tarafından köyümüze yerleştirilen, bizimkilerin ekmeğini yiyen ve ailemizin katledilmesine vesile olduğu için 2004 yılında MKP tarafından cezalandırılan ZB’nin, hem vahşeti başından itibaren organize eden hem de vahşetten sonra köyde kalan yedi kişilik Çino’nun grubunu yönlediren kişi olmasıdır.

Bu cezalandırmadan sonra Apocuların aparatları olan kurumlar, 1993 yılında yarım kalan işlerini bu kez devletin eliyle devam ettirdiler. Bize karşı istedikleri sonucu elde etmeyi beceremeyince, bu kez doğrudan devleti işin içine koydular. Devletin eliyle bizi katletmeyi ve tutsak etmeyi hedeflediler.

Başta, İHD adına yapılan açıklamalarıyla hakkımızda verilen ihbar dilekçeleri, bizi ifade ederek “teröristleri yakalayın,” diyerek TC devletine çağrıda bulunulması, yalan ifadelerle 23 devrimci insan için çıkartılan bültenler, orada olmadıkları halde bilinçli olarak dava dosyasına eklenerek tutuklanan kardeşim Abidin KAHRAMAN ve Özgür ÇELİK’in Erzurum Ağır Mahkemesi’nde yargılanması esnasında “gözlemci” sıfatıyla BDP merkezi adına duruşmaya katılan kişi ve kişileri, solun ve kendisine aydın diyenlerin suskun kepazeliğini anlatacağım. Abidin ve Özgür’ün tutsaklığı bize karşı bir cezalandırma aracı olarak kullanıldığı için tüm bu detayları yazının ikinci bölümünde yayınlayacağım.

Gördüğünüz gibi acı içinde acı, vahşet içinde vahşet, kahpelik içinde kahpelik ve ihanet içinde ihanet yapıldı.

Yas bağlayan köpek ve İbiş’in ölümü

Kırmanciye yurdunun köpeklerinin kaderi midir bilmiyorum, ama her dönem şu ağlayan köpek hikayelerine tanık oldum. 1938 Soykırımındaki tanıklığı büyüklerimiz anlatırdı. Yaşlılarımızın “İkinci 38” dedikleri 1993-1994’deki köy yakmalarında da bu vakalar bolca oldu. Yani kısacası hayvanlarımıza bile acı çektirildi.

Asil bir köpeğimiz vardı ismi Çalo’ydu. İsviçre’de koruma altına alınan Saint -Bernard köpekleri kadar büyük ve onlara benzerdi. Alnındaki akıtmadan dolayı ismini de Çalo koymuştuk. Asla yalan söylemezdi. Kurda ve ayıya havlamadan sessizce giderdi. Gece hayvana havlamaz ve sadece askere havlardı. Asil dedim ya, bu köpeğin hikayesi içimizi dağladığı için sizin de bilmeniz gerekiyor. Bu köpek katliamdan sonra ulayarak sahiplerini aradı. Kimsenin elinden yemek yemedi ve yas bağladı. Gözyaşları akıttı. Katliamdan sonra Elazığ’a göç eden fakat köye tekrar geri dönen Amcam Usıv’ın oğlu İbiş’in yanına sığındı köpek. Ona ibiş baktı. İbiş’in de ömrü uzun sürmedi. Acıya dayanamadı. Kahrından bir gece üç kız çocuğunu yetim bırakarak kalp krizinden hayatını kaybetti.

(İbiş ve köpeğimiz Çalo’nun hikayesini yazılı hale getirdim. Bunu bir başka bir çalışmada okuyacağınız için şimdilik parantezi kapatıyorum.)

Bir seri katili serbest bırakmanın altında yatan hakikat

Babamı Tuje’yi (Veli), ablam Zeyneb’i ve 12 yaşındaki kız kardeşim Meral’i katleden tetikçi Çino’yu, Erzurum’dan alıp Erzincan’a getirip sorgulamıştık.

Asıl amacım, ailemi NEDEN katlettikleri sorusuna cevap bulmaktı. Öyle sizin gibi “haberim yok ve yoktum,” demiyorum. Tüm hukuki, siyasi insani ve ahlaki sorumluğu üstüme aldım ve almaya devam edeceğim:

Doğan vahşetinde sorumluluğu olan her kim varsa HESAP VERECEKTİR!..

Onlarca sivil ve savunmasız kişiyi katleden seri bir katilin tavuk bacağını andıran ellerine bakmıştım. Verdiği cevaplar, itiraflar ve nefes alış verişini dinlemiştim.İlk kez burada açıklayacağım bu hakikate ilişkin ufak bir şey söyleyerek geçmek istiyorum.

Absunsuz yılan ve pirin göçü

Ağuçanlı Pir Sakallı Dede, ‘Doğan ikinci Kerbeladır,’ diyerek acı çekiyordu. Taliplerine yapılan kahpeliğe beddua ediyordu. Aynı zamanda babamın dostuydu. Erzincan Ulalar Köyü’ne göç etmeden önce babam ve amcam Usıv’ı da yanında alıp götürmek istedi. Neyi sezmişti bilmiyorum ama, “Bunlar absunsuz yılandır,” deyip, kardeşlerini de yanına alarak o diyarı terk etti.

Çino’yu Halk Mahkemesi’nde sorguladığımız zaman Sakallı Dede’nin kardeşi MA, o ortamda bulunmak istemedi. Sadece boynunu yana büktü. Kırılmış, yorgun ve bezgin bir sesle yalvardı:

“Sizden tek bir ricam vardır. Bu pisliğin kanını üstümüze sıçratmayın!”

Ablam Zeynep, yaralı kaldığı süre zarfında vahşetin tüm ayrıntılarını köylülere anlatmıştı. Israrla “Çino bizi taradı,” demişti.Çino, her şeyi de itiraf etmişti. Fakat Sakallı Dede’ye olan hürmetimden dolayı, O gece orada acı çekme pahasına Çino’yu serbest bırakmak zorunda kalmıştık. Çino Muğla’da altı ay sonra cezalandırılana kadar yakın akraba, dost ve yoldaşlarımın sert tepki ve eleştirilere maruz kaldım. En çok da kadın yoldaşlarımız ve ailemizin kadınları onu cezalandırmak istiyorlardı.

Tuje şiiri

Çino’nun sorgusundan sonra acıdan bedenimin her tarafı yanıyordu. Saç köklerim acıdan sızlıyordu. İçimdeki direk çıkmıştı yerinden. 60’dan fazla sivilin ölümünde tetik çeken Çino, bana göre seri katil değil, zavallı bir KURBANDI. Onun eliyle o kadar masum insanı katletme emri verenler KATİLDİ.

Fakat bu gerçeği kime anlatacaktım?

Cebimde taşıdığım küçük bir defterin üstüne kalemi koydum. Hava sıcaktı fakat kalem, zemheri ayında esen bir kuzey rüzgarı gibi soğuktu. Çino’yu sorguladıktan birkaç gün sonraki duyguyla TUJE başlıklı bir şiir karalamıştım.

Vahşetin yıldönümü vesilesiyle, bir çocuk kadar saf ve temiz olan yiğitliğinden ve gücünden dolayı ismi TUJE olarak anılan Dersim’in yiğit insanlarından biri olan babamı, Zeynep’imi ve Meral’imi, Pertekli Yunus AYDAR’ı ve üç yoldaşını özlemle anıyorum. Katilleri ve onları koruyanları öfkeyle lanetliyorum.

“Ben Tuje
bahtsız Ele’nin oğlu Tuje
yetim büyüyen Tuje.
Önce ellerimizi bağladılar
Sonra bir duvarın dibine dizdiler bizi.
Evime gaz döktüler
yakıyorlar evimi.
Çok yalvardım
Ricamı duyan olmadı.
Evim yanıyor
çaresizim.
Yangınımı söndürün diyorum.
Su getiren olmuyor.
İki kızım arkama sığınmış
ben ölmek için yalvarıyorum
ölüm arzumu kabul eden olmuyor.
İki dağ güvercinim itiraz ediyor
itirazı duyan olmuyor.
Kızlarıma dokunuyorlar
kızlarıma dokunmayın lo!
Sadece beni öldürün yezit oğlu yezitler!
diyorum.
Emrime uyan olmuyor.
yetişin komşular
biz ölüyoruz
diyorum.
Çağrımıza gelen olmuyor.
Zulmün darındayız annelerim!
arkama sığının
size gelen kurşuna siper olurum!
iyi saklanın dayêlerim
iyi saklanın
diyorum.
Belime sarılan küçük bebeğim Meral’in
incinmesin diye ellerini saklıyorum.
Beni öldürün lo
Sadece beni öldürün!
Kızlarıma dokunmayın Yezit oğlu yezitler!
Onlar masum
onlar bir güvercin yavrusu.
onlar günahsız.
Ben ölüyorum Dersim!
Meral’im
Bavo diye inliyor,
Dayê diye annesini çağırıyor
çığlığını duyan olmuyor.
ölüyorum looo…
Ben ölüyorum.
Bir dağ buğdayı tanesi kadar masun
Meral’im kara toprağa düşüyor
daha 12’sinde.
Zeyneb’im
Bavemın diye inliyor.
Narin
güzel
selvi boylu
ve cesur Zeynep’im
ayaklarımın altına düşüyor
daha 20’sinde.
24 kurşuna dayanamadım.
Kollarım tutmuyor
ben ölüyorum.
Ben ölüyorum 68’inde.
Koruyamadım kızlarımı
Yanıyorum Dersim
Çaresizim Dersim
ölüyorum senin gibi usul usul Dersim.
Acımı duyuyor musun?…

2001, Çırıka Lolan, Pulemuriye, Dersim.”

10 Ekim 2020

NOT:

  1. fotoğraf: Ablam Zeynep ve babam. Ortadağ Yaylası, 1993.
  2. fotoğraf: Ablam Zeynep, köydeki evimizde ekmek pişirirken. 1992.
  3. fotoğraf: Ablam Zeynep, ben ve kardeşim Meral. Yılandağı yaylası.
  4. fotoğraf: 9 Ekim 1993’te üç yoldaşıyla birlikte katledilen Pertekli Yunus AYDAR. Kendisini anan partisi ve yoldaşları kimin katlettiğini söylemekte özenle kaçınıyorlar. Yunus ve yoldaşlarını “devrim ve sosyalizm davasında” yaşatacaklarmış!
  5. fotoğraf: Amcam Usıv’ın oğlu İbiş.
  6. fotoğraf: Amcam Usıv’ın kızı Altun. Yas bağlayan ve acı çeken kadınlarımızın yüzünü temsil ediyor. Fotografı çeken ve bana ileten Fatma İMAK.

Sosyal medyada paylaşın
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
Continue Reading
You may also like...
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

two + 4 =

More in Haberler

To Top