Connect with us

Dersim News, Dersim Haber, Dersim

Dersim Komünizmi…

Haberler

Dersim Komünizmi…

Fabrika olmayan Dersim’de fırın işçisi burjuvadır. Marx der ya makine yakılmaz, makineyi kullanan işçi örgütlenir diye, o da hikâye. Bunlar motorun olduğu her aleti yakıyor. Ama iyisi o ünlü Dersim masalında bu sırrı aramaktır. Susan Cemal Süreya’lar, Ecevit’in gizli yolculuğu ve Dersim solcusunun ruhu o masalın derinliklerindedir.

 

veli-yildiz-peri

Haydar KARATAŞ

İbrahim Kaypakkaya Seçme Yazılar adlı eserinde Mao’nun ‘Kızıl Siyasi İktidarlar’ makalesini yorumlarken; devrimci isyanı, ya da Maocu tabirle bozkırları tutuşturacak ateşi, “acının taze” olduğu yerlerden başlatmak gerektiğini söyler. 68 Kuşağı’nın bu delikanlısının ruhuyla söylersek, “tek bir kıvılcım dahi bütün bozkırları ateşe vermeye yeterdi…”
Öyleyse mesele acıdır. Dersim acısı Türk ve Kürt devriminin ateşi mi oldu bilemem, ama Anadolu’da acı çeken insanlar için süre gelen güzel bir gelenek vardır. Halk acı çeken, haksızlığa uğramış birini gördü mü yanına oturtur “yavrum anlat rahatlarsın,” der.

Acıyla öfke arasında da garip bir bağ kurarım, acı başını koyacağı merhametli bir omuz arar, oysa öfke öyle midir, öfkeye taraftar lazımdır. Biri derdini anlatırken, diğeri öldürür, öldürdükçe nefreti büyür, öyle bir noktaya gelir ki öfke kendini dahi boğar.

Acının ilacının anlatı olduğunu sadece Anadolu bilmez. ll. Dünya Savaşında büyük acılar yaşayan Yahudi toplumu 1947 yılında İsviçre’nin Basel kentinde yaptığı toplantıda bu meseleyi uzun uzun tartışır. Çünkü Yahudi gençler de daha savaş içinde kolları sıvamış Almanya’dan kaçan Nazi subaylarını, kaçtıkları yerde bulup öldürmeyi kafaya koymuşlardı. Sanırım Arjantin, Şili ve Brezilya’da bir kaç subay da öldürürler, ancak kongrede konuşan psikiyatrist Wilhem Reich gibi yazarlar, aman tek bir kişi dahi öldürmesin der, öldürürseniz gelecek zehirlenir, toplum derdini anlatmak yerine intikam peşine düşer. Herkes yaşadığını yazsın, filmini, resmini yapsın, der. Öyle de olur, bugün ll. Dünya Savaşı dendi mi, kimse öldürülen milyonlarca Çingene’yi(“Çingene” bilerek kullanılmıştır) , yüz binlerce Alman solcusunu hatırlamaz. Tabii keşke devlet kurmayın da deseydi. O zaman yeryüzü Çingene ve Yahudilere yaptıklarını okuyarak utanmaya devam etseydi. Sanki o devlet bu zehrin işlevini gördü ya, o da ayrı bir mevzu.

Ki, Tarantino “Soysuzlar Çetesi” adlı filminde derdini anlatmak yerine, ‘intikam almalıydık’ algısını tiye almak için tarihin yapraklarını geri sarar ve Nazileri hiç de zor olmayan bir metotla kurulan Yahudi örgütü tarafından öldürtür. O filmde Hitler dahi suikastla öldürülür. Tarantino ne mi söyler: “Buyrun çok istiyordunuz, alın size filmini yaptım.” İzlerken dahi sinema salonunda öyle koltuğunuza gömülüp kalırsınız.

Bu kongrede eğer o kurulan örgüt gerekli desteği alabilseydi Tarantino filmi gerçek olacaktı, ancak ırkçılığın ne olduğunu bize anlatan o anılar, romanlar, filmler olmayacaktı. Bana kalırsa Hrant Dink’in “Ermeni’nin damarındaki zehirli Türk kanı” dediği şey tam da buydu. Mesela ASALA o zehrin ürünü bir intikam örgütüydü. Ermenilerin Yahudiler gibi başarılı anlatı romanlarının olmamasının nedeni de bu zehirdir.

Aslında Dersim Anadolu’nun “anlat rahatlarsın” dediği yolda derdini anlattı. Siz bakmayın Dersim sustu mustu diyenlere, ancak Dersim’in aydın sınıfı oluşmadı, onu başka dillere çevirecek kişisi olmadı. Dersim aydını 1970’lerde ideolojik zehirleme yaşadı. Dersimliler okuma yazma bilmezdi ama kendi dillerinde, bildikleri anlatı dillerinde öyle eserler yarattılar ki neredeyse her ölümü yüreğin hafızasına kaydettiler. Bu güçlü bir Anadolu Alevi geleneğiydi, acıyı saza söze dökerlerdi.

Bir kısmı Türkçe diline de çevrildi Mustafa Düzgün, Hawar Torneceng (İmdat Yılmaz), Cemal Taş ve Mesut Özcan’ın derlediği Dersim ağıtlarının sayısı üç binden fazladır. Ne yazık ki bunların pek çoğu ucuz yayın evlerinin bodrumunda çürümeye bırakıldı. Türk ve Kürt aydınları Dersim dilini bilmez, o bilmemeyi Dersim konuşmadı şeklinde yorumladılar yıllarca. O ağıtları okurken, Nazilerden kaçıp bir çatı katına sığınmış Anna Fırank’ın gözlerini dahi görürsünüz. Nefesler tutulur, kollar bağlanır, askerler arasında sıra sıra ölüme gider insanlık… Ancak Dersimli ilk kuşak aydın ağıtın dilini yazıya dökeceğine silahı terci etti.

1938 sonrası okullu ilk kuşak 1970’lerde şehirlere indi, yani üniversitelere geldi Dersimli. Bu okullu kuşak devrimci arkadaşına dahi ben orada şunları yaşadım diyemedi, ama anne babasının inancını sol fikriyatın içine hızla şırınga etmeyi başardı, solu Alevileştirdi ve oradan da Alevilerin son çekirdek mekânı olarak onu Dersimlileştirdi. Anne babasının Hz. Ali’nin siluetine atfettiği bütün vasıfları örgütüne atfetti.

Bu satırları yazarken aklıma garip bir masal geliyor. Keşke böyle başlayacağıma o masalla başlasaydım, bu derdin cevabı aslında o masaldadır. O masalı dinlerken belki bu satırlara dahi gerek kalmaz ama gene de tarihin daha derinlerine gitmek gerekir, tarih öncesi köpeklerin havladığı zamanlara, bir garip geçmişe…

Kaypakkaya demişken oradan devam edeyim. Kaypakkaya da bir Aleviydi Alevilerin devlete olan uzaklığını biliyordu, onların korkusunu ve daha da garibi Çorum’da doğduğu Karakaya köyü 1825 yılında Dersim’den sürülen köylülerden oluşuyordu. Ailesinde o sürgünün izleri var mı bilemem, ama sonradan Tanzimat Fermanı’nı yapan M. Reşit Paşa ordusunu alıp Dersim üzerine yürüdüğünde Anadolu’ya ta Trakya’ya kadar dağıtılan Dersimli köylüler arasında onun doğduğu Karakaya köyü de görülür.

Kastamonu’da Kürt Mustafa Bey olarak bilinen Bülent Ecevit’in dedesi ise 1847 Dersim olaylarında Çarakan boyundan Kastamonu’ya sürülmüş bir Dersimliydi.

Yani Devrimci kuşak öncesi sürgünde büyümüş Dersimliler vardı. Onlar kendi ruhlarıyla garip bir hasbelkader eylerdi, bunun en güzel örneği Ecevit’in o ünlü şiiridir…. Ne zaman Doğu’ya gitse yolunu Pülümür’ün o yoksul dağ köyüne çevirir, ruhunun derinliklerindeki siyasetçi Ecevit’i unutur başka bir aleme geçerdi. Ecevit için bir tür “hac” yolculuğu olan bu ziyaretler için yazdığı o şiir şöyledir:

“pülümürün bir dağ köyünde gördüm onu
yaşını sordum bir giz gibi güldü
kimi seksen dedi köylülerden kimi yüz
yüzüne baktım bir giz gibi güldü

bir asa vardı elinde
bir solmuş kırallığın
kadifeden harmanisi üzerinde
bir hititliydi o bir selçukluydu
bir ermeniydi bir kürttü
bir türk

yaşını sordum bir giz gibi güldü
koluma girdi bir soylu kadınca
tozlu köy yolunda sürüyerek eteğini
beni tek gözlü sarayına götürdü
köy yapısı kulübesinin

zamanı onda yitirdim ben
yitik zamanlara onda eriştim
en soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayında
bir taç gibi kondu başıma türkiyeliliğim”

İlk kez 1977 yılında bu köye giden Ecevit’in sahiden de yaşlı bir kadınla bir eve kapandığını anlatırlar. Ne konuştu, elinde solmuş o eski krallığın bastonu ona ne dedi bilmiyoruz.
Edebiyatçı Cemal Süreya ise Dersim’deki acı hatıralarını doğrudan hiç konuşmadı, onu susturdu, ancak bir gün Zühal Tekkanat’a yazdığı bir mektupta acı hatıratı ilk defa dillendirdi. Bizim Cemal Süreya’nın Dersim şiiri dediğimiz şiiri, aslında hiç bir şiir kitabında yer almayan Zühal’e yazılmış o mektubun satırları arasında saklanmış ağlıyordu.

“Bizi kamyona doldurdular,” diyordu Cemal Süreya,
“Tüfekli iki erin nezaretinde,
Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular,
Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar,
Tarih öncesi köpekler havlıyordu…”

Tarih öncesi köpeklerin havladığı bu diyar, kente ve şehre indikçe susmuştur. İlk 1970’lerde devrimci hareket içinde konuşmuştur, ancak acının dermanı olan anlatıyı, ağıtı bir tarafa bırakmıştır. Öfke ve intikamı tercih etmiştir.

Bu öfke Türkiye sosyalist hareketini zehirledi, onu teslim aldı. Bir gazete yazısına sığmayacak bu konuya dair sadece şu kadarını düşünmek yeterlidir:
1975 yılına kadar Türkiyeli hiç bir illegal sol örgütün sekreteri Dersimli değildi, 1980 yılına gelindiğinde 11 örgütün sekreteri Dersimli oldu. Örgütleri bir bir ele geçirdiler, onların düşünce hareketlerine dönüşmesini sürekli engellediler. Bugün etkili olmasalar da hâlâ yedi illegal örgütün sekreteri Dersimlidir ve bunların tamamı şiddet eksenlidir.

Kürt solunu derseniz onun durumu da pek farklı olmadı, Kawa, Tekkoşin, PSYK’yi ele geçirdiler, sekreterleri Dersimliydi. Öcalan’ın başını çektiği PKK hareketine karşı ilk muhalefet olan Çetin Güngör (Semir) Dersimliydi, onu takriben Öcalan’ı devirmek için başını Dersimlilerin çektiği irili ufaklı 6 muhalefet hareketi oldu. Çok şükür başarılı olamadılar.

Dersim Komünizmi, Kürt barışına karşıdır, ister Kürt hareketi içinde olsunlar isterse sol gruplar içinde. Sol düşünce onun için silah demektir.

Fabrika olmayan Dersim’de fırın işçisi burjuvadır. Marx der ya makine yakılmaz, makineyi kullanan işçi örgütlenir diye, o da hikâye. Bunlar motorun olduğu her aleti yakıyor. Ama iyisi o ünlü Dersim masalında bu sırrı aramaktır. Susan Cemal Süreya’lar, Ecevit’in gizli yolculuğu ve Dersim solcusunun ruhu o masalın derinliklerindedir. Dul kadının ahı…

BirGün Pazar

Sosyal medyada paylaşın
        
   
2 Comments

2 Comments

  1. cevo

    15/09/2014 at 14:27

    Sevgili Haydar’in sordugu soru gerçekten onemli: acinin ilaci nedir?

    Ama “Ancak Dersimli ilk kuşak aydın ağıtın dilini yazıya dökeceğine silahı terci etti” derken biraz abartiyor. Dersimlileri, solcularin, Kürtlerin için çikamayacaklari, butun guçlerinin, enerjilerinin ve mahsumiyetlerinin feci sekilde yipratacak olan bu siddet sarmalina nasil çekildigi gerçekten uzerinde dusunulmesi gereken bir mesele.
    Ama “Dersimlilerin TERCIHI”nden bahsetmek biraz asiri.

    Yahudiler meselesinde de durum çok abartili. Israil’in kurulusunda rol oynayan siyonistlerin çogu Rus imparatorlugunda katliamlara maruz kalmis insanlar ve Filistin meselesinde siddetten ne derece uzak durduklari veya birawo dela Haydarin dedigi gibi “anlatiyi” ne kadar “tercih ettikleri” tartisilmali.

    Ama Haydar onemli bir meseleye isaret ediyor; Orta Dogu içine girdigi korkunç siddet girdabina battikça siddet bizimkilerden bazilarini da cezbedebilir (Geçmiste Nepal’e gidenler simdi Rojavaya gitmeye basladilar).

    Ama ne yapmali sorusu da oldugu yerde duruyor; siddet gelip kapiya dayanacak, Elazig’da, Erzincan’da isid adi altinda “vurun, mali, mulku, esi, kizi helaldir” deyip saldiracaklar, çok uzak degil.

  2. Pingback: Dersim Komünizmi-2: ‘Arı Kovanına Güve Girdi’ | Dersim News, Dersim Haber, Dersim, Tunceli Haber, Dersim Haber Sitesi, Dersim Haberleri, Tunceli Haberleri,Dersim 38, Kırmancki, Zazaca, Dersimce, Alevi Haberleri, Pülümür, Hozat, Ovacık, Mazgir

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

13 − seven =

More in Haberler

To Top