Home » Haberler » Hüseyin Cengiz’in Yanlızlığın Başkenti ‘Bir Cemal Süreya Romanı’ üzerine

Hüseyin Cengiz’in Yanlızlığın Başkenti ‘Bir Cemal Süreya Romanı’ üzerine

Sosyal medyada paylaşın

Hüseyin Cengiz’in romanındaki edebi dil ve üslup mükemmel. Fasıllar kısa, dil akıcı ve üslup etkileyicidir. Yıllarca Dersim Folkloru üzerine akademik çalışma yapan biri olarak söylüyorum: H. Cengiz, imgeleri, simgeleri ve metaforları yerli yerinde kullanıyor ve anlamlandırıyor.

Dr. Daimi CENGİZ

Yazar Hüseyin Cengiz;  Türkçe şiirin usta kalemi şair Cemal Süreya’nın yaşam hikayesini merkez alarak bir roman kaleme almış.  Cengiz’in ‘Yalnızlığın başkenti bir Cemal Süreya Romanı’ adlı kitabını değerlendirmeden önce, kitabın arka planında yazma telaşında olduğu geçmişinin  ayak izlerini takip etmekte    yarar görüyorum.

1934 yılında ölen büyük dedesi İbrahim (Yıvo Qız), tacir ve tüccar olarak Dersim’den davar ve katık toplayıp kiraladığı katırlar ve sırtçılar (Salegci) ile  Harput pazarına sevk etmektedir. Karşılığında giyim ve züccaciye malzemesini satın alıp Dersim Aşiret pazarına sunmaktadır. Alan (Alu) ve Demenan (Demenu) Aşiretleri arasında yıllarca devam eden kardeş kavgasının anlamsız kan davası nedeniyle yol-yolaklar emniyetsiz ve can güvenligi olmadığından yaptıgı ticaret sekteye ugrar. Aşiret mevziisinden her seferinde kıl payı kurtularak dönen Yıvo Qız, “dış ticari pazara” açılmanın verdigi tecrübe ile hanımı Gevher’e: ‘Bu cehalet ne zamana kadar sürer? Memlekette ne iş-güç, ne ticaret, ne okuma var!’ (Na cayıleni hata keyi sona/ Welate made ne kar u yıso/ ne axsat u wendiso) diye hep yakınır. Ve bu cehalet o kadim coğrafyaya o kadar koymuş olmalı ki, evlerine sık sık ugrayıp cem tutan, kılamlar ve maniler okuyan Dersim’in tartışmasız seyit ve şairi Sey Qaji’nin Mıle Wuşe için söylediği dörtlük maninin şu iki dizesini hep tekrarlayıp dururmuş: ‘Allah aşiretlerimize körlük vermiş/ Onlara sabah da karanlıktır’(Haqi aşurune mare koraniye arda/ Yınure sodırı ki tariyo).

Atalarının ayak izlerini takip eden yazarın, üç yaşında yetim kalan dedesi büyük Hüseyin Cengiz, ticareti1956 yılında Kutuderesi’nde Bakkal-Kahvehane ile sürdürmeye başlar. Kortasur köyünden üç dört saatlik yürüyüş ile sabah açıp akşam kapatarak aynı yolu yürüyerek eve vardığı “ticari mekanını”   1960’ların başında  Tunceli il merkezine taşır.. Dedesinin bu ticari faaliyeti, üçüncü nesilden öğretmen ebeveynleri, mesleklerine paralel olarak kitap-kırtasiye işiyle başlayıp,  beyaz eşya ve mobilya satışı ile büyüterek sürdürürler.

Ardı sıra torun Hüseyin Cengiz, İşletme Fakültesi’nin teorik birikimini ve ailesinin ticaret ve sermaye birikimini birleştirerek 2000’li yıllarda Tunceli’deki ticari faaliyetini Diyarbakır ve İzmir illerine taşıyarak ticarete devam etmeye karar verir. Cengiz’in hiç de alışkın olmadığımız bir noktada yazar kimliği ile karşımıza çıkması beni asıl heyecanlandıran ve umutlandıran yer olmuştur. Zira ticaretin ağır koşulları ve  kaygan zemininde “Başka bir dünya mümkün diye” aradığı çıkış yolunu edebiyatta bulması bana göre en değerli yerde konumlandığı için de daha da anlamlı oldu.

H. Cengiz’in  yoğun gündelik hayatı içerisinde yazın çalışmalarına zaman ayırması başka bir derdinin olduğunu açıkça göstermekteydi ve bunu ilk kitabı ‘İçimdeki bana dokun’ ile  9 baskı, 2. kitabı ‘Ve sonra yol bitti’ ile  9 baskı ve son 3. kitabı ‘Yalnızlığın Başkenti Bir Cemal Süreya Romanı’ ile  17 baskı yapabiliyor olmasının, yazarın samimiyet ve içtenliğinin okurdaki karşılığı olarak gördüğümü ifade etmek isterim.

Deneme türündeki İlk kitabı “İçindeki bana dokun”dan sonra yazdığı iki romanındaki edebi gelişim, dil ve anlatım, yazarın gelecekte Türkçe roman yazanlar arasında değerli bir isim olacağını gösteriyor.

Şair Cemal Süreya’nın edebiyat dünyasındaki serüveni herkesçe biliniyor. Ama çocukluğu, gençliği ve şiir dünyası dışındaki yaşam güzergahı pek bilinmemektedir. İşte bu romanda Hüseyin Cengiz şiir dışındaki yaşamın izini sürüyor.  Süreya’nın hayatının, dolayısıyla da  şiirinin kırılma noktalarını ve dizelerinin arka planını okura sunuyor.

H. Cengiz, 1938 Dersim Soykırımında 7 yaşında olan C. Süreya’nın yaşam mücadelesini, kıyımda sığındığı mağaradan alarak, acılar yumağını ilmik ilmik dokuyor. Türk Edebiyatı’nda İkinci yeni akımının şairi ve kuramcılarından biri olan, C. Süreya’nın serüvenini akıcı bir dil ve etkileyici bir üslupla roman formatı içinde okuyucuya sunuyor.

Cemal Süreya Romanı biraz da H. Cengiz’in Dersim’e olan sevdasının ürünü olsa gerek…

Dersim’de çocuk yaşta mezalime uğramış, onca travmalar yaşamış Cemal, o müdürlüğünü yaptığı İstanbul Darphanesi’nde para ve mücevherin üzerine tribünle inen imza, mühür ve damgaların bir benzerini edebiyata da vurdu. H. Cengiz belki de bu mühür ve damgaların arka planını yazdı.

Romanın girişinde çocukluk dönemi pek bilinmeyen Cemal’i kurgu ağırlıklı olarak anlatan yazarın burada kaleminin serbest olduğu görülüyor, ama romanın ilerleyen safhalarında C. Süreya’nın yazılı metinlerde bilinen hayatı ve edebi maharetleri, aşk ve cinselliği, hüzün ve hezimetlerinde kurmaca yerini ağırlıklı olarak çok kez alıntılara yani realiteye bırakıyor.

Romanda yeri geldiğinde şairin edebi metinlerinden, dizelerinden ve yaşamına dair anlatılarından alıntıları ustalıkla seçerek romana giydiren yazar, fasıllarda Cemal Süreya şiirindeki imgeli dizelerle bizi sık sık karşılaştırıyor ki bu dizeler bazen romanda verilmek istenen mesajın çekirdeği oluveriyor.

Edebi inşa yükseldikçe fasıl aralarına ustaca yerel ve genel tarih, mitoloji, menkıbe, efsane ve masal fragmanlarını birer motif olarak yerleştiriyor. Bu motifleri monte ederken edebi akış ve anlam bütünlüğünü bozmuyor.

Folklor ve etnoğrafyadan yer yer yararlanıyor. C. Süreya’nın ‘Kahrolsun Folklor’ öz deyişine uygun olarakfolklora saplanıp kaybolma, statik kalma darlığı ve donukluğuna düşmeden, folklorik malzemeyi modern yazın formu içinde bir tuğla ve geçiş kemeri gibi kullanıyor.

Cemal Süreya’nın aşk ve cinsellik serüveni sevdalı şairimiz N. Hikmet ile aynı kulvarda yürümektedir. Bu, sanat ve kültür dünyasında sıklıkla karşılaşılan durumdur. Bu serüvenin iki tür faturası vardır. C. Süreya ikisini de ödemiştir. Pozitif ciheti ile sanatkarın yaratıcılığına, yani onca çile çekilmeden ve birikim sağlanmadan hissiyat ve sanatsal mükemmellik sağlanamayacağını o deli dolu şiirlerinde bizlere göstermiştir. Negatif yanı ile şaire, çocuklarına ve eşlerine kesilir, ki bu hezimettir.

H. Cengiz’in romanındaki edebi dil ve üslüp mükemmel. Fasıllar kısa, dil akıcı ve üslup etkileyicidir. Yıllarca Dersim Folkloru üzerine akademik çalışma yapan biri olarak söylüyorum: H. Cengiz, imgeleri, simgeleri ve metaforları yerli yerinde kullanıyor ve anlamlandırıyor.

Genç yazar H. Cengiz’in romanını inceleyerek okumayı bitirince, şair Can Yücel’in Deniz Gezmiş için yazdığı şiirin şu dizesi dilime dolandı: ‘Aşk olsun sana çocuk aşk olsun!’

Bundan sonraki çalışmalarında ‘ihtiyaç duyuldukça’ ona Folklor Cephesinden pek çok malzeme ile gönüllü katkıda bulunmaya çalışacağım. Edebiyatçı; tarih ve folklor toprağına ayağını iyi basmalı, ama orada da kalmamalı.

Hüseyin Cengiz bunu başarıyor. Kutlarım

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

18 + fifteen =